Google Play Store
App Store

Son günlerde kimi liberal yazarlar ve sağcı politikacılar, bir ideolojinin önemli isimlerini komünist olduklarını unutup kendilerine referans kaynağı olarak kullanmaya başladı....

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç gerekçeli kararında AKP’yi savunurken Rosa Luxemburg’dan atıfta bulunmuştu. Liberal iktisatçılardan Prof. Dr. Mehmet Altan ise bir televizyon programında Marx’tan örneklerle argümanlarını ispatlamaya çalıştı. Bu çelişkili duruma tepkiler de gelmeye başladı. Son olarak Prof. Dr. Korkut Boratav, Marx’ı kendine referans kullanan Mehmet Altan’a sert bir tepki gösterdi.

ATV’de yayımlanan ‘Siyaset Meydanı’ programına konuk olan Prof. Dr. Mehmet Altan, küresel kriz değerlendirmesinde bu krizi Marx’ın daha önce bildiğini söylerken, Leninizm’in öldüğünü iddia etti. Prof. Dr. Mehmet Altan’ın bu analizini ve bugünkü küresel krizin daha öncesinde Marks’ın mı yoksa Leninizm’in mi analiz ettiğini Odatv.com’a değerlendiren bağımsız ekonomist Prof. Dr. Korkut Boratav’a şunları söyledi: “Marx’ın katkılarında bugünkü kavramı ile emperyalizme ilişkin fazla bir şey yoktur. Oradaki Marksist yazının zenginleşmesi Marx sonrasında olmuştur. Marx emperyalizmin sömürgecilik dönemini inceler, her insan üzerindeki etkilerini inceler. Dünya çapında kapitalizmin bir sistem haline gediğini tespit eder ama Lenin’in özellikle bundan sonra açıkladığı, Lenin de kendi başına yapmamıştır bunu, Hobson ve Lenin ile eşzamanlı olarak Rosa Luxemburg gibi insanların yaptığı katkıyla Marksizm, emperyalizmin analizine ve finans kapitalizmine büyük katkılar yapmıştır.”

Boratav kendi kuramlarını ve dünya görüşlerini Marx’a yakıştıranları suçlayarak şöyle devam etti: “Kapitalizmin, yakın tarihin en büyük krizlerinden birinin içinden geçiyor ama hâlâ kapitalizmi suçlamaktan imtina eden insanlara artık Marx lafını etmek günümüzde günahtır. Ağızlarına almamaları gerekir. Onun için söyleyecek bir şey yok. Marx ile uğraşmasınlar. Başka alanlarda incelemeleri, çalışmaları varsa devam etsinler. Gönül vermedikleri, tanımadıkları, bilmedikleri, incelemedikleri bir alanda ahkam kesmekten vazgeçseler iyi olur.”

 

KILIÇ DA LUXEMBURG HAYRANI

Siyasi İslam konusunda verdiği kararlarla diğer üyelerden farklı bir görüntü çizen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da Rosa Luxemburg’tan atıflarda bulundu. Kapatma davasında AKP’ye hiçbir ceza verilmemesi yönünde oy kullanan Kılıç, görüşlerini Alman Komünist Partisi’nin kurucusu ünlü Marksist yazar Rosa Luxemburg’dan alıntılar yaparak destekledi. “Özgürlük yalnızca ve daima farklı düşünenlerindir” diyen Kılıç, öne sürülen kapatma gerekçelerinin ağır, ölçüsüz olduğunu ve demokratik sabırla bağdaşmadığını söyledi. 

Liberal özgürlük anlayışı ile Rosa Luxemburg’u bağdaştırmaya çalışan bu cümleler ünlü komünist önderlerden Luxemburg’un pek tanınmadığının göstergesi. Son günlerde küresel kriz ve demokrasi tartışmalarında başrolü oynayan tarihsel önderler, sınıfsal fikirlerinden soyutlanarak kullanıldığında bu tarz durumlar ortaya çıkıyor. O isimleri kullanan kişilere Nâzım Hikmet’in ünlü “sevdalınız komünisttir” sözünü hatırlatmakta yarar var.

BARIŞ İNCE

 

***

Rosa Luxemburg kimdir?

Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın referans verdiği Luxemburg 1871 yılının 5 Martı’nda Polonya’da doğdu. Daha genç yaşlarında sosyalizmle tanıştı ve dönemin solcu gruplarında yer aldı. Sadece 18 yaşındayken içinde bulunduğu gruplar ve politik görüşü yüzünden İsviçre’ye kaçmak zorunda kaldı. 1889’da Zürih Üniversitesi’ne girdi. Burada felsefe, tarih, politika, ekonomi ve matematik öğrenimi gördü, hayatında büyük etki bırakacak isimlerle tanıştı.

 1890 yılında Bismarck’ın sosyal demokrasiyi yasaklayan kanunun lağvedilmesi ardından, sosyalist parlamentoya girdi. Parlamentoya giriş, dönemin sosyal demokratlarının devrimci uçtan uzaklaşmasına ve parlamentoda daha etkin olabilmek için çalışmasına neden oldu. Bu, Rosa Luxemburg’un da dahil olduğu devrimci görüş çizgisindekileri rahatsız etmekteydi. Bu sırada Zürih’te öğrenim görmeye devam eden Rosa 1898 yılında doktorasını tamamladı. Özgür bir Polonya için çalışmalarına devam etse de, onun kafasındaki tabloda Almanya, Avusturya ve Rusya’da devrim gerçekleştiği taktirde Polonya özgür olabilirdi. Bu tablo milliyetçi bir çizgi çizen Polonyalı sosyalist grupların ve Polonya Sosyalist Partisi’nin ondan daha da uzaklaşmasına neden oldu. Daha sonra bu görüşleri Rus sosyalist çevrelerle de ilişkisinin bozulmasına yol açacaktı.

1898 yılında Gustav Lübeck ile evlenerek Berlin’e taşındı, Alman vatandaşlığı kazandı. SPD’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) aktif bir üyesi oldu. 1900 yılına gelindiğinde Luxemburg’un fikirleri tüm Avrupa’da sosyalist çevrelerde büyük yankı uyandırmakta, yazdığı makaleler ilgi görmekteydi. Özellikle Eduard Bernstein’in düşüncelerine getirdiği eleştiriler ile öne çıkıyordu. Alman militarizminin yükselen değer olması Luxemburg’u ziyadesiyle rahatsız ediyordu, bu konuda partiyle de ters düşmüştü. 1904 ile 1906 yılları arasında siyasi faaliyetleri ve görüşleri nedeniyle üç kez hapse girdi. Aldığı hapis cezaları onu yıldırmadı, faaliyetlerine devam etti. SPD’nin eğitim merkezlerinde Ekonomi ve Marksizm öğretmeye başladı.

Savaşın başlamasıyla esen milliyetçi rüzgar SPD’nin de milliyetçi eğilime yönelmesine neden oldu, ki bu Luxemburg’un fikirleri ile tamamen tezatlık oluşturuyordu bu sebeple partiyle olan tüm ilişkisini kesti. 5 Ağustos 1914’de Karl Liebknecht ile beraber Internationale grubunu kurdu. 1 Ocak 1916’da grubun adı Spartaküs Birliği (Spartakistler - Almanca Spartakusbund) oldu. Grubun devlete karşıt tutumu yüzünden 28 Haziran 1916’da Luxemburg hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste geçirdiği yıllarda birçok makale kaleme aldı. Rosa, Wronke’ de hapishanede Ekim 1916’dan Temmuz 1917’ e kadar kaldı. Rusçaya olan ilgisi sonucu hapislik süresince çeviriler yaptı. Dostları ile yazıştı, makaleler yazmaya devam etti. Temmuz 1917’de Alman güvenlik idaresinin çarkları Wronke’deki kaleden Breslau’nun kent hapishanesine sevk ettirdi. Ayrıca Rosa’nın sağlığı iyice bozulmuştu. Midesindeki rahatsızlıktan dolayı zamanının büyük bölümünü fiilen yatakta geçiriyordu.

Rosa Luxemburg Rus devrimiyle ilgili eleştirilerini bir kitapçık biçiminde yayınlama niyetini açıklamıştı. Eylül 1918 tarihli Spartakus mektubunda uzun sessizlik dönemini kırdı ve Bolşeviklerin keskin bir eleştirisini yayınladı. Brest- Litovsk anlaşmasının protokollerine daha ağır saldıran bir makale yazdı ki, bu kez Levi ve Meyer basmamayı kararlaştırdılar.

1918 Kasımı’nda Luxemburg hapisten çıktı. Faaliyetlerine devam etti ve Liebknecht ile birlikte Alman Komünist Parti’sini kurdu. 15 Ocak 1919’da Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Wilhelm Pieck, Freikorps tarafından tutuklandılar, Pieck kaçmayı başarırken Luxemburg ile Liebknecht yedikleri darbelerle bilinçlerini kaybettiler. Aynı gün, Luxemburg ölene kadar dövülmüş ve ölü vücudu nehre atılmış, Liebknecht de başından yediği kurşunlarla öldürülmüştü.