Google Play Store
App Store

Latin Amerika’da bir ülke daha sağın eline geçti. Şili’de diktatör Pinochet hayranı Kast, devlet başkanı oldu. Dr. Canan Kışlalıoğlu’na göre sol iktidarın vaatlerini hayata geçirememesi aşırı sağcı Kast’ı iktidara taşıdı.

Şili de sağa teslim
Fotoğraf: AA

Umut Can FIRTINA

ABD dış politikasının merkezine oturan “arka bahçesi” Latin Amerika’da sağa ilerleyiş trendi sürüyor. Şili’deki devlet başkanlığı seçiminin ikinci turunu diktatör Pinochet hayranı aşırı sağcı Jose Antonio Kast kazandı.

Aşırı sağcı Cumhuriyetçi Parti’nin lideri ve adayı Kast, ilk turda adayları elenen diğer sağ grupların desteğini alarak oyların yüzde 58,1’ini aldı. İktidardaki sol bloğun desteğini alan Şili İçin Birlik’in adayı ve Komünist Parti üyesi rakibi Jeannette Jara yüzde 41,3 oy aldı. Jara, 16 Kasım’da düzenlenen ilk turda yüzde 26,76 alırken Kast 24,05 ile ikinci sırada gelmişti.

Jara sağ hükümete karşı etkili muhalefet sözü verdi.

SOL YENİLGİYİ KABUL ETTİ

Kast’ın zaferi, 1973’te Salvador Allende’nin devrilmesinden 1990’a kadar süren Augusto Pinochet diktatörlüğünün sona ermesinden bu yana ülkedeki en net sağa yöneliş oldu.

Jara, seçimin ardından Kast’ı tebrik ederek “Demokrasi konuştu” derken yeni dönemde sağ hükümete karşı kararlı bir muhalefet yürütme sözü verdi. Mart ayında görevi devredecek olan Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric, Kast'ı tebrik ederek yeni dönemde “işbirliğine açık olduğunu” söyledi.

GÜVENLİK ÖNE ÇIKTI

Güvenlik, göç ve organize suça yönelik politikaların damgasını vurduğu seçim kampanya sürecinde Kast, sınır güvenliğinin artırılacağını, yüksek güvenlikli cezaevleri kurulacağını ve belgesiz göçmenlerin toplu şekilde sınır dışı edileceğini vaat etti.

Neoliberal sistemin hâkim olduğu ülkede serbest piyasa yanlısı bir ekonomik çizgi benimseyen Kast, devletin küçültülmesi ve kamu harcamalarının kısılması gerektiğini savunuyordu. Kast, sosyal politikalara ilişkin kürtaj, boşanma eşcinsel evlilik karşıtlığı ve çevre politikalarına karşı mesafeli duruşuyla ise tepki çekmişti.

NAZİ KÖKENLERİ

Dindar bir Katolik olan Kast’ın ailesi Almanya kökenli. Nazi partisi üyesi ve Wehrmacht subayı ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Şili’ye kaçan bir babanın oğlu olan Kast’ın kardeşi de Pinochet döneminde bakanlık yaptı.

Boric hükümetinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapan Jara da benzer şekilde güvenlik konularına odaklanmıştı.

Kast’ı ilk tebrik eden liderlerden Arjantin’in aşırı sağcı “liberteryen” Devlet Başkanı Javier Milei, sosyal medyada “Sol geriliyor” mesajını paylaştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Kast’ın liderliğinde Şili’nin “kamu güvenliğinin güçlendirilmesi, yasadışı göçün sona erdirilmesi ve ticari ilişkilerin canlandırılması gibi ortak önceliklerde ilerleyeceğini” söyledi.

ABD VE SAĞ DALGA

Şili'deki seçim sonuçlarına en sert tepkiyi veren Kolombiya’nın solcu Devlet Başkanı Gustavo Petro ise “Faşizm ilerliyor, ben asla bir Nazi'nin elini sıkmam ve bir Nazi'nin oğlunun elini de sıkmam; onlar insan suretinde ölümdür” dedi.

Kast’ın zaferi, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık müdahaleleriyle giderek hızlanan Latin Amerika’da sağın yükselişinin son halkası oldu. Arjantin, Ekvador, Bolivya, El Salvador ve Honduras’ta sağcılar ve muhafazakârlar seçim zaferleri elde etti. Bolivya’da ekim ayında sağcı Rodrigo Paz, 20 yıllık sosyalist iktidara son verdi. Arjantin’de ise Trump’ın açık tehditlerinin gölgesinde düzenlenen ara seçimden Milei güçlenerek çıktı. Bu eğilim, Latin Amerika’yı tekrar “arka bahçesi” haline getirmek için harekete geçen Trump’ın “Batı Yarımküre’de ABD etkisini artırma” hedefleriyle de eşzamanlı ilerliyor.

∗∗∗

TRUMP, MEŞRUİYETİ KAYBETTİRİYOR

Latin Amerika uzmanı Dr. Canan Kışlalıoğlu, Şili’de sağın iktidara gelişini ve kıtayı saran sağ dalga ile ABD’nin bölgeye yönelik politikalarını BirGün’e değerlendirdi: “Şili, neoliberalizmin en katı haliyle uygulandığı, devletin inanılmaz ölçüde küçültüldüğü bir ülke. Devlet o kadar küçük ki vergi toplama kabiliyeti bile sınırlı. Sağlık, eğitim, barınma ve hatta emeklilik sistemi tamamen özel sektöre ve şirketlere devredilmiş halde. Bürokrasi olmadığı için şeffaf görünse de halkın devletten sosyal destek beklentisi sıfıra yakın. OECD ülkeleri arasında en yüksek gelir adaletsizliğine ve derin bir yoksulluğa sahip Şili’de siyasetten ziyade, ekonomiyi yöneten zengin elit ailelerin gücü hâkim.

NEOLİBERALİZME TESLİM

Gabriel Boric gibi genç ve sol bir liderin iktidara gelmesi, başlangıçta bir değişim umudu yarattı. Boric, anayasayı değiştirerek Bolivya’daki gibi “çok uluslu/kültürlü” ve yerli haklarını önceleyen bir yapı kurmak istedi. Ancak Şili toplumu neoliberalizmle o kadar yoğrulmuş durumda ki, toplumda yerlilik veya kimlikten ziyade derin gelir eşitsizliği en önemli mesele. Bu nedenle Bolivya tarzı bir anayasa Şili toplumuna aykırı geldi ve reddedildi. Boric, hem ekonomik bir düzelme sağlayamadı hem de anayasa sürecinde toplumsal desteğini yitirdi.

İbre tekrar sağa dönse de kim gelirse gelsin bu yerleşik neoliberal yapıyı kökten değiştirmesi, sistemi çok yukarı veya çok aşağı çekmesi pek mümkün değil. Çünkü zaten devlet fazlasıyla özelleştirilmiş durumda. Ne sağlıkta, ne eğitimde devlete ait bir alan yok. Daraltabilecekleri kadar daraltmışlar. Arjantin’de Milei bu konuda ‘başarılı’ oldu çünkü daraltabileceği çok alan vardı.

Kıtadaki sağ siyasetçilerin Nazi geçmişiyle ilişkilendirilmesi şaşırtıcı değil. Kaçan Nazilerin çoğu Latin Amerika’ya yerleşti, oradaki nüfusla ve sağ siyasetle bütünleşti.

Ancak kıtadaki asıl siyasi sorun, başkanlık sistemlerinin yapısından kaynaklanıyor. Sistem genellikle ‘bir sağ, bir sol’ şeklinde işliyor. Fakat başkan seçilseniz bile, eğer mecliste çoğunluğunuz yoksa muhalefet sizi kilitliyor, yasa çıkaramıyorsunuz ve iş yapamaz hale geliyorsunuz. Bu kilitlenme, her yeni gelen iktidarın bir öncekinin yaptıklarını silmeye odaklandığı verimsiz bir döngü yaratıyor.

Dr. Canan KIŞLALIOĞLU
Bitlis Eren Üniversitesi

KITADA KOLEKTİF BİLİNÇ

Latin Amerika genelinde ABD’nin “arka bahçe” politikasına dönüşü ve Trump etkisi konusunda ilginç bir paradoks var. Arjantin’de Milei, Brezilya’da Bolsonaro, Venezuela muhalefeti gibi sağ siyasetçiler güç devşirmek için kendilerini Trump’la özdeşleştiriyor ve ABD’yi arkalarına almaya çalışıyorlar. Ancak on yıllardır ABD müdahalelerine sahne olan Latin Amerika halklarında, özellikle “Pembe Dalga” ile oluşan güçlü bir bilinç ve kolektif hafıza mevcut. Bu yüzden, bir siyasetçi ABD’yi ne kadar arkasına alırsa, halk nezdinde meşruiyetini o kadar kaybediyor.

Kolombiya’nın Venezuela’ya destek vermesi, İsrail’e karşı kıta genelindeki tepki ve ‘Kolomb Günü’nün’ birçok ülkede ‘Yerli Bağımsızlık Günü’ne dönüştürülmesi bu bilincin göstergeleridir.

Soğuk Savaş dönemi tarzı darbelerle rejim değiştirmek artık ABD için o kadar kolay değil. Dolayısıyla ABD, ekonomik ve politik olarak bölgeyi zorlamaya devam etse de, toplumların hafızasındaki darbe ve sömürü travmaları, tam boy bir Amerikan hegemonyasının yeniden kurulmasını zorlaştırıyor.