Sermayeye karşı yurt savunması
2024 yılı maden, HES, JES, GES adı altında binlerce ağacın kesildiği, su kaynaklarının vahşi sulama ve sondaj işlemleriyle kurutulduğu ve yurttaşların doğayı sermayeye karşı korumaya çalıştığı bir yıl oldu.

Hazırlayan: Tuğçe ÇELİK
Türkiye’de 2024 yılı çevre mücadeleleriyle geçti. Kazdağları’ndan Artvin’e Cengiz Holding’e karşı yurttaşlar direndi. Vahşi madenciliğe karşı Ardahan’da Diyarbakır’da Aydın’da Trabzon’da ve ülkenin dört bir yanında yurttaşlar hem örgütlü mücadelesini hem de hukuki savaşını sürdürdü. 2024 yılı Denizli’de Muğla’da Manisa’da günlerce süren yangınların sonunda ormanları yitirdiğimiz bir yıl oldu.
HES, GES ve JES yapmak isteyen iştahı kabarmış sermayeye karşı suyunu, toprağını, doğasını savunan yurttaşlar 2025’e çevre direnişleriyle girdi.
ÇEVRE SORUNLARI DERİNLEŞTİ
Yeşil Artvin Derneği Avukatı Bedrettin Kalın: "2024 Yılı Artvin ve çevresi için giderek artan çevre sorunlarının dayanılmaz ölçülere ulaşıldığı bir yıl olmuştur. Küresel yağma ve talan ekosistemin tümünde büyük çevresel felaketlere yol açmaktadır. İnsanlık yaşanan felaketlerden ders almak yerine kendi sonunu hazırlamakta adeta yarış halindedir. Siyasi iktidara sırtını dayamış bir harami grubu ülkenin paraya çevrilebilir bütün değerlerini sömürmekte, hukuk ve adalet ayaklar altına alınmaktadır.
Artvin'de 30 yıldır devam eden Cerattepe mücadelesi uzun yıllar çevre mücadelesinin gündeminde yer almış, bir kent halkının sivil direnişi bütün ülkeye örnek olmuştur.
ALANI TERK ETMEDİLER
Cerattepe'de son 7 yıldır yapılmakta olan madencilik faaliyetinin yasal dayanağını 2015 yılında şaibeli bir yargı kararı ile alınan ÇED olumlu kararı oluşturmuştur. Mahkeme hakimleri değiştirilerek alınan bu karara karşı bütün hukuksal yollar tüketildikten sonra 2017 yılında 715 kişi ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuş, 7 yıl süren anayasal yargı sürecinden sonra 2024 yılı Mayıs ayında verilen ‘ÇED Olumlu’ kararı ile özel yaşama saygı ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiş, aynı zamanda ihlali ortadan kaldıracak nitelikte karar vermek üzere dosyayı Rize İdare Mahkemesi’ne göndermiştir. Rize İdare Mahkemesi her hukuk devletinde olması gerektiği gibi Anayasa Mahkemesi kararına uyarak 2015 yılında verilen ‘ÇED Olumlu’ kararının iptaline karar vermiştir. Mahkeme kararı 2024 yılı Temmuz ayında taraflara tebliğ edilmiş, bizzat Valilik tarafından da maden şirketine bildirilmiştir. Kararın bildirilmesi ile maden işletmesindeki üretim faaliyeti durdurulmuş ancak alan terk edilmemiştir. Bu arada mahkeme kararı maden şirketi ve ilgili Bakanlık tarafından temyiz edilmiş. Danıştay 3 ayı geçmesine rağmen henüz bir karar vermemiştir.
Kararın maden şirketine bildirilmesinden sonra ise şirket yeni bir ÇED sürecini başlatmış, halkı bilgilendirme toplantısı şirketin çalışanları ve paramiliter güçler tarafından doldurulan bir salonda yapılmış, son olarak Ankara'da yapılacak İDK toplantısı için 08.01.2023 tarihi bildirilmiştir. Yeni bir ÇED süreci ile birlikte Cerattepe'de yeni bir mücadele de başlayacak demektir.
Artvin'in madencilik sorunu Cerattepe'den ibaret değildir. TEMA'nın Maden İşleri Dairesi’nden aldığı bilgiye göre ilin yüzde 71'i maden ruhsatları ile kapatılmış olup bütün korunan alanlar maden yağmasına açılmıştır. Bu ruhsat alanları artık bir kerede 300-500 maden ruhsatının topluca yapılan ihaleler sonucu maden tekellerine verilmesi şeklinde yapılan ihaleler ile aralıklarla ihale edilmektedir. Son olarak 2024 yılında yapılan ihalede Artvin'e 7 ruhsat alanı düşmüş, bunlardan en önemlisi ise Arhavi'de 9, Hopa'da 1 köyü kapsayan ve toplamda 5 milyon TL gibi komik bir miktar ile Cengiz'e hediye edilen ruhsat alanıdır. Arhavi halkı büyük bir mücadeleye hazırlanmaktadır. Yine Yusufeli'nde, Ardanuç'ta, Şavşat'ta ihale edilen alanlar bulunmakta olup adeta yağmadan pay almaya çalışılan, kapanın elinde kaldığı bir süreç yaşanmaktadır.
Hod maden olarak bilinen işletmede daha faaliyet başlamadan felaketler başlamış, yaşam alanları yok edilmiş, dere yataklarına doldurulan hafriyatlar nedeniyle heyelan ve sel baskınları yaşanmıştır. Erzincan İliç madenini işleten emperyal şirket ve yerli işbirlikçilerinin sahip olduğu bu maden daha büyük ve bütün Çoruh Vadisi’ni etkileyecek çevresel felaketler yaratmaya devam edecektir.

EKOSİSTEM TEHDİT ALTINDA
Artvin'in bir önemli çevresel sorunu da HES'ler olagelmiştir. Çoruh Vadisi’nin ardı sıra gelen barajlarla işgal edilmesinden sonra yöre halkı için daha da değerli hale gelen derelerimiz HES'lerle işgal edilmekte olup 15 yıldır bununla da mücadele edilmektedir. 2024 yılında da yeni HES projeleri gündeme gelmiştir. Bunun son örneklerinden birisi de yine Arhavi'de Durguna Vadisi’ndeki Çamlıca HES projesi olup iptali için dava açılmıştır. Küresel iklim değişikliğinin en az etkilemesi beklenen ve en değerli, korunması gerek ekosistemler olan Karadeniz vadileri de HES'lerin tehdidi altındadır.
Artvin'de 2024 yılında öne çıkan en önemli çevre sorunu ise orman katliamıdır. Geçmişten bu yana var olan 8 dişli kabuk böceği ile yapılmakta olan biyolojik ve kimyasal mücadele önce zayıflatılmış, sonra bu durum bir felakete dönüşünce mücadelenin tek yöntemi ormanı kesmek olmuştur. İlimizin en değerli ormanları, milli park alanları, biyosfer rezerv alanı da dahil olmak üzere bu katliamdan kurtulamamıştır. Doğal yaşlı ormanları ülkemizdeki en önemli alanı olan ve Artvin'in en değerli, turistik, peyzaj güzelliğini yaratan ormanlar, ağaç sanayisine hammadde oluşturmak için yok edilmektedir. Ekosistem bütünlüğünün ve sürdürülebilirliğinin en önemli unsuru olan ormanların yok edilmesi sadece orman varlığı ile ilgili olmayıp orman alanlarında heyelanlar, sel baskınları ile de kendini göstermekte, başka felaketlerin de önünü açmaktadır.
Nitekim yılın son döneminde Arhavi'de Karadeniz sahil yolunda meydana gelen heyelanda can kayıpları olmuş, son olarak da Cengiz Grubu’nun Murgul işletmesi kapsamında büyük bir heyelan meydana gelmiş, yakın alandaki HES tesisleri de zarar görmüş, yollar kapanmış, tüneller çökmüştür. Halen felaketin boyutları saklanmaktadır.
Artvin ülkemizin en değerli ekosistemlerini barındıran ama aynı zamanda en çok zarar verilen illerin başında yer almakta olup daha birçok çevre sorunu da bulunmaktadır. Ancak 30 yıllık mücadele deneyimi ve büyük bir sevgiyle bağlı bir halk halen mücadele etmeye devam etmektedir."

ARHAVİ HALKI MÜCADELEYE HAZIR
Artvin’in madencilik sorunu Cerattepe’den ibaret değildir. TEMA’nın Maden İşleri Dairesi’nden aldığı bilgiye göre ilin yüzde 71’i maden ruhsatları ile kapatılmış olup bütün korunan alanlar maden yağmasına açılmıştır. Bu ruhsat alanları artık bir kerede 300-500 maden ruhsatının topluca yapılan ihaleler sonucu maden tekellerine verilmesi şeklinde yapılan ihaleler ile aralıklarla ihale edilmektedir. Son olarak 2024 yılında yapılan ihalede Artvin’e 7 ruhsat alanı düşmüş, bunlardan en önemlisi ise Arhavi’de 9, Hopa’da 1 köyü kapsayan ve toplamda 5 milyon TL gibi komik bir miktar ile Cengiz’e hediye edilen ruhsat alanıdır. Arhavi halkı büyük bir mücadeleye hazırlanmaktadır. Yine Yusufeli’nde, Ardanuç’ta, Şavşat’ta ihale edilen alanlar bulunmakta olup adeta yağmadan pay almaya çalışılan, kapanın elinde kaldığı bir süreç yaşanmaktadır. Hod maden olarak bilinen işletmede daha faaliyet başlamadan felaketler başlamış, yaşam alanları yok edilmiş, dere yataklarına doldurulan hafriyatlar nedeniyle heyelan ve sel baskınları yaşanmıştır. Ayrıca bütün Çoruh Vadisi’ni etkileyecek çevresel felaketler yaratmaya devam edecektir.
Cengiz’e hediye ruhsat alanları
2024 yılında yapılan ihalede Artvin’e 7 ruhsat alanı düştü, bunlardan en önemlisi Arhavi’de 9, Hopa’da 1 köyü kapsayan ve toplamda 5 milyon TL gibi komik bir miktar ile Cengiz’e hediye edilen ruhsat alanı oldu.
Aktivizm umut verici
1990’lardan beri devam eden protestolar bir yana bırakıldığında insan-doğa ilişkisi, iklim krizi gibi uzun vadeli sorunlar, ekolojik çözümler ve alternatifler üzerine derinden ve sessizce de olsa gelişen, umut verici bir aktivizm mevcut.
DOĞANIN KORUNMASINDA İKLİM DAVALARI ÖNEMLİ
Öğretim Üyesi Wendy Wiseman: "Paris’te 2015 yılında belirlenen ve aşılmaması hedeflenen 1,5 derecelik küresel sıcaklık artışı sınırının muhtemelen beş yıl içinde aşılması tehdidi, aşırı hava olaylarındaki dünya çapındaki artış, çöken biyoçeşitlilik, kanımıza karışan mikro plastik parçaları, başarısız iklim konferansları ve fosil yakıt sektörünün işleri ‘her zaman olduğu gibi’ sürdürmek üzere sahip oldukları dipsiz maddi imkanları bir arada düşünüldüğünde iklim aktivizminin aciliyeti yine çok açık. Toplumsal protestolar zirvesini pandemiden hemen önce Eylül 2019'da, “Gelecek İçin Cumalar” ve “İklim Grevi” platformlarının öncülüğünde görmüş, 4 milyon insan iklim eylemi talebiyle dünyanın dört bir yanındaki şehirlerin sokaklarını “Halkın İklim Yürüyüşü” için doldurmuşlardı. Küresel kamuoyu giderek daha fazla alarma geçmesine rağmen pandemi sonrasında ise protestolar daha sessiz kaldı. 2024 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, küresel nüfusun yüzde 87'sini temsil eden 77 ülkeden 73.000 kişinin katıldığı Halkın İklim Oylaması’nı gerçekleştirdi ve insanların yüzde 80’inin liderlerinin gezegeni korumak için daha güçlü politikalar yürürlüğe koymasını istediği ortaya çıktı. Sorulan 15 sorudan biri olan “Ülkeniz kömür, petrol ve doğalgazı ne kadar hızlı bir şekilde rüzgar veya güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerjiyle değiştirmelidir?” sorusuna Türkiye yüzde 87 oranında ‘çok hızlı’ cevabını vererek listenin başında yer alırken, Rusya en alt sırada konumlandı. İklim kaygısı ve iklim aktivizmi arasındaki kopukluğa rağmen, aktivist örgütler 2019'dan bu yana, Greenpeace ve WWF de dahil olmak üzere dünya çapında 1900'den fazla örgütü temsil eden İklim Eylem Ağı aracılığıyla, çok yönlü yaklaşımlarla daha bağlantılı ve sofistike hale geldi. Küresel çapta ilgi gören umut verici bir strateji, ABD'nin Montana eyaletinden Uluslararası Adalet Divanı'na kadar mahkemeler aracılığıyla iklim değişikliğine ilişkin zararların telafisi veya önlenmesi için çok çeşitli yollar arayan her düzeydeki iklim davaları süreçleri oldu. İster belirli ekstraktivist projeleri önlemek isterse insan hakları adına yaşanabilir bir gezegeni korumak için olsun, son zamanlarda elde edilen başarılar iklim ve biyoçeşitlilik acil durumunu ciddiye alan yasal kararlarda önemli değişimlere işaret ediyor. 18 Aralık 2024 tarihinde Montana Yüksek Mahkemesi, fosil yakıt projelerine verilen sürekli destekle devletin kendilerini yaşanabilir bir gelecekten mahrum bıraktığını savunan 2-18 yaş arası genç davacılar lehine verilen bir alt devre kararını onadı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, dönüm noktası niteliğindeki bir kararla, İsviçre'nin Paris Anlaşması'ndaki iklim taahhütlerini yerine getirmek için yeterince çaba göstermediğini iddia eden yaşlı İsviçre vatandaşları lehine karar verdi. İlgili mahkemelerinde iklim değişikliği adına açılan davaların büyük çoğunluğu ABD'de görülürken, Pakistan'dan Kolombiya'ya ve Belçika'ya kadar dünya genelinde yaklaşık 1000 dava bulunduğunu biliyoruz. 2025'te önemli kararlar bekleyebiliriz. Kimi büyük yenilgiler yaşansa da iklim krizinin etkileri yoğunlaştıkça mahkemelerde mevzuatlar, şirket politikaları ve kirleticiler ile onların siyasi destekçileri için hesap verebilirlik üzerinde ciddi etkileri olan daha fazla zafer görmemiz muhtemel. Dünyadaki benzer sağcı hükümetlerle birlikte iklim değişikliğine yönelik eylemin engellenmesi konusunda kararlı olan ABD yönetimiyle kararan ufuktaki tek parlak nokta mahkemeler gibi görünüyor. Bu çerçevede sokaklarda yükselen iklim aktivizmi hukukun temellerini doğaya ve herkes için yaşanabilir bir gelecek hakkına doğru itmeye yardımcı olabilir."
KAZDAĞLARI DİRENİŞİ ÖRNEK BİR TOPLUMSAL HAREKET
Doç. Dr. Burak Kesgin: "Türkiye’de çevre hareketi 2024’te de ağırlıklı olarak vahşi madencilik projelerine, HES’lere, termik santrallere ve diğer enerji üretim tesisi inşaatlarına yönelik protestolar ve direnişler çerçevesinde sürdürüldü. Birçok yerde yürütülen mücadeleler halen devam ediyor ve yenileri başlıyor. Bunların arasında kimileri hem örgütlenmeyi başarabildi hem de çok ciddi bir destekçi topladı ve kitlesel protestolara dönüştü. On yılı aşkın süredir aktivistler tarafından sürdürülmeye çalışılan Kazdağları’nı koruma mücadelesi onlara destek veren çevre örgütlerinin, siyasi partilerin ve yurttaşların desteğiyle devam ettirilebildi. Bu düzeydeki protesto hareketlerini sürdürmek kolay bir iş değil. Örgütlülük ve kaynaklar yanında işbirlikleri, ittifaklar ve güçlü destekçiler gerekiyor. Birçok yönden madencilik ve inşaat tehditleri altında olan Kazdağları’nı koruma direnişi bu açıdan kendini kanıtlamayı başarabilmiş örnek bir toplumsal hareket. Ancak unutmamak gerekir ki bazen projeler taktik bir geri çekilme sonucu askıya alınıyor, kamuoyu unutunca ve yerelde yeterince rıza üretimi sağlanınca, protesto hareketi zayıflayınca tekrar başlayabiliyorlar. Bu tip direniş hareketleri kamuoyunda infial ve öfke yaratarak, işbirlikleri ve koalisyonlar yoluyla ciddi bir harekete yol açabiliyor. Bu çerçevede Kazdağları’nda 2019 yılında kayda değer sayıda insanın katıldığı büyük bir yürüyüş ve gösteri gerçekleştirilmişti. Bu tip kitle hareketleri sayesinde yaratılan etki hem karşı tarafı işleri askıya almaya, geri adım atmaya ikna ettiği gibi hareketin devamını sağlayacak enerjiyi ve motivasyonu sağlayabiliyor.“Kazdağları’nın Üstü Altından Daha Değerlidir” çok başarılı bir slogan ve hareketin amacını kitlelere doğru biçimde aktaran profesyonelce bir çerçeveleme örneğiydi. Hareket o dönem çok farklı kesimden destek toplayabilmiş, yıllardır sürdürdüğü mücadelede zirve noktalarından birine ulaşabilmişti. 2019 yılında yerel seçimlerinin ardından muhalefetin arkasına aldığı rüzgarın yani o dönemdeki siyasi iklimin de bu durumda etkisi olduğunu düşünmek mümkün. Siyasi bağlam ve iklim, toplumsal hareketler için çok önemli bir faktör. Bu tip protesto ve direniş hareketleri diğer birçok toplumsal hareket gibi siyasi fırsatları kullanmak konusunda başarılı olabildikleri zaman amaçlarına ulaşabiliyorlar. Bu tüm dünyada belki böyle ama Türkiye’de konu daha da kritik. Bu tip hareketlerin siyasi fırsat pencerelerini açabilmek için sürekli değişimleri ve gelişimleri takip etmesi, sürece dinamik olarak müdahil olması gerekiyor. Tüm protesto hareketleri gibi bu taban hareketleri de çeşitli ikilemlerle, karar alma süreçleriyle karşı karşıya kalır. Bu noktada hareketin asıl amaçlarına ulaşmak temel hedef olmalı. Müttefiklerinizi, işbirliği yaptığınız toplumsal ve siyasal grupları memnun etmek, onları yanınızda tutmak önemlidir ama hareketin asıl tabanı ve esas hedefleri önceliğiniz olmalıdır. Yerel taban hareketleri eninde sonunda kendi başlarına kalarak mücadeleyi sürdürmek belki de yeniden başlatmak durumunda kalabileceklerini akılda tutmalıdır. Türkiye’deki çevre hareketine ilişkin söylenmesi gereken önemli bir nokta vahşi madencilik, inşaat ve enerji tesisi projelerine yönelik tabandan yükselen protesto ve direnişlerin doğasını ve kapasitesini doğru biçimde değerlendirmek gerekliliği. Bu hareketler son derece ilham verici, kimi zaman kahramanca ve verdikleri mesaj çok önemli. Ancak bir yandan da ciddi kırılganlıkları, sınırlılıkları var. Bu tip protestolar 1990’lardan beri devam ediyor ancak Türkiye’de güçlü bir çevre hareketine ya da siyasi etkiye yol açabilmiş değiller. Bu açıdan yerel taban protestoları geniş bir çevre hareketine halen sahip olmadığımız için hem yanlarında sürekli olarak yer alacak yeterince yeni ve genç destekçi bulamıyor hem de siyasi açıdan kırılganlıklar taşıyorlar. Zirve yaptıkları zamanlarda çok sayıda insanı harekete çekebiliyor ve kamuoyu desteği sağlıyorlar ancak bir süre sonra tüm yük yine çekirdek aktivist grubuna kalıyor ve mevzu ulusal düzeyden yerel düzeye düşüyor. Bir protestonun ya da toplumsal hareketin sonunun nereye varacağını baştan kestirmek mümkün olmadığı gibi protestocuların gücünü hiçbir zaman yabana atmamak gerekir. Deneyimlerin bize gösterdiği bu taban hareketlerinin bir ivme yakalamayı başarabilseler dahi zamanla güçlerini, farklı nedenlerle kaybedebildikleri. Türkiye’de geç gelişen çevre hareketinin ağırlığını bu yerel protesto ve direnişler oluşturuyor. Kentleşmenin yarattığı ve insanların doğrudan deneyimlediği sorunlarla birlikte kamuoyunun çevre algısı bu çerçevede şekilleniyor ama başka çevre konuları fazlaca ilgi çekmiyor. Aslında Türkiye’de çoğunluk çevre ve hava kirliliğinden rahatsız, olağan dışı iklim olayları ve bunlar sonucu ortaya çıkan felaketler konusunda tedirgin ve ekstraktivist politikalara karşı. Ancak bunlar siyasi tercihlerini etkilemiyor. Yine de Türkiye’de çevre hareketlerinde küresel akımların da etkisiyle eskisine göre fazla çeşitlilik gösteren bir alan görüyoruz. Çevre hareketi içindeki çeşitlilik belki artıyor ancak hareket kitleselleşmeden ve daha geniş bir tabana yayılmadan halen çok uzak. İnsan-doğa ilişkisi, iklim krizi gibi uzun vadeli sorunlar, ekolojik çözümler ve alternatifler üzerine derinden ve sessizce de olsa gelişen, umut verici bir aktivizm mevcut. Aktivistler küçük topluluklar, örgütler ve ağlar şeklinde ve belirli bir işbirliği içinde faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Türkiye’de çevre hareketi her düzeyde halen çok sayıda yeni destekçiye ve katılımcıya gereksinim duyuyor. Çevre hareketinin genişleyip güçlenebilmesi için gereken altyapının dahi halen çok yavaş bir oluşum içinde olduğunu söylemek mümkün."


