Serbest
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR


Serbest deyince aklımıza hemen “istediği gibi davranabilen, özgür” filan gelir. Ama hiç aklımıza gelmeyen bambaşka anlamı da vardır, bu yazının konusu işte budur.

Mesela… Serbest seçim vardı. Niye kayyum atandı? İlk gerekçesi belki şudur: Mardin, Diyarbakır, Van da Fırat’ın doğusudur. Çünkü buradaki doğusu, doğrusu, Suriye’dekinden daha kolay lokmadır. Gerekçelerden diğeri CHP-HDP muhabbetine konulmak istenen takoz olabilir. Ama belli ki bu sefer de ters tepmektedir. CHP kayyuma karşı seçilmişten yana irade beyan etmiştir, bu amaçla İmamoğlu bizzat bölgeye gitmiştir. Bunlar güzel hareketlerdir. İnisiyatif hâlâ muhalefettedir. Kayyuma kayyum demek yasaklanmış! Ne olacak ki, o zaman kayyum değil kayyım deriz.




Meselaa… Serbest iradeleriyle istifa eden generaller vardı. Sahi İdlib’den sorumlu tümenin komutan ve komutan yardımcısının da aralarında bulunduğu 5 General TSK’dan niye istifa etti? Eskiden olsa “derin devlet fokurduyor mu?” diye sorarak cevap verilirdi. Derin devlet hâlâ vardır mutlaka, ama mevcut sığlıkta eskisi gibi derinlik olamıyor, derin devlet işleri yüzeyde yapılıyor. Derin güçler Reis-i Cumhuru esir aldı evhamına kapılanlara hatırlatmak lazım ki, Reis-i Cumhur onları esir almıştır, hadi esir almış demek abartılı olsa bile, onlarla serbest işbirliği içindedir. Derin güçler denilince kastedilenlerden biri elbette Bahçeli’dir. Bu durumda haliyle tek başına Reis-i Cumhur olabilir ama tek başına Reis-i Cumhur İttifakı olamaz. Çünkü bir buçukluk ittifak var ve Buçuk Bahçeli bazen tekten büyüktür. Perinçek ise sadece garnitür.

Asıl derin güçler ifşaatı Davutoğlu’ndan geldi. Serbest vezin, “Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz; 7 Haziran ile 1 Kasım arası en kritik dönemlerden biri!” deyiverdi ve sonra derin bir sessizliğe gömüldü tabii ki.

Meselaaa… Saray Suriye’de elbette serbestçe davranıyor. Yine de, Suriye’de neler oluyor? İdlib’de beslenen cihatçı kargalar sınır kapısına dayandı, serbestçe göz oymaya geliyor. ‘Allahuekber’ çığlıklarıyla Erdoğan posterleri bile yakılıyor.

Meselaaaa… Serbestlik savunucusu Erdoğan “Biz basını daha özgür, daha çoğulcu bir Türkiye arzuluyoruz” dedi. İroni yapmıyorum, vallahi basın serbest derken haklıydı. Osmanlı’nın ilk anayasasında da böyle yazıyordu: Matbuat kanun dairesinde serbesttir. (1877 tarihli ilk karikatürlerimizden birinde, Karagöz’ün elleri zincirlidir. Hacivat sorar: Nedir bu hal Karagöz? Karagöz cevap verir: Kanun dairesinde serbesti Hacivat!)

Şimdi geldik serbestliğin zırt dediği yere!

Efendim, ‘serbest’ Farsça bir kelimedir, ‘sar-basta’ yani ‘baş bağı’ demektir, imza ve mühür gibi hukuki bir belgenin bağlayıcı işareti anlamına da geliyor. İzin aldığınız zaman serbest olursunuz. Yani serbest olmak için bir yere, şimdi de Saray’a bağlı olmalısınız.

Suriye’de Saray serbest davranıyor. Çünkü Beyaz Saray’ın ve Kremlin Sarayı’nın iznine tabidir. Memlekette Saray serbest davranıyor. Çünkü Cumhur İttifakı’na bastığı mühre tabidir. Kayyum atamak da serbest seçimin gereğidir. Çünkü seçilmiş olmak Saray’ın iznine tabidir. Ayrıca mesela başörtü serbest dediğinizde kelimesi kelimesine başı bağlı demiş oluyorsunuz!

En acı tarafı, Resmi TDK Sözlüğü serbest’in anlamlarını sıralarken 6. anlamı olarak hâlâ “ağırbaşlı olmayan, hoppa (kadın)” karşılığını veriyor. Kadın cinayetleri de bu yüzden serbest demek ki, izine bağlı değil ama azmettirici küfrü de alenen sözlüklere mühür olarak konmuş işte.

Eh bir de yine Farsçadan gelen ‘sarsarī’ var ki ‘serseri’ de ‘başıboş, başıboşluk’ demektir, yani böyle ‘başa’ sahip olmaktansa, böyle serbest olmaktansa, serseri olmak yeğdir!