Simülasyon simülasyonu döver mi?!
Birgün Birgün Birgün Birgün
Yıl 1999’du, bir binyıl bitip yenisi başlıyordu. Özellikle dindar judeo-hıristiyanların ‘zamanın sonu’ ve kıyamet beklentisinin tavan yaptığı bir dönemdi. Dinsel nitelikli kıyamete inanmayanlar içinse tüm bilgisayar sistemlerinin çökeceğini söyleyen seküler bir kıyamet üretilmişti: Y2K (Year2000Kaos). Sinema da boş durmuyordu: Dünyada şeytanın egemenliğinin başlayacağı kıyamet-öncesi günler için hazırlık yapan satanist deccalcilere karşı Jericho adlı eski polisin […]

Yıl 1999’du, bir binyıl bitip yenisi başlıyordu. Özellikle dindar judeo-hıristiyanların ‘zamanın sonu’ ve kıyamet beklentisinin tavan yaptığı bir dönemdi. Dinsel nitelikli kıyamete inanmayanlar içinse tüm bilgisayar sistemlerinin çökeceğini söyleyen seküler bir kıyamet üretilmişti: Y2K (Year2000Kaos).

Sinema da boş durmuyordu: Dünyada şeytanın egemenliğinin başlayacağı kıyamet-öncesi günler için hazırlık yapan satanist deccalcilere karşı Jericho adlı eski polisin verdiği mücadeleyi ve ilahi zaferi anlatan End of Days/Şeytanın Günü; evrenin kodları çözülebilecek bir bilgisayar yazılımı olup olmadığını araştırırken gerçeklikle bağını tümüyle yitiren matematik dehasının ürkütücü hikâyesinin anlatıldığı π /Pi; ‘gerçeklik’ denilen şeyin artık çok kırılgan olduğunu ve zerre kadar gerçeklik taşımayan unsurlarla bile kolayca kurulabileceğini gösteren The Blair Witch Project/Blair Cadısı; ve nihayet tüm bu anlatıları ve daha fazlasını bünyesinde barındıran, yeryüzündeki son gerçek insan kenti Zion’u şeytani yazılımlı robotlardan kurtarmaya çalışan genç mesih adayı Neo’nun yalanla gerçek arasında gidip gelen hikâyesi Matrix 1999’da gösterime çıktı.

Binlerce yılın temel felsefi tartışmalarından biri olan ‘gerçeklik nedir?’ sorusunu epey komplike biçimde gündeme getiren Matrix’i diğer filmlerden ayıran başka özellikleri de vardı. Örneğin, filmin yaratıcılarından Wachowski Kardeşler cinsiyet değiştirdi. Lana adını alan Larry ve Lilly adını alan Andy, içine doğdukları cinsiyeti reddederek sanki bir gerçeklik alanından başka bir gerçeklik alanına sıçramış, kendi matrikslerini yıkmışlardı -ya da yeniden yapmışlardı.

Matrix’le başlayıp bugünü belirleyen diğer bir olay, filmde Neo karakterini canlandıran Keanu Reeves’le dublörü Chad Stahelski’nin yaşadığı ilginç yer değiştirmeydi. Matrix’le ilgili belgesel Matrix: Revisited’da Keanu Reeves şunları anlatıyor: “Harika bir dublör ile çalıştım: Chad Stahelski. Dövüşlerden bahsettiğimde ikimiz adına düşünüyorum. Chad, oyuncuları sokamayacağınız durumlarda devreye girer. Bir oyuncuyu tepetaklak bir şekilde, 3 metreden duvara geçirmezsiniz. Chad tepetaklak düşüşü yaptı, sonra tavana çarpışı yaptı, Smith tepesindeydi. Aşağıya indiklerinde Chad alttaydı ve dizinin üstüne düştü, dizi kırıldı. Dizindeki lifler yırtıldı, omzu çıktı, bazı kaburgaları kırıldı.”

Stahelski 2013’e kadar dublörlüğe devam etti. Sonra yönetmenliğe geçti ve 2014’te John Wick’i yaptı. Başrolü tabii ki Reeves oynuyordu.

Dublöre biçilen varoluşsal amaç, kendi kimliğinin gerçeğinden sıyrılarak kahramanın karakterini olabildiğince gerçekçi hale getirmektir. Dublör oyuncunun simülasyonudur, sahte versiyonudur. Kaza riski olmadan uçuş eğitimi verilen bir uçuş simülatöründekine benzer şekilde, yaralanma riski bulunan tehlikeli sahnelerde oyuncunun gerçeği değil sahtesi oynar. İşin kötü yanı şu ki, uçuş simülatörü kokpit şeklinde tasarlanmış bir kabin ve yazılımdan ibaretken dublör kanlı-canlı gerçek bir insandır, yaralanabilir, hatta ölebilir. Ama bu ölümcül gerçeklik hali bile dublörü simülasyon olmaktan kurtaramaz.

Dövüş sanatları alanında uzman olan Stahelski sanki içinde gizlediği John Wick karakterini ortaya çıkarmaya karar vermişti ve bunun için 15 yıl önce dublörü olduğu oyuncuyu şimdi kendi alter egosunun simülasyonuna dönüştürüyordu.

Bu ilginç yer değiştirme, ana karakterin istese de ölemediği olaylar dizisinde nedenselliği ve hikâye yapısını hiç önemsemeyen, seyirciye yoğun şiddet ve aksiyon sunmaktan başka amacı olmayan John Wick filmlerinin evreninin neden bir tür Matrix gibi tasarlandığını ya da en azından niçin o hissi verdiğini de açıklıyor sanırım.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız