birgün

18° GÖK GÜRÜLTÜLÜ HAFİF YAĞMURLU

Sessiz sedasız

KÜLTÜR SANAT 02.08.2022 07:30
Abone Ol google-news

Sinemaya katkıda bulunmuş, belli ölçüde yönlendirmiş sinemacıların arka arkaya bizi bırakıp gitmesi gerçekten üzücü. Neyse ki, geride eserleri kalıyor ve onları arada unutmuş olsak da bir kez daha hatırlıyoruz.

Amerikalı yönetmen Bob Rafelson için de öyle oldu. Önce adını hatırladım, ardından yönetmen ve yapımcı olarak kimi filmlerini ve doğru yönde yol verdiği kişileri, Jack Nicholson gibi. Bir arkadaşım “Ama o Amerikan sinemasında bir tür Hollywood Yeni Dalgası yaratmıştır, hatırlıyorsun, değil mi?” dedi. 1970’li yılların Yeni Hollywood’unun baş mimarlarından biri olduğu bir gerçek. Yapımcı ortağı Bert Schneider ile ikisi bir rock grubunun kendine isim yapmaya çalışmasını anlatan “The Monkees” TV dizisi ile tanındılar. Ama ‘Hollywood Yeni Dalgası’nın en önemli adlarından biri olarak hatırlanmasını sağlayan yönetmenliği yanında, Dennis Hopper’ın “Easy Rider”ı ve Peter Bogdanovich’in “The Last Picture Show”u gibi filmlerin yapımcılığını üstlenmiş olmasıdır.

Eğlenceli “The Monkees” Bob Rafelson’a yönetmen olarak ilk filminin de yolunu açtı. Beatles’ın dört yıl önceki “Hard Day’s Night’ını akla getiren “Head / Zirve”de (1968) the Monkees’in oyuncuları rol alıyordu. Senaryosunu ise Rafelson, Jack Nicholson ve Micky Dolenz birlikte yazmıştı. Ne var ki “Head”, Monkees’i seven çocuklar için biraz fazla tuhaftı, bir Monkees filmine adım atmayacak sinemaseverler için ise yeterince havalı değildi.

Zaman, “Head”e karşı iyi davrandı ama zaten bu da yaratıcısının tek öne fırlayışı değildi. 1933’te New York şehrinde doğan Rafelson, ilk fırsatta bohem bir hayatı benimsedi, ergen yaşlarında Arizona’da rodeo yarışlarına katılmak ya da Akapulko’da caz gruplarında çalmak için sık sık evden kaçardı. Okulu bitirince askere alındı, hizmeti Japonya’da yaptı ve yönetmen Yasujirô Ozu’ya hayran oldu. Onun efsanevi ağırlığını, ince elenip sık dokunmuş kompozisyonlarını çok severdi. Ancak bu sakin tempoyu kendi hayatına taşıdığı söylenemez.

Gene de “The Monkees”den “Easy Rider”a, oradan da “Five Easy Pieces”e varana kadar eldeki örneklerin değişmekte olduğu heyecanlı bir dönemi yaratanlardan oldu. “Head”in senaryosunu birlikte yazdıkları, filmde bir de rol alan Jack Nicholson’la toplam altı film yaptı. Aktör bir keresinde, “Onu sinemaya ben başlattım sanıyordum. Ama şimdi bakıyorum da sanırım beni o başlatmış” demişti. Lafı geçmişken “Five Easy Pieces / Beş Kolay Parça” (1970) adını kahramanının yolda ayarttığı beş kadından almıyor, onlar zaten üç tane. Seçkin piyanist Robert Eroica Dupea’nın (Nicholson) beş kolay parçası, okuldayken çalıştığı beş piyano parçası. Aktör iki yıl sonraki “The King of Marvin Gardens”da da, hayalci kardeşi Jason (Bruce Dern) tarafından bir Pasifik adasında cennet yaratmak için kandırılan bir radyocuyu oynuyor. 1981 yapımı “The Postman Always Rings Twice / Postacı Kapıyı İki Kere Çalar”ı da unutmuyoruz tabii. Başrollerinde Nicholson ve Jessica Lange’in oynadığı film, Tay Garnett’in 1946 yapımı siyah-beyaz, Lana Turner ve John Garfield’li filmini aratmaz. Hatta daha da çarpıcıdır.

“Stay Hungry” (1976) adlı komedisi ise (aynı zamanda iki senaristinden biriydi) Arnold Schwarzenegger’in aktörlük mesleğini başlattı. 1987 tarihli “Black Widow / Kara Dul” ise sinemada karmaşık ve tehlikeli kötü kadınlar döneminin öncüsü ve habercisi oldu. Seri koca katili Theresa Russell ile federal ajan Debra Winger film boyu bir kedi-fare kovalamacası gerçekleştirirler. Bob Rafelson’ın klasik sinema sevgisi ise (Ozu’nun yanısıra Ingmar Bergman ve John Ford’u da severdi) hep devam etti. Kendisi filmlerinden en çok İngiliz kâşifler Burton ve Speke’in Nil Nehri’nin kaynağını aradıkları 1990 yapımı “Mountains of the Moon”u beğeniyor. Filmin senaryosu ona ve kitabın yazarı William Harrison’a ait.

Amerika’nın bağrından çıkmış bu yenilikçi yönetmeni sevgiyle uğurluyoruz.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol