birgün

13° PARÇALI AZ BULUTLU

GÜNCEL 07.04.2020 07:58

Serbest piyasanın başarısızlığı açığa çıktı

Serbest piyasanın başarısızlığı açığa çıktı

NAMIK ALKAN

ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Yonca Özdemir, BirGün’ün sorularını yanıtladı. Özdemir, korona krizinin serbest piyasanın başarısızlığını açığa çıkardığını söyledi

►Koronavirüs salgını dünya ekonomisini nasıl etkiledi?

2008 öncesine kıyasla hem ülkelerin, hem de genel olarak dünya ekonomisin sağlıklı olduğunu söylemek mümkün değil. Hatta bazı ekonomistler belki daha büyük bir krizin kapıda beklemekte olduğu konusunda bizi uyarıyorlardı. Ancak kriz bu sefer finansal piyasalardan değil, bir virüsle geldi. Salgının özellikle de Çin’deki etkileri yüzünden dünya çapında üretim önemli ölçüde aksadı ve dünya imalat sanayinin tedarik zincirleri kırıldı. Çin krizden çıkıp üretime başlıyor gibi görünse de küresel durgunluk kaçınılmaz duruyor.

Bu krizi atlatmak o kadar olmayacak. Her şeyden evvel koronavirüs krizi tam bir küreselleşme krizi. Ancak şimdiye dek kuzey yarıküreyi saran bu salgın yavaş yavaş güney yarıküreye de sıçramaya başladı. Tahminimce gelişmiş ülkeler bu salgını atlatmaya başladığında salgın bu sefer güney yarıkürenin gelişmekte olan ülkelerini saracak. Bu ülkelerin bu salgınla baş etmek için maddi kaynaklarının ve koşullarının çok daha kısıtlı olduğunu düşünülürse bu krizden çok daha fazla zarar görecekleri da aşikâr. Krizden en çok sağlık sistemleri zayıf, yüksek gelir eşitsizliklerine sahip ülkeler etkileneceklerdir.

►Kriz ile birlikte neoliberal politikaların sonuna mı gelindi?

Bu yaşanan tam bir serbest piyasa başarısızlığıdır. Devlete ait ne varsa özelleştiren, devletin ekonomi üzerindeki kontrolünü sıfırlayan, sosyal devleti küçülttükçe küçülten, bireyleri korumasız bir şekilde piyasaların çarkına ve dev uluslararası şirketlerin pençelerine terk eden neoliberal politikalar korona krizi ile çökmüştür ve serbest piyasaların kifayetsizliği kanıtlanmıştır. Neoliberal politikalar sebebiyle kesilen kamu sağlığı bütçeleri altında kıvranan hastaneler ve sağlık personeli hastalara yetişemiyor. Yaşlı hastalar ölüme terk edilmeye başladı. Son yüzyılın insanlık medeniyeti adeta sıfırlandı. Ayrıca yine neoliberal politikalar sonucu yaratılan “esnekleştirilmiş” işçi piyasaları bu kriz anında emekçileri tamamen güvencesiz bırakıyor. İşsizlik hızla artmakta. Yani serbest piyasalar ve onların getirdiği rekabet ve bireysellik Korona krizi karşısında insanları, vatandaşları koruyamıyor. Devletsiz bir ekonomi arzulanırken şimdi sermaye kesimleri bile devlete sığınmakta!

Bundan 80 yıl önce Karl Polanyi’nin dediği gibi, piyasa toplumu yaratmaya çalışmak insanlar ve kamu yararı için ciddi bir tehdittir. Toplum için piyasa mekanizması kısıtlanmalıdır. 1980’lerden beri unutulmuş olan bu gerçeği tüm dünyanın Korona sayesinde tekrar görmeye başladığını sanıyorum.

Belki 2008’in bitiremediği neoliberal kapitalizm en ağır darbeyi toronavirüsten alır ve Korona krizi neoliberalizmin krizi haline gelebilir. Bu kriz sonrası küreselleşme daha iyi bir yapıya da bürünebilir. Bu yaşananlardan sonra uzun süre kimsenin neoliberalizm güzellemesi yapacağını sanmıyorum. Ben Keynesçi dönem benzeri daha ehlileştirilmiş, sosyal yönü daha güçlü bir kapitalizm fikrinin ağırlık kazanacağını düşünüyorum, ya da en azından ümit ediyorum.

KUZEY KIBRIS’I ZOR GÜNLER BEKLİYOR

►Krize karşı Avrupa ve ABD’de büyük destek paketleri açıklandı. Türkiye’de ise Cumhurbaşkanlığı tarafından yardım kampanyası başlatıldı. Kıbrıs’ta durum nedir? Özellikle geniş halk kitlelerini, emekçi kesimleri önümüzdeki günlerde neler bekliyor?

Her ülkede olduğu gibi Kuzey Kıbrıs’ta da Koronavirüs hayatı derinden etkilemiş durumda. Türkiye’ye kıyasla tedbirler daha sıkı ve daha hızlı alınmakta. Bunda toplumun hükümet üzerindeki baskısının büyük etkisi var. 10 serbest-piyasanin-basarisizligi-aciga-cikti-712181-1.Mart’tan itibaren bir dizi tedbirler alınıyor ve bir süredir de ciddi bir sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Market ve eczane gibi temel ihtiyaçlar için gerekli yerler haricinde hiçbir işletme açık değil. Tedbirlerin çabuk alınması sayesinde şimdiye dek vaka sayısı fazla artmadı.

Vaka sayısının en azından şimdilik çok olmaması Kuzey Kıbrıs’ın bu krizi kolay atlatacağı anlamına gelmiyor tabii ki. Koronavirüsün en çok turizm, ulaştırma gibi hizmet sektörlerini vurduğu düşünülürse, ekonomisi tamamen hizmet sektörüne dayanan Kuzey Kıbrıs’ta bizi oldukça sıkıntılı günlerin beklediği aşikâr. En önemli sektör olan turizm sektörü şu anda tamamen durmuş durumda.

Fakat belirtmem gerekir ki Koronavirüs öncesinde de Kuzey Kıbrıs ekonomisi iyi durumda değildi. Şimdiye dek Türkiye’den gelen mali yardımlarla ayakta kalmış olan ekonomi son bir buçuk senedir bu yardımların azalması, hatta durma noktasına gelmiş olması sebebiyle oldukça sıkıntılı bir haldeydi. Türkiye’nin beğenmediği hükümetleri düşürmek, beğendiklerini ödüllendirmek amacıyla da kullandığı bu mali yaşanan uyuşmazlıklar sonucu iyice aksamaya başlamıştı. Kuzey Kıbrıs’ın ekonomisi zaten zor ayakta duruyordu, şimdi Koronavirüs ile gelen çöküşü kaldırması hiç mümkün değil.

Cumhurbaşkanlığının 2 Nisan’da yayınladığı bir rapora göre özellikle küçük ve orta büyüklükte işletmeler çok zor durumda. Salgınının yayılmasını engellemek için bu işletmelerin %80’i 14 Mart tarihinde kapatıldı ve rapora göre şu anda her 100 küçük işyeri sahibinin 12’sinin yiyecek almak için bile parası kalmadı. Dükkânlar kapalı olduğu için çalışamayanlar, bu zor günleri atlatmak için doğrudan nakit/hibe desteğine ihtiyaçları olduğunu belirtmekteler. Küçük işletme sahiplerinin yüzde 83’ünün yüklü miktarda aylık taksit, kira ve borç ödemesi olduğunu da düşünürsek, borçlarını ödeyemedikleri takdirde krizin finans sektörüne de sıçrayacağını ve ciddi bir sosyal maliyet yaratacağını öngörebiliriz.

Genel olarak Kıbrıs’ta iç talep inanılmaz şekilde azaldı. Bu süreçte gelir seviyeleri düştüğü için eve kapanmalar bittiğinde de talep hemen eski seviyesine dönmeyecektir. Turizm sektörünün de bu sene canlanması imkânsız görünüyor. Kısacası 2020 yılı Kıbrıs için ekonomik açıdan tam bir çöküntü yılı olacak.

Bu koşullarda Türkiye’nin desteği olmadan Kuzey Kıbrıs ekonomisinin ayakta durması imkânsız hale gelecektir Bu da Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu gibi kamu varlıklarının birçoğunun Türkiye’deki hükümet yanlısı işadamlarının eline geçmesi ve din ağırlıklı eğitim yatırımlarının artırılarak Kuzey Kıbrıs’taki sosyal mühendislik faaliyetlerinin artması anlamına gelebilir. Bu tip gelişmeler olduğu takdirde Kuzey Kıbrıs’ta oldukça sancılı bir döneme giriyoruz demektir.

SİSTEMDE BİR ŞEYLER DEĞİŞMEK ZORUNDA

►Koronavirüs krizi ile kötü sınav veren liderler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Macaristan’da gördüğümüz gibi korona krizi faşist, milliyetçi ve popülist refleksleri daha da tetikleyebilir. Ancak ben şahsen bu tip eğilimleri olan popülist liderlerin krizi sürecinde kötü bir sınav verdiğini düşünüyorum. Genel olarak bu tip liderler salgını ciddiye almayıp tedbir almakta geciktiler ve vatandaşlarının sağlığını ve hayatını tehlikeye attılar. İnsanlar mutlaka bunun hesabını soracaktır, çünkü insanın hayatından daha değerli hiçbir şey yoktur. Bu kriz neo-liberal kapitalizmi bitirir mi, şimdiden öngörmek zor. Ama en azından neoliberal kapitalizmin insanlara ve çevreye ne kadar zarar verdiğini, bizi ne kadar krizlere maruz bıraktığını ve kriz esnasında da serbest piyasa kurallarını bir tarafa bırakmadan, devletin ve sosyal ağların yardımı ve kontrolü olmadan mücadele edilemeyeceğini görmemizi sağlayacağına inanıyorum. Ortak felaketlere tek çare dayanışma ve işbirliğidir, hem yerelde hem de küresel alanda. Bunun başka çaresi yok. Mahalle dayanışmaları olmadan, fakirle zengin arasında dayanışma olamadan ve tabi uluslararası dayanışma olmadan bu krizle mücadele etmek mümkün değil. Bu felaketin insanoğluna yeni tür dayanışma ağları önermesi ve neo-liberal kapitalizme alternatif stratejiler geliştirmesine yardım edeceğini umuyorum.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız