birgün

5° PARÇALI BULUTLU

author

Seçimlere giderken Türk milliyetçiliği

İç politikada müttefik arayan Erdoğan bu süreçte Bahçeli’nin milliyetçi söylemini pragmatik bir biçimde benimserken Bahçeli de yakın zamana kadar dillendirdiği Erdoğan ve AKP eleştirilerine dair bir amnezi icat etti.

BİRGÜN PAZAR 22.01.2023 10:03
Seçimlere giderken Türk milliyetçiliği Fotoğraf: DepoPhotos
Abone Ol google-news

2023 seçimlerine giderken Türk milliyetçiliğinin çeşitli formları, iktidar bloku ile 6’lı Masa arasındaki iktidar kavgasında belirleyici olmak için birbirleriyle kıyasıya mücadele ediyor. Bu mücadelenin bir tarafında legal siyasi alanda cereyan eden politik rekabet var. MHP’den İYİ Parti’ye BBP’den Zafer Partisi’ne çok sayıda aktörün milliyetçi seçmenden destek almak adına yaptığı siyasi hamleler, Türk siyasetindeki aktüel kamplaşmayı değiştirmese de milliyetçi bir dilin hegemonik olmasına yol açıyor. Ancak mesele bununla sınırlı değil. Devlet içindeki çeşitli gruplara ve suç örgütlerine kadar uzanan ve legal siyaset alanında görülenin çok ötesindeki bir şiddeti içeren büyük bir nüfuz mücadelesi, Sinan Ateş cinayeti ve ardından yaşananlarda örneklendiği üzere seçim arifesinde zaman zaman su üstüne çıkıyor.


Milliyetçi örgütlenmeler arasındaki çekişmeyi anlamak için ilk bakılması gereken yer şüphesiz MHP’nin son 20 yılda yaşadığı değişim. MHP, 2002-2015 arasında AKP karşısında mevzilenen Cumhuriyetçi, Kemalist, sosyal demokrat toplam ile dirsek teması kuran ve sağ siyasette AKP’ye muhalefetin “şahin” kanadını temsil eden bir parti konumundaydı. AKP’nin Kemalist, ulusalcı kadrolara açtığı savaşı ve Fethullahçı çeteyle işbirliğini tehdit olarak gören MHP yönetimi, söylemsel olarak Baykal’ın CHP’si ile yakınlaşmıştı. Bahçeli ve dönemin MHP yöneticileri, geleneksel güç kaynağı olan Orta ve Doğu Anadolu’daki seçmeni muhafaza ederek yüzünü Batı’ya çevirmişti. Seküler bir tabana yönelme politikası, MHP’nin 90’lardaki siyasi stratejisinin bir devamı niteliğinde olmakla beraber ancak 2010’ların başında bir netice oluşturmaya başlamıştı. 2013’te Gezi Direnişi patlak verdiğinde, kimi MHP’lilerin AKP muhalifi bu kitlesel güce en azından ilk etapta sempatiyle yaklaşması bundandı.

Ülkücüler arası rekabet

Bahçeli’nin MHP’si, AKP’nin 7 Haziran seçimlerinden sonra netleşen makas değişikliğiyle “muhalif” taraftan “muktedir” tarafına geçti. MHP yönetimi bu hızlı geçişi basit bir yer değiştirme olarak değil, bir “devlet projesi” olarak niteledi ve kendi tabanına da böyle aksettirdi. Erdoğan-Bahçeli yakınlaşmasının çimentosu ise 15 Temmuz Darbe Girişimi ve ardından 17 Nisan Referandumu oldu. İç politikada müttefik arayan Erdoğan bu süreçte Bahçeli’nin milliyetçi söylemini pragmatik bir biçimde benimserken Bahçeli de yakın zamana kadar dillendirdiği Erdoğan ve AKP eleştirilerine dair bir amnezi icat etti. Söz konusu süreç elbette salt Erdoğan ve Bahçeli’nin kişisel tasarruflarıyla açıklanamaz. Uluslararası siyasetin dinamiklerinden devlet içindeki kaotik duruma kadar birçok nedeni vardı söz konusu ortaklığın. Ve AKP-MHP zorunlu işbirliğinin her iki taraf için avantajları kadar dezavantajları da olacaktı.

MHP, Saray rejiminin kurulmasındaki rolü ve akabinde bürokraside elde ettiği güçle profesyonel kadrolarının bir bölümünü memnun etti. Özellikle güvenlik bürokrasisinde AKP ile asimetrik olarak tanımlayabileceğimiz bir orana ulaşırken MHP karşıtı AKP’li bürokratların yükselişine de set çekmenin keyfini sürdüler. Bununla birlikte MHP yönetimi, partinin 2000’lerde Batı’da kazandığı seçmenin tepkisiyle yüz yüze geldi. MHP içindeki iktidar mücadelesinde iktidar güdümlü müdahalelerle önü kesilen Akşener, sözünü ettiğimiz tepkiyi yeni bir politik parti inşa etmek için bir fırsat olarak gördü. Nitekim Akşener ile beraber hareket eden “küskün MHP’liler” laik Cumhuriyetçi değerlerle Türk milliyetçiliğin klasik sağcı yorumunu sentezleyerek kıyılarda, görece gelişmiş kentlerde serpilmeye başladı. Bugün Batı bölgelerinde İYİ Partili olanların önemli bir bölümü sosyolojik olarak CHP tabanına yakın. İYİ Parti, Orta Anadolu’da ise hâlâ MHP’nin kurduğu geleneksel ilişkilerinin gölgesinde ve bu bölgede kadrolar ve tabanın sosyolojik profili CHP’ye bir hayli uzak. Akşener’in Bahçeli’nin “eve dön” çağrılarına, Erdoğan’ın Cumhur İttifakı’na çekme denemelerine neden prim vermediğini partinin bu sosyolojik yapısına bakarak anlamak mümkün.

Kılıçdaroğlu ve Akşener’in milliyetçilerden beklentisi

Akşener başta olmak üzere İYİ Parti yönetimi de Kılıçdaroğlu da mevcut iktidara muhalif olan Türk milliyetçisi kadroları, olası bir seçim zaferi sonrasında devlet mimarisi yeniden inşa edilirken başvurulacak kaynak olarak görüyor. Kılıçdaroğlu’nun “en ülkücü benim” çıkışları, Bahçeli’nin siyasetine karşı çıkan ülkücü “kanaat önderleri” ile sık sık mesai yapması yalnızca “sağa açılmayla” izah edilebilecek işler değil. AKP-MHP ortaklığından rahatsız ülkücüler, CHP Lideri’nin “kucaklaşma” siyasetinin önemli bir unsuru. Hatta Kılıçdaroğlu, ülkücülerin liberaller, sosyal demokratlar, Kürtlerle kendisinin elçiliğinde barışabileceğine ve yeni bir toplumsal uzlaşmanın filizlenebileceğine inanıyor. Akşener ise merkez sağa konumlanma hedefinden vazgeçmeden Türk milliyetçilerinin “doğal” adresinin İYİ Parti olduğunu her fırsatta kanıtlamaya çalışıyor. HDP ile yan yana görünmekten Akşener’in bu denli kaçınması bir yanıyla Kılıçdaroğlu’ndan kendini ayırt etme diğer yanıyla MHP’deki erimeyi kendi lehine çevirme arayışının bir yansıması. Seçimi kaybeden bir MHP’nin makam vererek partide kalmasını sağladığı ülkücüleri artık tutamayacağı tahmin ediliyor.
MHP ise seçmenini büyüterek siyasette söz sahibi olmayı hedefleyen bir parti değil artık. 1990’ların ikinci yarısında girdiği kitleselleşme eğiliminden çok uzakta, devlet içindeki kadrolara ve mafyatik ilişkiler ağına geri çekilmiş, kaderini AKP ile ortaklığa bağlayarak ipotek altına almış bir parti görünümünde. Bu ilişkiler ağının öyle ya da böyle parçası olan ve kendini MHP’nin müstakbel genel başkanlığına hazırlayan parti dışında da çeşitli isimler var. Şayet iktidar bloku kaybederse MHP’de hem yönetim hem de seçmen düzeyinde değişim kaçınılmaz görünüyor.
Özetle, 2023 seçimleri sadece rejimin akıbetini değil milliyetçi aktörlerin de siyasetteki konumunu belirleyecek. Milliyetçilerin politik örgütler ve özellikle devlet içinde uzun süredir devam eden paylaşım kavgası yeni bir faza geçecek. Sonuç ne olursa olsun, belli ki kaybedenler koltuklarına veda edecek.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol