birgün

8° KISA SÜRELİ HAFİF YOĞUNLUKLU YAĞMUR

ARŞİV 02.12.2011 15:57
author

‘Şimdi sen…’

Yağmur çiseliyor. Kış. Kadıköy – Beşiktaş vapurundasın. Biraz önce arkadaşlarından ayrıldın. Zamanı, zamanları konuştunuz…

Yağmur çiseliyor. Kış. Kadıköy – Beşiktaş vapurundasın. Biraz önce arkadaşlarından ayrıldın. Zamanı, zamanları konuştunuz… Anılardan geçtiniz. Şiirler mırıldandınız. Türkülerin ucundan tuttunuz hep birlikte. Yüzlerinize ve hüzünlerinize baktınız gülümsemelerle.

Delibozuk, neşeli günlerinizi anlattınız yeniden.

Bir onlar yoktu, ama hep gencecik kalacaklardı siz yaşlanırken. Ve umutlu.

Rüzgârlara bırakıyorsun kendini ve aklındakileri… Uzaktan balıkçı motorları geçiyor. Tenin huysuz.

Özgürlüğü hayal edebilmenin anlamını düşünüyorsun. Özgürlüğün ise kendini aşkda sakladığını… Emekte ve hafızada.

Tutsaklığın putları olan ‘o’ kelimelerin ve yargıların ardında, ötesinde…

Aşktan ve adaletten kovulan kadınlar ve çocuklar alıp seni götürüyorlar. Sanki NÇ. artık iki harfe dönüşmüş bedeniyle kulağına fısıldıyor… “Rızanın olduğu yerde zorbalık vardır, bunu biliyorsun değil mi. Bizim kovulduğumuz yer onların sevgisiz, şefkatsiz dünyası. Oysa aşk benim içimde…”

Kendini konuşurken buluyorsun puşili gençle, evi yıkılmış kadınla, işten atılmış işçiyle, Dersimli ihtiyarla, kitaplarına el konan aydınla, HES’lerin perişan ettiği Karadenizliyle.

Sokaklar. Yürüyorsun. Ürperiyorsun. O yok. Onunla ateş böceklerinin peşinden patikalarda yürümeyi özlüyorsun. Ona hiç kirlenmemiş kelimelerden kurulu öyküler anlatmayı… Onun gül kokan şivesini…

Evdesin. Fotokopilerin gazete küpürlerinin, kitapların, fotoğrafların arasında. Eskilerden şarkılar dinliyorsun. Notlarına bakıyorsun. Bir kitabın sayfalarını karıştırıyorsun…

“Konuşma hürriyeti kaybolmakta. İnsanlar arasında eskiden sohbetlerle birbirinin hayatıyla ilgilenmek onun üzerine eğilmek gayet doğal bir şeyken, şimdi bunun yerini ayakkabılarının ya da şemsiyesinin fiyatını sormak alıyor. Her konuşmanın içine önlenemez bir halde hayat şartları konusu, para konusu giriyor. Bu arada söz konusu olan ne bireyin endişeleri ve çilesi -böyle olsa, belki birbirleriyle yardımlaşabilirlerdi-, ne de konunun bütün içinde gözden geçirilmesi. İnsan sanki bir tiyatroda tutsakmış da, sahnedeki oyunu ister istemez izlemek zorundaymış, bunu ister istemez, durup durup yeniden düşüncenin ve konuşmanın konusu etmek zorundaymış gibi…”

Benjamin yazmış bu satırları. Belki böyle bir gece vakti. İtalya’da faşizm iktidara gelmiştir. Ve dünya kâbusuna adım adım yaklaşmaktadır.

Travmaların, endişelerin, karmaşanın, savrulmaların ortasında bir aile gibi duran hayatları düşünüyorum… Dünyayı o ada olarak tasarlıyorum. İğde kokuları, sevinç çığlıkları, el değmemiş ırmaklar, kırlangıç sürüleri, şarkılı sokaklar… Orada artık bazı kelimeler kullanılmıyor. Hapishane yok. Mahkeme yok. İşten atılma yok. Politika yok. Dar zamanlar yok. Geçim derdi yok. Sınır yok. Sevgi herkesin ve herkes için. Ve her şey…

Ama şimdi sen…

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız