birgün

23° AZ BULUTLU

GÜNCEL 28.08.2015 09:14
author

Şehir Tiyatrosu sanatçılarına çağrı!

Karşı komşularımız iki kardeş öğretmendiler. Yaşlıca iki kadın! Annem kahramanım benim. Yolunu gözlüyorum tüm gün, pencere kenarında hasret, çocuk gözlerle bakıyorum. Tuhaf bu özlem hiç dinmez. Komşularımız ilkokul öğretmeni; evlenmemişler, çocukları olmamış. Annem öğretmenlere hürmet gösteriyor, onlar da bana yakınlık duyuyorlar. Evleri nedense soğuk, uzak geliyor. Halen çocuksuz evlerden ürkerim. Duvarlar gridir. Demek saplantı olmuş bende! İnsan zihni ne tuhaf; olmadık görüntüler, bilgiler, ansımalar çıkar gelir aniden karşına…

Öğretmen kardeşler çocuklara düşkün, belki hasret… Hafta sonları öğrencilerini tiyatroya götürüyorlar düzenli. Daha beş yaşındayım, beni de davet ediyorlar birine. Annem memnuniyetle kabul ediyor ve tiyatroyla ilk tanışmam böyle oluyor. Fatih’e gidiyorum çocuk kalabalığıyla, en küçükleri benim, şaşkın ve mutluyum. Şehir Tiyatrosu burası; adı şimdi Reşat Nuri Sahnesi… Tiyatroda ilk günüm bu. Büyüleniyorum, heyecanlanıyorum, geceler boyu düşlerime giriyor gördüklerim, anımsıyorum orasını.

Zamanla öğreniyorum; oynamak sadece çocuklara özgü değil her yaş bu gereksinimi taşıyor insan. Bu oyun sahnedekilerle, kulistekilerle başlıyor, anlıyorum ki, bizimle, yani seyirciyle tamamlanıyor. Işıklar sönünce yalan dünya donuyor, bambaşka ve hakiki olanı gösteren perde aralanıyor. Kahkahalarla gülüyoruz, gözlerimiz doluyor bazı bazı… Şarkılar yükseliyor, danslar ediliyor ve bir sevinçle alkışlıyoruz birbirimizi. Tiyatro kimsenin değil, hepimizin…

Önce Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ni yıktılar. Sonra sanatçılara ‘diz çöktürdüler’. Yazık ki bir türlü tehlikeyi göremeyenler hâlâ orada. Aylar önce, tiyatronun ‘100. Yıl’ kutlamaları zamanında aşağıdaki satırları yazdım:

“İstanbul’un tiyatroları yakıldı. Bir bir düştü uygarlık, aydınlık kaleleri. Elimizde bir tek Muhsin Ertuğrul sahnesi kalmıştı. Dünyanın tüm gelişkin kentlerinde tiyatro salonları müstakildir. Binanın kimliği vardır. Bizim tiyatromuz yeterli olmasa da, önemi buradan geliyordu. Pasajlara, alışveriş merkezlerine sıkışmadan, dimdik duruyordu. Tam bir tiyatro olarak! Peki, sonra ne oldu? Bir ‘Çılgın Proje’ye kurban gitti. Şehir Tiyatrosu oyuncuları direnelim, dediler. Yanlarında olduk. İstanbul’u beton kente çevirmek için yıktılar tiyatromuzu. Her zaman olduğu gibi tiyatro içinde işbirlikçiler bulundu ve sonuçta örgütsüz olmanın cezası ödendi. Biz direndik ama tiyatronun içinden kimileri arkadaşlarını kolayca sattılar.”

Yanılmadım. Yazık ki zaman haklı çıkardı beni. Önce tiyatronuzu başınıza yıkarlar, sonra mesleğinizi nasıl yapacağınızı size öğretmeye kalkarlar, yetmez, arkadaşlarınızı fikirlerinden ötürü kapının önüne koyarlar. Biri çıkar: “Sanatı siyasete alet etmeyelim” der. Bilmez olur mu hiç, her iyi sanat yapıtı alabildiğine siyasaldır. Çehov, Brecht, Shakespeare nasıl siyasal olmaz? Haldun Taner, Vasıf Öngören, Asal Çiğiltepe, Sermet Çağan ne peki? Hayat siyasaldır, tiyatro hakikattir, bildik yaşamdan öte bir yaşamdır, kaçınılmaz olarak siyasaldır!

Levent Üzümcü sosyalist bir oyuncu! Doğal olarak memleketine karşı duyarlı… ‘Gezi Dirilişi’ süresinde en önde yer aldı. Üstelik ülkenin en paralı dizilerinde başrol oynarken, bilerek isteyerek tutuştu kavgaya. Görüyordu gericiliğin, yobazlığın insanımızı nereye sürüklediğini. Susmadı. Fikrini açıkladı. Önce ekranlar kapandı Üzümcü’ye, sonra, evi saydığı Şehir Tiyatrosu’ndan kovuldu!

Levent Üzümcü’nün kovulması herhangi bir olay değildir. Artık Şehir Tiyatrosu sanatçıları bunu iyice anlamalı ve başlarını gönüllü biçimde giyotine uzatmamalılar. Er ya da geç sıra onlara gelecek. Bazı meslekleri yapmanın sorumluluğu başkadır. Hekimlik, gazetecilik, yargıçlık gibi! Sanatçı toplumun haysiyeti için direnmeye mecburdur. Levent Üzümcü yeniden tiyatroya dönene dek provalar, gösteriler durmalı! Seyirciyle omuz omuza direnmeliler. Unutmayın gücünüz sandığınızdan fazladır. Eğer baskıya, diktaya, sansüre boyun eğerseniz, tarih sizi de hak ettiğiniz biçimde yazar. Bakın aylar önce o yazıyı nasıl bitirmişim:

“Hazır olun başınıza geleceklere. Er ya da geç görevden alınacaksınız. Üstelik İstanbul’un Kadir Abisi yönetmiyor ki kenti! Biliyorsunuz kimin kararları verdiğini… Dayanak olmak istemiyorum o yapıya, meşruiyet sağlasın istemiyorum gericilik. Tiyatro insan gerçeği, benden iyi bilirsiniz bunu. Şöhret, itibar devşirmek akıllı bir taktiği siyasi iktidarın! Ardından işi bitince tekmeyi basmak…”

Karar sizin!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız