Şehirden yükselen itiraz
Feride Çiçekoğlu’nun aynı adlı kitabından adını alan Şehrin İtirazı sergisi, Bursa’dan sonra Mecidiyeköy Sanat’ta sergileniyor. Küratör Laleper Aytek, “Şehrin itirazı birbirimizin sesini duymak, duyurmaktır” diyor.

Deniz Burak BAYRAK
Mecidiyeköy, İstanbul’da trafiğin en yoğun olduğu noktalardan biri. Kültür-sanat alanında geri planda kalan semt, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başarılı hamlelerinden biri olarak açtığı galeriyle bu açığı da kapattı. Ana arterin tam ortasında güzel bir peyzajla yaşama geçen Mecidiyeköy Sanat’ta, son günlerde bir isyanı dile getiren bir sergi var. Küratörlüğünü Laleper Aytek’in üstlendiği ‘Şehrin İtirazı’ adlı sergi, 14’üncü Bursa Uluslararası Fotoğraf Festivali’nde solo sergileriyle yer alan 17 fotoğrafçının 58 eserinden oluşuyor.
Ayrıca bu yıl festivalde ilk kez yer verilen ‘Gençlere Saygı’ bölümünde eserleri sergilenen 6 genç sanatçının fotoğrafları da İstanbullularla buluşuyor. Kadın fotoğrafçıların da sergide yüzde 61 oranla temsil edildiği de ekleyelim. Hem sergi hem de festival, isim ve temasını yazar Feride Çiçekoğlu’nun aynı adlı kitabından alıyor. Aytek ve Çiçekoğlu, BirGün’e sergiyi anlattılar.

Sergiden bağımsız başlarsak; şehir itiraz ederse ne olur?
Şehrin itirazı, şehre itirazımızdır aslında; bireysel/toplumsal itirazlarımızın, güncel/tarihsel itirazların; şehrin dokusu, mekânları, sokakları, sesleri, insanları, yüzleri, kimlikleri kısaca şehrin bizdeki karşılığı ve duygusu üzerinden sesidir, çığlığıdır. Birbirimizin sesini duymak, şehre katılmak, insanlarıyla buluşmak, kendi (iç) seslerimizi duymak ve duyurmaktır. Kendimizi, birbirimizi, hayatı, zamanı anlamak ve anlamlandırmak için bilmediğimiz hikâyeler duymaya çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum ve şehir de hayat gibi nefes alan ve nefes veren bir dünya, itirazında çoğalan ve çoğaltan…
Serginin İstanbul’un en işlek noktasında açılmış olmasını değerlendirir misiniz?
İBB’nin galerilerinden biri olan Mecidiyeköy Sanat çok işlek ve merkez/geçiş noktası olan Mecidiyeköy’ün ortasında (oval) bir cam mekân. Galerinin yapısı sergilerin günbatımıyla birlikte dışardan da izlenmesini mümkün kılıyor. Akşam saatlerinde galerinin ışıkları da yanıyor, böylece 24 saat izlenebilir bir sergi mekânındayız aslında. Böyle bir galeri yapısının izleyici sayısını çok arttırdığını görüyorum. Festivalin, fotoğrafçıların ve işlerinin görünürlüğünün artmasını ve şehrin itirazı üzerinden fotoğraf üzerine konuşmamızı önemsiyorum. 14’üncü yılında ilk defa bir başka şehre misafir olan Bursa Uluslararası Fotoğraf Festivali’nden 58 fotoğraflık bir seçkinin Mecidiyeköy’ün kalbinde bir noktada izleyiciyle buluşuyor olması bu nedenlerle çok sevindirici.
Fotoğraf sanatı kentleri ve toplumları yansıtmakta çok etkili. Bu güç nereden geliyor?
Tek fotoğrafla, bir seriyle ya da uzun soluklu bir projeyle; bir nesneyi, bir insanı, bir mekânı, bir bakışı ya da bir duyguyu kendi tarihinden, kullanımından, akışından ve bağlamından koparıp, bugüne yerleştirmek, bunu başka fotoğraflarla da yaparak yeni bağlamlar aramak, bulmak ve kurmak; zihinde yeni olasılıkları tetikleyerek, mevcut ve aşikâr benzerliklerin ve ilişkilerin ötesine taşımak, yeni/farklı hayallerin, düşüncelerin ve sorgulamaların kapısını aralayabilmemiz için bizlere sonsuz ihtimaller sunmaz mı? Bence sunar. Fotoğrafın bu anlamda güçlü ifade biçimlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Sözün olmayışı gizemli bir niyeti her zaman saklar ve fotoğrafçı da (aslında izleyici de) görüntünün kodsuz doğallığına açıkça müdahale eder. Bu da gösterilenden başka bir şeyi göstermektir aslında. Belki de İlhan Berk’in şiir üzerinden söylediği gibi fotoğrafın da fotoğrafçının da gücü, ‘imayı, o dolaylı anlatmayı, sezdirmeyi, ölümcül dokunmayı, o büyüyü’ aradığı, bulduğu kurduğu ve kurabildiği yerdedir.
Serginin kent kültürü ve tarih yazımına nasıl bir katkısı var?
Festivalde sergilenen 33 fotoğrafçının kendi kişisel yaklaşımlarını yansıttıkları fotoğrafları, içinde yaşadığımız döneme ve ağırlıklı olarak bu coğrafyadaki ‘İnsanlığın Aile Albümü’ne eklediğimiz fragmanlar olarak kentlerin kültürüne ve tarihine katkısı olduğunu düşünebiliriz. Zamanın ruhuna, dünyanın ahvaline, gidişine ya da gidemeyişine eşlik ettiğini söyleyebileceğimiz bu fotoğraflarda, fotoğrafçıların sorularından, duygularından yola çıkarak baktıkları şehirlerin, hayatların, insanların, mekânların, itirazların ya da isyanların izlerini sürüyoruz. Kişisel ve toplumsal düzlemde farklı tanıklıkların, seslerin, sokakların, dünyaların ve kimliklerin izleri…
∗∗∗
GEZİ DİRENİŞİ’NDEN İLHAM ALAN ESERLER
Serginin ve festivalin, yazar Feride Çiçekoğlu’nun 2015’te Metis’ten çıkan ve alt başlığı ‘Gezi direnişi öncesi İstanbul filmlerinde isyan eşiği’ olan Şehrin İtirazı kitabıyla ilgisi var. Serginin bir metropolün ana arterinde konumlanması için “Bursa’daki sergiden bir seçkinin İstanbul’a gelmesi ve şehrin en merkezî yerlerinden birinde konumlanması bize birden fazla şey söylüyor. Her şeyden önce bu mekânın şehre bir kültür hizmeti sunmak üzere yeniden tasarlanmış olduğunu hatırlatıyor” diyor; “Trafik karmaşasının ortasında ama özenle kurgulanmış bir yeşil ve kamusal alan içinde yer alan galeri iyi şeylere layık olduğumuzun tanığı. Hemşehrilik ilişkisini, dirayetli yerel yönetimin önemini, birbirimizle kültür ve sanat vesilesiyle karşılaşmanın güzelliğini vurguluyor. Hatırlıyoruz ve kendimizi iyi hissediyoruz.
Her şeye rağmen” diye ekliyor. “Sizce şehir itiraz ederse ne olur?” sorumuza karşılık Çiçekoğlu şu sözleri kaydediyor: “Ağacını, suyunu, toprağını korur. Nefes alır, nefes aldırır. Müteahhitlerin, kâr amacıyla kamusal alanları talan edenlerin değil, insan olanların talepleri dile gelir. Şehir itiraz ederse şehir yaşanır olur.”



