“Sinema Bir Şenliktir!”
HAYDAR ERGÜLEN HAYDAR ERGÜLEN
Ne diyelim, sinema bir şenliktir, film sinemada izlenir, sinema kitabı evde okunur!

Sevdiğim Onat Kutlar’ın kitabının adı, Sinema Bir Şenliktir (1985), dünya sinemasına dair yazılar. Ernest Hemingway’den uyarlamış, Paris Bir Şenliktir kitabından. Doğru, ikisi de birbirinden şenliktir! Yakında FilmEkimi başlayacak, Nisan’da Sinema Festivali. Başka sinema şenlikleri, haftaları, film gösterimleri... Sinemanın ya da sanatın ‘şenlik’ olduğunu söylemek, memlekette, tam da bu köşenin adına uygun olarak, biraz ‘tuhaf’ kaçabilir! Yahu rejim değişmiş, tek adam yönetimi gelmiş, haksızlık etmeyelim, tek değil damat da var, yeni havalimanı işçileri çalışma koşullarına karşı ayaklanınca önce baskın, gözaltı, sonra tutuklama, Berkin’i vuran polisi tanıyan yok, herhalde uzaylılar vurdu, sen sinemadan, şenlikten söz ediyorsun diyenler olabilir. Haklısınız. Türkiye dediğimiz bir tuhafiyede yaşıyoruz hepimiz ne de olsa!




Sevgili arkadaşım, evvel gidenlerden, şair Sami Baydar’ın bir kitabının adıdır Dünyadan Çıkış Yolları, şimdi onun anısına bu adla bir yayınevi ve dergi var, Adana’da çıkıyor, ne güzel! Şiir, Sami’nin dediği gibi Dünyadan Çıkış Yolları olsun, sanat, edebiyat, sinema da dünyaya katlanma biçimleri ya da yolları. Görüldüğü gibi hiç de tuhaf değil, tam tersine insanın kendisinden başlayarak toplumunu, dünyayı sezme, anlama ve anlamak çoğu zaman acı olduğu için de, avunması ve katlanması için gerekli. Sanat dünyayı değiştirmez belki ama, o günü değiştirebilir, insanın halet-i ruhiyesini değiştirebilir. Daha iyi bir dünya özlemini kışkırtabileceği gibi, bazen de insan yaşadıklarından daha ağırını yaşayanları görüp halinin o kadar da fena olmadığına sevinebilir! Yeter ki Kararmasın diyen de Onat Kutlar’dı, Bahar İsyancıdır diyen de, üstelik 12 Eylül faşizmi sürerken yazmıştı bunları.

Onat Kutlar’ın Türk sineması üstüne yazdıkları, konuştukları da nihayet derlendi, Sinema... Sinema (YKY, Temmuz 2018) adıyla yayımlandı. Kitapta en çok ‘sansür’ tartışmaları yer tutuyor 1966, 1976’larda yapılan, şimdi zaten ‘otosansür’ olduğu ve sansürü içselleştirdiğimiz için şaşkınlıkla okuyabiliriz bu tartışmaları!

“Bir Film Serüveni İçin Notlar”da Ferit Edgü ve Erden Kıral’la “O” filminin serüvenini sinemacı, denemeci, şair ve öykücü Onat Kutlar olarak anlatıyor. Memleketin aydınlık yüzlerinden, gerçek aydınlarından, ne yazık ki bombalı bir saldırıda yitirdiğimiz, genç ölen biricik dayıma benzettiğim, çok sevdiğim şair ve öykücü Onat Kutlar, Sinematek’in de kurucularındandı. Dedim ya, bu tuhafiyede iyi işler yapmanın, başkalarını düşünmenin bedeli de hayli pahalı oluyor, hapisler, sürgünler, işkenceler ya da ölüm bekliyor. Fazla da bekletmiyor. “Ölüm nereden ve nasıl gelirse” geliyor!

Adeta rolüyle birleşen oyuncular, ‘Neden Tarkovski olamıyorum?’ diye kahrolan ve kahreden genç yönetmenler, festival için film yapmayanlar ve önemli olan ödül değil filmin beğenilmesi diyenler, “Herkes Nuri Bilge izler”, iyi de bu Recep İvedik’i kim izler? Hiç porno izlemeyip erotik film sevenler... Klişeden bol ne var, hele sinemada! Sinema yazarı Şenay Aydemir harika bir iş yapmış ve filmlerden yönetmenlere, seyircilerden eleştirmenlere en klişe 100 Sinema Klişesi’ni (Ağaçkakan, Nisan 2017) toplamış. Siyah-Beyaz, renkli Türkçe sinemaskop, yerli yabancı ne klişeler! “Kötü kalpli sarışın” deyince aklına Neriman Köksal’dan başkası gelen var mı? Herhalde yoktur. Peki Türk korku filmlerinin esas oğlanını biliyor musunuz? Cinler elbette! “Fakir ama mağrur genç”se artık klişe bile sayılmaz değil mi, o kadar bizden biri! Ya şu ‘şive ile komedi yapmak’ banalliği mi desek ne desek bilemedim şekerim! Kürtler, Karadenizliler, Trakyalılar ve tabii ‘Suvazlılar’, şive taklidinde ilk sıralarda yer alıyor. Haydarpaşa Garı, ister klişe olsun ister olmasın, benim gönlümdeki iki garın birincisi, ikincisi Eskişehir Garı elbette. Haydarpaşa’sız bir İstanbul olmayacağı gibi, garın olmadığı bir İstanbul filmi de olmaz! Klişe deyip geçmemek lazım, ya onlar olmasaydı değil mi, bir de böyle bakmak lazım! Zaten Şenay Aydemir de öyle düşünüyor: “Şahsen sinemada klişeye karşı değilim. Ama yerinde, zamanında ve doğru biçimde kullanılırsa.” Ben de.

Nefis bir öykü kitabı, Sinemada Ağlarken, (Can Y.,Temmuz 2018), John Manderino’nun kitabını değerli romancı ve öykücümüz Pınar Kür aynı güzellikte Türkçeleştirmiş. Kısa kısa, sıcak, sanki aynı evin içindeymişiz duygusunu yaşatan öyküler, çoğu sinema salonlarında geçen olaylar, bazen evde geçtiği de oluyor. Filmler eşliğinde yazar çocukluğundan şimdisine yaşamöyküsünü de bir film gibi anlatıyor. Ölmeden önce hayatın bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçtiği doğruymuş meğer! Batı Yakası’nın Hikayesi, Kuşlar, Yağmur Altında, Zorba, Hamlet, Aşk Mevsimi, Tatlı Hayat, Easy Rider, Arı Kovanının Ruhu, Bayanlar Baylar, Karşınızda Bay Leonard Cohen, Taksi Şoförü, Eve Dönüş, Guguk Kuşu, İhtiras Tramvayı, Fargo... 37 öykü ve filmden bazıları. Kapaktaki cümle kitabın ruhunu öyle güzel özetliyor ki: “Sinemada Ağlarken bir yanıyla sinema sanatına yazılmış bir aşk mektubu, bir yanıyla da film sahneleri üzerinden gerçekliğe atılmış bir çentik, muzip bir zihin oyunu.”Özellikle sinemaseverlere, sonra da öykücülere hararetle öneririm. Aynısı bizim filmlerimiz için de yapılabilir. Ben olsam, 40 sayısına düşkünlüğümden biraz da, bizden 40 film seçer, onları izleme öykülerimi kimi yaşantı kimi kurgu olarak yazardım, ama ah zaman denen zalım!

“Altyazı” dergisinin 3. özel sayısı da çıktı, ikincisi Türk sinemasıydı, bu Gayri Resmi ve Resimli Dünya Sinema Sözlüğü (Mayıs 2018). Tıpkı ilki gibi, benzersiz “Bu sözlük, dünya sinema tarihine dair üretilmiş, yinelenerek kurumsallaşmış kabul, bilgi ve söylencelere farklı bir yerden bakmayı amaçlıyor.” Örnek mi? 1895’te Paris’te yapılan tarihin ilk sinema gösteriminde trenin gara girişini gerçek zannederek kaçışan izleyiciler. Bu öykünün aslını astarını “İlk gösterimde yaşanan panik” maddesinde okuyabilirsiniz. Okuyunca yazmak da istiyor insan, doğrusu ben de bir kaç maddeyi yazmak isterdim! Bir dahakine artık! Başıbozuk Film Okulu, Çin Aynası, bir de “Cin Aynası” var, Şükran Yücel’in“Altyazı” dergisindeki köşesiydi, Diyalektik Tuğla Kırabilir mi? Don Kişot’un Beyazperdeye Saldırısı, Elem (Engels, Lenin ve Marx’ın adlarından türetilmiş bu ad aynı zamanda ünlü savaş filmi Gel ve Gör’ü 1985’te çeken Sovyet yönetmenin de adı, Elem Germanovich Klimov), Fes, Gerilla Film, Hayvan Yıldızlar, Humeyni’nin Mezarlık Konuşması, Kadın Gotiği Furyası, Mesafe Montajı...

Sözlük A’dan Z’ye 274 sayfa.

Ne diyelim, sinema bir şenliktir, film sinemada izlenir, sinema kitabı evde okunur! İyi seyirler, keyifli okumalar!


Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız