birgün

14° PARÇALI BULUTLU

SPOR 07.02.2020 04:00

Sergen Yalçın ve Yasin Sülün

Her ikisi de 12 yaşındayken Beşiktaş altyapısına geldiler. Her ikisi de Beşiktaş A Takımına çıktı ve oynadılar. Her ikisi de A Takımının kaptanlığını yaptı. Her ikisi de Sarıyerliydi.

Biri ‘evladımız’ diyerek kurtarıcı olarak A Takımın başına getirildi. Diğeri ise yıllardır altyapıda başarılı bir antrenör olarak çalışırken işine son verildi. Ve ironiye bakın ki bu iş aynı anda oldu.

Sergen’in A Takımın başına getirilmesi, şu an için Beşiktaş’ın içinde bulunduğu duruma bakarsak tek çıkış yolu olarak gözüküyordu. Çünkü yönetimin içinde bulunduğu maddi ve yönetsel krizi yönetememe gibi bir durum söz konusu.

Onlar da içinde bulundukları sıkıntılı durumdan kurtulmanın yolunu Sergen’in ortaya koyacağı performansa bırakmış durumdalar. Ve tribünlerden gelecek tepkileri karşılamanın yolu da buna dahil…

Ve tüm camia Sergen’den bir peri masalı bekliyor. Sergen de bunun farkında ve bu sorumluluğu alırken bunu başarmak için bir irade ortaya koyuyor.
Başarısızlık durumundaki resmi anlatmak sanırım şu an için doğru olmaz.

Yasin Sülün, altyapıda özellikle U19 ve U21 takımlarıyla kazandırdığı 4 önemli kupanın yanında, başta Sivas’ta oynayan Fatih olmak üzere ve şu an A Takımda bulunan üç oyuncu dahil, birçok değerli oyuncuya katkı sağlayarak onların gelmesi gereken yerler konusunda Beşiktaş adına emek harcadı.
İşin ilginç yanı, sene başında, Beşiktaş Yönetim Kurulunun Yasin Sülün için altyapının teknik sorumlusu olarak görevlendirme kararı alarak daha farklı sorumlulukları ona vermesi, var olan donanımlarından daha fazla yaralanma anlamına gelmekteydi.

Bu arada ona verilen ücret, o zaman dahilinde görev yapmış teknik sorumluların kimine göre dörtte biri, kimine göre ise üçte biri seviyesindeydi ki o pazarlık yapmadan kulübün verdiği ücreti kabul etti. Çünkü Beşiktaşlılık terbiyesi onu buna mecbur kılıyordu.

Daha sonraki süreçte, Ozan Köprülü’yü de U19 ve U17 takımlarının teknik sorumlusu yapmaları ve Yasin Sülün’ün diğer takımlara bakması, bir yerde yönetim zafiyeti olarak sürecin sıkıntılı olmasını gerektirecek yanlış kararı uygulamaya sokmuştu.

Bu süreç zarfında, idari sorumlunun kulüp altyapısı içinde olmaması, aynı zamanda bu sorumluluk da önce Yasin Sülün’e, daha sonra Ozan Köprülü ile beraber her ikisinin de üzerine yıkılmış oldu. Tabii bu kurgu, yönetim zafiyetini içinde saklayarak çözümü kendi içinde değil, dışarılardaki ilişkiler içinde bulunması için zemin hazırlanmıştı. Ki Türkiye futbolunun bunu sevmesine rağmen, Yasin Sülün bu konuda oldukça başarısızdı. Belki de tek başarısızlığı buydu!

Kulüp yönetiminin idari sorumlu olarak görevlendirdiği Necmettin Çelikhan’ın göreve başlamasıyla, bu sorumluluğun antrenörlerin üstünden alınarak kendisine verilmesi bir anlamda oyunun kurgusunu değiştirmişti.

Teknik sorumlu olarak görev yapan Yasin Sülün’ün yaptığı görev içindeki konumu pasifize edilerek, bir nevi ondan görev yapmaması yönünde bir davranış kurgusuyla bir süre sonra da açık pozisyona düşürüldü.

Tabii bunun altında yatan gerekçeleri anlamak mümkün değil.

Ortada sportif açıdan başarısızlıktan söz edilecekse ki böyle bir şey yok. Yok, başka bir değişkenliklerden söz edilecekse, bunu yönetim kurulu ya da altyapı idari sorumlusunun açıklaması gerekir.

İşin can sıkıcı yanı ise, bu karar bir memur hanıma verilerek iş akdinin feshi için Yasin Sülün’ün peşine düşülmesiydi.

Oliver Kahn’ın Bayern Münih’te, sportif direktör olarak göreve başlamasıyla Yasin Sülün’ün görevden alınması iki ülke futbolunun bakış açısı adına ve nasıl yönetildiği, yönetilmesi gerektiği veya yönetilemediği adına ibret verici bir karşılaştırmadır.

Kendi yönetim kurgusunu kendi öz kaynağından sağlamaya zorunlu olan Beşiktaş’ın, bunu reddetmesiyle Sergen Yalçın’ın göreve gelmesi arasındaki çelişki, gelecek için de rahatsız edici bir karşılaştırmaya maruz kalıyor.

Çünkü, donanım ve hiyerarşik olarak da Sergen Yalçın için öz kaynak içinden bir yardımcı antrenör gerekiyorsa bu da Yasin Sülün olmalıydı.

Çok yazık!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız