Sermaye ve iktidar ortaklığı: Sopayla sömürü düzeni kurdular
Tüm imkanlarını sermayenin çıkarlarından yana kullanan rejim, yarattığı baskı ortamıyla emek mücadelesini sıfırlamaya çalıştı. Çocuk, genç, yaşlı, mülteci demeden milyonların emeği sermayenin çarklarına sunuldu.

POLİTİKA SERVİSİ
Türkiye her geçen gün derinleşen bir emek cehennemine dönüşüyor. Sigortasız, güvencesiz, ucuz iş gücüne dayanan sömürü çarkları sermaye ile otoriterleşmenin dozunu güderek yükselten Saray rejimi arasında büyük bir ahenkle dönmeye devam ediyor. Çocuk, yaşlı, emekli, kadın, mülteci demeden milyonların acımasızca sömürülmesi üzerine inşa edilen rejim, başta örgütlü mücadeleyi, emek örgütlerini, toplumsal muhalefeti etkisiz hale getirdi. Yaygın kanaatin aksine sermayenin, ülkedeki baskıcı rejimden rahatsız olmadığı görüldü. Tersine, emek sömürüsü ile siyasal baskı ortamının birbirini tamamlayan iki unsur olduğu açığa çıktı.
2013 Gezi Direnişi ve cemaatle girişilen kavga, 2015’te iktidarın seçimleri kaybetmesi ve ardından barış sürecinin bitmesi, 2016’daki darbe girişimi ve ardından gelen OHAL baskısı, 2017’deki anayasa referandumu, 2018’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri, 2019’daki YSK darbesiyle yenilenen İBB seçimleri ve 19 Mart darbe girişimiyle CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun yanı sıra belediye başkanlarının tutuklanmasıyla rejim inşası hızla devam etti.
YASAKLAR RUTİN HALE GETİRİLDİ
Siyasal rejimin baskı dozunu durmadan artırması karşısında emek rejimi de otoriterleşiyor. Bu rejim emeğin kurumsal, örgütsel, siyasi ve ideolojik gücünün kırılmasına dayanıyor. Gerek yargı sopası ve güvenlik aygıtları gerekse halkın sürekli borçlandırılması gibi çok yönlü hamleler devreye giriyor. Esnek, güvencesiz, gelecek kaygısıyla boğuşan, borçlu milyonlar yaratıldı. Yoksul milyonların hakkını arama, itiraz etme mücadelesi de bastırılmış oldu.
22 yıllık AKP döneminde yaklaşık 200 bin işçinin grevi 'erteleme' adı altında yasaklandı, grev hakkını kullanabilen işçi sayısının 100 bine bile ulaşmadı. Son olarak AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, Türkiye Maden İşçileri Sendikası tarafından alınan grev kararı, 'milli güvenliği bozucu' nitelikte görüldüğü gerekçesiyle 60 gün süreyle ertelenmişti. Geçtiğimiz yıl da metal işçilerinin grevlerinin yasaklanması kamuoyunun yoğun tepkisini çekmişti. İşçilere yönelik engeller polis baskısıyla da devam etti. Ülkede yüzlerce direniş zorla bastırılmak istendi. 2024’te Sendikalı oldukları gerekçesiyle işten atılan Polonez işçileri, tam 172 gün boyunca direndi. Ankara’ya yürümek isteyen işçiler polis ve jandarmanın müdahalesine maruz kaldı. İktidar tüm gücüyle direnişi bastırmaya çalışmıştı.
İKTİDARIN DERDİ DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ
Gelinen noktada emek mücadelesinden belediyelerin taşınmazlarına, zeytinlik alanlarından TMSF eliyle bazı şirketlere dek her şeye çöken otoriter rejim inşa edildi. Üstelik 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'yla kamuda çalışanlar yurttaş için güvencesiz dönem başlayacak. Programda, kamuda 'esnek çalışma' modellerinin uygulanmasına yönelik mevzuat çalışmalarının yapılacağına yer verildi. Programa göre, kısa çalışma, evden çalışma, hibrit çalışma gibi 'esnek çalışma' modellerinin sosyal güvenlik sistemine uyumunun arttırılacağı öne sürülse de gerçek bunun tam tersi. Ucuz ve güvencesiz çalışma yaşamı bir kez daha iktidar eliyle milyonlara dayatılıyor. Ses çıkaran, itiraz eden sendikalara, meslek odalarına savaş açıldı. Emeğin örgütlenmesi engellendi, fabrikalara sendikaların girmesi fiili olarak yasaklandı. Asgari ücret zammından emeklilere sefalet ücretine dek toplumun en can alıcı sorunları konuşturulmadı. Meslek odalarının yetkileri kısıtlanırken belediyelerin de yetkileri törpülenmeye hazırlanıyor. AKP-MHP iktidarı ülkeyi sermayenin çıkarlarıyla cehenneme çevirirken kendisi için de adeta dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışıyor.
İSİG Meclisi'nin "İş Cinayeti Raporu"na göre, ekim ayında en az 169 işçi yaşamını kaybetti. Yılın ilk on ayında yaşanan "iş cinayeti" sayısı bin 737’ye ulaştı. Rapora göre, iş cinayetlerinde yaşamını kaybedenlerin 8'inin çocuk, 7'sinin ise mülteci veya göçmen olduğu kaydedildi. Sene başından bu yana en az 75 çocuk da iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Dilovası’nda üçü çocuk 6 kadın işçinin hayatına mal olan iş cinayeti ise devlet ve patronların kar hırsız için nasıl uyum içinde olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.


