Seçim sonuçlarıyla tartışılan Kuzey Kıbrıs, yıllardır hangi ağır sorunlarla karşı karşıya?
Kuzey Kıbrıs seçimlerinin sonucu Türkiye’de geniş yankı uyandırdı. AKP-MHP iktidarının desteklediği mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, ağır bir yenilgiyle koltuğu Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman’a bıraktı. Bahçeli katılım oranı üzerinden sonuçlara itiraz ederken, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Erhürman’ı tebrik etti. Peki AKP-MHP blokunda farklı refleksleri ortaya çıkaran Kıbrıs; siyasi, sosyal, ekonomik ve jeopolitik açıdan neden bu kadar önemli? Ülke yıllardır hangi ağır sorunlarla yaşıyor?

Kıbrıs’ın stratejik konumu, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ve ulusal “dava” boyutu bir yana, Kuzey Kıbrıs bugün Türkiye’ye bağlı karmaşık bir çıkar ağının merkezi konumunda. Özellikle 2010’lu yıllardan itibaren adanın kuzeyi, suç ekonomisi ve kara para aklama faaliyetleriyle anılır oldu.
1990’lardan sonra Türkiye’de kumarhanelerin yasaklanmasıyla birlikte birçok kumarhane, casino ve off-shore şirket Kuzey Kıbrıs’a taşındı. Bu süreç, Kuzey Kıbrıs’ı Türkiye’nin adeta “arka bahçesi” haline getirdi. Uluslararası alanda tanınmamış ve denetim mekanizmaları zayıf bir devlet olan KKTC, günümüzde dünyanın en büyük kara para aklama merkezlerinden biri olarak anılıyor. Adaya özellikle Rusya, Kafkasya ve Türkiye bağlantılı büyük paralar aktığı ve yasadışı gelirlerin burada rahatça “temize çekildiği” ifade ediliyor.
UYUŞTURUCU TİCARETİNİN, KUMAR VE ONLİNE BAHİSİN MERKEZİ
Kuzey Kıbrıs aynı zamanda Avrupa ile Orta Doğu arasında uyuşturucu kaçakçılığının kritik duraklarından biri olarak anılıyor. Son yıllarda adada yaşanan mafya çatışmalarının da bu uyuşturucu güzergâhının getirdiği anlaşmazlıklarla bağlantılı olabileceği yorumları yapılıyor. Örneğin, 2021’de başlayan uluslararası kokain rotası skandalında suç örgütü lideri Sedat Peker, Venezuela-Türkiye hattındaki uyuşturucu trafiğinin Kıbrıs üzerinden yürütülmeye çalışıldığını öne sürmüştü.
Adanın kuzeyi kumar ve online bahis sektörünün de üssü olarak kamuoyunda karşılık buluyor. Bu değerlendirmenin en çarpıcı örneği, Halil Falyalı isimli kumarhane ve bahis baronunun yıllarca Kuzey Kıbrıs’ta dokunulmaz şekilde varlık sürdürmesiydi. Falyalı, ABD tarafından uyuşturucu ve kara para suçlamasıyla aranan bir isim olmasına rağmen Kuzey Kıbrıs’ta korunaklı yaşıyordu.
Şubat 2022’de Halil Falyalı’ya suikast düzenlendi. Bu cinayet, adadaki karanlık düzenin çatırdamaya başladığını gösterdi. Falyalı’nın öldürülmesinin ardından yakın ortağı, diğer bir tabirle “kasası”, Cemil Önal itirafçı oldu. Önal, yasa dışı bahis gelirlerinin Türkiye’de bazı yatırımlara kanalize edildiğini, hatta bu parayla Türkiye’de bir banka satın alındığını öne sürdü. Dahası, Önal’ın ifşaatlarında Türkiye’deki üst düzey siyasilerin isimleri geçti.
Bu iddialar yayınlandığında iktidarın “heybedeki turp” söylemine karşılık ana muhalefet lideri Özgür Özel “Kıbrıs kadar büyük bir turp var” göndermesi yaptı. Bunlar yaşanırken Önal Hollanda’da koruma altındayken 1 Mayıs 2025’te uğradığı suikastta hayatını kaybetti. Art arda gelen bu infazlar, Kuzey Kıbrıs’taki mafya düzeninin ve bunun Türkiye bağlantılarının ne denli derin olduğunu gözler önüne seriyor.
FUHUŞ VE İNSAN KAÇAKÇILIĞI
Araştırmalarda Kuzey Kıbrıs’taki karapara trafiğinin bir diğer boyutu fuhuş ve insan kaçakçılığı olarak belirtiliyor. 2014 yılında yapılan bir araştırmada fuhuş yapılan gece kulüplerinin müşterilerinin yüzde sekseninin kumar oynamak için adaya gelenlerden oluştuğu belirtiliyor. Bu durum insan ticareti, fuhuş ve yasadışı bahis sektörü arasındaki bağlantıları da ortaya koyuyor. Adanın tartışmalı siyasi statüsünün getirmiş olduğu yasal boşluklar bu durumun oluşmasındaki en büyük pay sahibi faktör olarak değerlendiriliyor.
2025’in Mart ayında yayımlanan Kuzey Kıbrıs’ta Yolsuzluk Algısı raporuna göre ise adada yaşayan halkın çok büyük bir kesimi yolsuzluk, rüşvet ve adam kayırmanın ülkede çok yaygın olduğunu düşünüyor ve belirtiyor. ABD Dışişleri Bakanlığının 2024 İnsan Hakları Uygulamaları raporunda da Kıbrıs’ın kuzeyinde yolsuzluğun ve insan ticaretinin ön planda olduğu belirtiliyor. Gazetecilerin araştırmalarında ise birçok genç kadının çeşitli aracı kurumlar aracılığıyla, “öğrenci” vizesiyle diğer ülkelerden getirildiği belirtiliyor. Bu durum, Kuzey Kıbrıs’ı yönetenlerin yıllardır görmezden geldiği ya da dahil olduğu bir başka karanlık tablo olarak eleştiriliyor. Hatta Kıbrıslı bazı gazeteciler “Kıbrıs’ın kuzeyi Türkiye’nin lağım çukuruna dönüştürüldü” diyerek kumar, fuhuş, uyuşturucu ve karaparanın kol gezdiği bir vahşi düzen kurulduğunu ifade ediyor.
ANKARA’NIN DAYATMALARI VE TOPLUMSAL TEPKİ
Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs üzerinde pek çok yönden etkisi var. AKP iktidarı döneminde artan şekilde dini ve siyasi dayatmalar yaşandı. Ankara, KKTC’yi kimi zaman kendi politikalarının uzantısı gibi görüyor. Örneğin adada büyük bir “Külliye” (saray) inşa edilmesi ve çeşitli altyapı projeleri Ankara’nın onayı ve finansmanıyla gerçekleşiyor.
Yine son dönemde (Mart-Nisan aylarında) eğitim kurumlarında türban serbestisi getirilmesi girişimi, Kıbrıs Türk toplumunda büyük protestolara yol açmıştı. Laiklik hassasiyeti güçlü olan Kıbrıslı Türkler, Türkiye’den gelen bu tür İslamcı-muhafazakâr baskılara karşı sokaklara döküldü. On binlerce kişi “Kıbrıs laiktir, laik kalacak” sloganlarıyla eylemler yaptı.
Ancak ülke yönetimi, Ankara’nın talebiyle ortaöğretimde başörtüsünü serbest bırakan düzenlemeyi uygulamaya koydu. Bizzat Erdoğan da “Kızlarımızın başörtüsüyle uğraşmaya kalkarsanız karşınızda bizi bulursunuz” diyerek Lefkoşa’dan tepki gösterenlere gözdağı verdi. Bu tür gelişmeler, Kıbrıslı Türklerin kendi kendini yönetme iradesinin hilafına, Türkiye’nin adayı adeta bir arka bahçe veya uydu gibi gördüğüne dair eleştirileri güçlendirdi.
“GAYRİRESMİ MİLLİ DAVA” İÇİN ÖNEMLİ
Tüm bu tablo içerisinde Kıbrıs, Türkiye için stratejik ve tarihi bir mesele olmanın ötesinde günümüzde ekonomik ve siyasi çıkarların düğümlendiği kritik bir nokta haline gelmiş durumda. Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervleri, askeri-jeopolitik konumun yanı sıra, “Kıbrıs Türklüğüne sahip çıkma ülküsü” gibi söylemler sık sık vurgulansa da perde arkasında Kuzey Kıbrıs’ın sağladığı “serbest bölge” imkanları da önem arz ediyor.
Kara para aklama, yasa dışı bahis, kumar gelirleri, uyuşturucu rotaları ve insan kaçakçılığı gibi yasa dışı faaliyetler Kuzey Kıbrıs ile özdeşleştirilirken, bunların önemli bir kısmının Türkiye’deki kimi odaklarla bağlantısı da her geçen gün yeni iddialarla gündeme geliyor.
Dolayısıyla Kuzey Kıbrıs’ta iktidar yanlısı bir yönetimin olması, Ankara açısından sadece “milli dava” için değil, ülkedeki “düzenin” devamlılığı için de değerli.
Bahçeli’nin sonuçlara yönelik çıkışı, yüzde 65’lik katılım oranını gerekçe göstererek yaptığı eleştiri, temsil ettiği çevrenin tedirginliğinin tezahürü olarak okunabilir. Erdoğan ise pozisyondan ötürü daha temkinli davranarak yeni yönetime açık kapı bıraktı ancak “Türkiye’nin çıkarlarını koruma” vurgusu yapmayı da ihmal etmedi.
Son seçimle birlikte Kıbrıs’ta yaşananlar, yalnız adanın değil Türkiye’deki güç dengelerinin ve karanlık ağların geleceğini etkileyebilecek gelişmeler olarak da dikkatle izleniyor.


