birgün

16° AÇIK

Şimdi, hatırlama zamanı

SİYASET 03.01.2022 07:17
Abone Ol google-news

İçinde yaşadığımız ana o kadar takılı bırakıldık ki şimdi, genişleyip geçmişi ve geleceği de kapsayan bir geviş getirmeye dönüştü. Geçmiş geçmemiş ve gelecek de gelmeyecekmiş gibi bir şimdiki zamanın tutsakları haline geldik. Önemli olanın “şimdi ve burada” hissettiklerimiz olduğuna odaklanmamız söylendi. Dahası hissettiklerimizin tek sahibinin (sorumlusunun) kendimiz olduğu. Böylece ne hissediyorsak o olduğumuza inandırıldık. Hislerimizin kontrolünün bizde olduğu, kimsenin karışamayacağı, kimsenin etkileyemeyeceği ve istersek “iyi hissedebileceğimize” inanmanın büyüsüne kapıldık.

***


Düşünmeyi bir yana bırakarak sadece hissetmeye odaklanmak zorunda bırakan “hız” ve “görsel imge sağanağı” şimdiki zamanı ve hisleri, maddi gerçekliğin yerine geçirdi. Böylece, “düşünüyorum, öyleyse varım” dan da geriye “hissediyorsam varım ve ne hissediyorsam oyum” haline dönüştük.

Bir çırpıda ve kendiliğinden olmadı bu değişim. Kentlerin mimarisinden esnek üretime, biteviye göçebelikten türev piyasalara, sanal gerçeklikten sermayenin sınırlarüstü dolaşımına kadar hayatın her alanında esneklik, akışkanlık, uçuculuk belirleyici oldu.

Kimlik kavramı bu değişimin anahtar kavramı oldu. Aynı anda hem uçucu ve değişken hem de içinde bulunulan anda her ne ise o hali mutlak kabul edilen bir “his” haline geldi. Kimlik kavramının tarihsel olduğu, tarih içinde değiştiği, dönüştüğü “gerçeği” gözardı edildi. Bugünün (uçucu) kimliklerine ezelden beri olan ve ebede kadar da aynı kalacak olan mutlaklık atfedildi.

Hislerimizi belirleyenin “maddi gerçeklik” olduğu ve hislerimizi ancak düşünerek kavrayabileceğimizi “düşünemez” olduk. Biz yok muamelesi yapınca maddi gerçeklik yok olmadığından, asılı kaldığımız şimdiki zaman içinde edilgenleşen seyircilere dönüştük. Maddi gerçekliğe müdahale etmek yerine hislerimizle “oynaşma” ya döndük.

Şehrin dışındaki TOKİ evinde, televizyon karşısında kafasında tas, bir elinde tencere kapağı bir elinde ekmek bıçağıyla “Diriliş Osmanlı” izleyen ile yine TOKİ rezidansının loftunda “mindfullness” egzersizi yapanı bir ve aynı kılan bu süreç tıkanmak üzere. Şimdi, sürdürülebilir olmaktan çıkmak üzere.

***

Çünkü tarih var. Tür olarak insanın doğadan koptuğu andan bu yana tarih var ve biteviye değişiyor. Her verili zamanda karşıtların birbiriyle mücadele ettiği bir tarih var. Bizim zamanı akan bir nehir gibi ya da yukardan aşağıya dökülen bir akış gibi kavramlaştırmamız bir tarihin olmadığını kanıtlamıyor.

Z kuşağı denilen ve 1990’ların ortasından 2010’a kadar doğanları kapsadığı söylenen “gençler” in eylemlerine yönelik hayret ve övgüyü bu gözle değerlendirmemiz gerekli. Önce Gezi’ de gündeme geldiler. Şimdilerde “barınamıyoruz hareketi”, yurt eylemleri, Boğaziçi direnişi, sokak röportajlarında “telefoncu dayılarla” dalga geçerlerken görüyoruz onları. Sanki birden bire ortaya çıkmışlar muamelesi yapılıyor onlara. Siyasi partiler onlara yönelik programlar geliştirme telaşına düştüler. Ama neredeyse kimse bu gençlerin kim/ler/in çocukları olduğu üzerine düşünmüyor.

***

Z kuşağı, altmışların ortalarından seksenlerin başına kadar doğanların çocukları. Demem o ki Z kuşağının ana babaları, toplumsal mücadelelerin en devrimci olanlarını yürütüp yenilenlerin çocukları. Yetmişlerde Güney Amerika’da başlayan ve 12 Eylül 1980’de Türkiye’yi de vuran askeri darbeler döneminin en vahşi zamanlarında yenilmiş, öldürülmüş, işkenceden geçirilmiş, tutsak edilmiş olanların “torunları.” Şimdiye asılı kaldığımız için bu çocukların/ gençlerin ana babaları ve onların da ana babaları olduğunu düşünemiyoruz. Düşünsek de onların bugünden farklı olduklarını kavrayamıyoruz.

Hissetmektense düşünmeye çalışmamız gerekiyor. Hissettiklerimiz üzerine de düşünmeye çalışmalıyız. Düşünmeye çalışmanın yani bir “eylem olarak” düşünme etkinliğinin gerçekleşmesi ancak hatırlamayla mümkün olabiliyor. Bellek, düşünme eylemi ile evrimleşti. Belleğimiz geliştikçe daha çok düşünebilir olduk ve daha çok düşündükçe daha da çok ve karmaşık öğrenebildik.

Öyle ise bir başlangıç için şimdi, şimdiyi değil geçmişi hatırlamaya başlamalıyız. Geçmişte ne oldu? Düzenin iktidar ve muhalefet kanatları da Z kuşağına sürekli geçmişi hatırlatmaya çabalıyor. Geleceği biz kuracaksak geçmişi de biz hatırlamalıyız ki, hatırlatabilelim.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol