Şiddet
Birgün Birgün Birgün Birgün
Bugün bu başlıkta bir yazı mutlaka kadına yönelik şiddetten söz etmeli. Şiddet çok daha genel bir sorun olsa da, şiddetin en görünen yüzü de o zaten. Dünyanın hemen her yerinde hızla yayılan ve tırmanan bir şiddet dalgasıyla karşı karşıyayız. Bir şeye karşı çıkıyorsanız, doğal ve doğru olanı onun en görünen yüzünü hedef almaktır. Bu yüzden, […]

Bugün bu başlıkta bir yazı mutlaka kadına yönelik şiddetten söz etmeli. Şiddet çok daha genel bir sorun olsa da, şiddetin en görünen yüzü de o zaten. Dünyanın hemen her yerinde hızla yayılan ve tırmanan bir şiddet dalgasıyla karşı karşıyayız.

Bir şeye karşı çıkıyorsanız, doğal ve doğru olanı onun en görünen yüzünü hedef almaktır. Bu yüzden, dünyayı pençesine alan şiddet sarmalını alt edebileceksek mücadelenin merkezine kadını koymalıyız.

Siz bunu ıskalasanız da o sizi ıskalamıyor zaten! İşte, tam da 8 Mart’ın ilk saatlerinde, Alper Başkan’ın yönetiminde kadınlar ve LGBT bireyler için de çok daha güvenli olacağına inandığımız İstanbul’un Beyoğlu’nda, Moğolistan uyruklu bir kadın katledildi. Zanlı, kadını vurduktan sonra intihar girişiminde bulunan, erkek arkadaşı! Kadın cinayetlerinin çoğunda olduğu gibi ‘en yakın’daki erkek.

Her ne hikmetse, kadın cinayetleri konusunda işi bu olan sivil toplum örgütlerinin, kadın örgütlerinin verdikleri sayılarla, resmi makamların rakamları arasında büyük fark var.

İçişleri Bakanlığı’nın raporuna bakarsanız 2018’de öldürülen kadın sayısı 281 ve bu bir önceki yılın 350 rakamı ile kıyaslandığında, kadın cinayetlerinde bir düşüşe işaret ediyor. 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na göre ise, 2018’de 440 kadın öldürüldü ve bu ucu yukarıyı gösteren bir grafiğin geldiği son nokta. 2013’de 237, 2014’de 294, 2015’de 303, 2016’da 328 ve 2017’de 409…

Umut Vakfı’nın 2018 rakamı daha vahim; geçen yıl, ardında değişik yöntemlerle katledilmiş 477 kadın bırakmış!

İçişleri Bakanı, veriler arasındaki bu farkı, kadın örgütleri olur olmaz her kadın ölümünü, intihar dahil, ‘kadın cinayeti’ sayıyor diye ‘açıklarken’; kadın örgütleri kendi verilerinin birinci el tanıklıklara, medya haberlerine ve mahkeme dosyalarına dayandığını, iktidarın ise yalnızca resmi kurumlara yansıyanları veri aldığını söylüyor.

Bütün bu cinayetler ve şiddet konusunda iktidarların tavrının, ‘iktidar dili’nin sorumluluğunun altını özellikle çizmek gerekiyor. Nasıl ki, kadın cinayetleri şiddetin en görünen yüzüyse, şiddetin nedenlerinin başında da iktidarların, liderlerin şiddet dili geliyor.

En tepede ve en yetkili insanlar şiddeti ağızlarından düşürmeyip farklı toplum kesimlerini ötekileştirip düşmanlaştırdıkça, şiddet de aşağıya doğru yaygınlaşıyor.

Geçen hafta bugün, sağlık çalışanlarına dönük şiddetin tartışıldığı bir toplantı düzenleyen Türkiye Psikiyatri Derneği, çözüm önerileri arasında medyanın ve liderlerin şiddet dilinden uzak durmalarını sayıyordu.

Kadın örgütleri, iktidarın ve kendilerinin kadın cinayetleri konusunda farklı rakamlar açıklamalarını, iktidar tarafında “toplumsal cinsiyet eşitliği” duyarlılığının olmamasına bağlıyorlar. Bu duyarlılıktan uzak iktidarlar, erkeğin ailenin reisi olduğu erkek egemen bir toplumu daha yönetilebilir görüyorlar.

O yüzden olsa gerek, ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ gibi bir kavram üniversitenin sözlüğünden de çıkarılmaya çalışılıyor. YÖK, daha geçenlerde, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesini durdurdu, Tutum Belgesini web sitesinden kaldırdı.

O duyarlılıktan yoksun olunca, kadın cinayetlerini diğer adli vakalar arasında sayıp örtmeye çalışıyor, şiddetin mobbing gibi farklı biçimlerini, tacizi, sözel ve psikolojik şiddeti şiddetten saymamaya başlıyorsunuz. Kadınların aynı işi yapan erkeklere göre düşük ücret almalarını, ki bu da bir şiddet, olağanlaştırıyorsunuz.

Şiddet o en görünen yönü kadın cinayetlerinden çıkıp ‘göze göz’ anlayışı da her düzeyde yaygınlaşınca, bütün dünya kör oluyor. Kim bilir, dillerini şiddetten arındırmayan liderlerin istediği de bu: Kör bir dünya!

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız