birgün

24° AZ BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 05.07.2020 10:59

Sinemanın dönüşen ve başkaldıran kadınları

Belirli konularla ve erkek karakterlerle sınırlanmış Türk sinemasının çıkış yolu belki de böylesi kadın öykülerinden geçiyordur… Bununla yeni bir şey öneriyor değilim. Çünkü son yıllarda bu denli çok kadın filminin yapılmasının rastlantısal olmayıp toplumda büyüyen kadın (ve erkek) sorununa koşut, yani toplumsal gerçekliği yansıtan bir gelişme olduğu varsayılabilir.

Sinemanın dönüşen ve başkaldıran kadınları

Meriç Kırmızı - OMÜ Fen-Edebiyat Fakültesi

Yazılarını izlediğim Murat Tırpan ve Alper Turgut gibi yazarlar sinema yazılarında kimi zaman günümüz Türk sineması için şu haklı eleştiriyi yapıyorlar: Tematik olarak, taşranın bunalan bireyi ve büyük kentlerin yalnız bireyi (erkek ağırlıklı) arasına sıkışıp kalmak. Oysa son yıllarda yapılmış birkaç iyi Türk filminde bu iki yaygın konudan ayrılarak, (aynı Seray Şahiner’in birbirinden güzel öykülerinde, romanlarında yaptığı gibi) kadın temasını ön plana çıkaran filmler de var. Genelde, bugünün toplumundaki kentli, çekirdek ailede eşler arasındaki kadın-erkek ilişkisine ilgisini yöneten filmler bunlar. İlk anda akla gelenler: Kış Uykusu (Nuri Bilge Ceylan, 2014), Rüzgârda Salınan Nilüfer (Seren Yüce, 2016) ve Küçük Şeyler (Kıvanç Sezer, 2019).

Bu filmlerde, eşler arasındaki (genellikle) sorunlu ilişkiyi ve kadın karakterlerin özgürleşme çabalarının çağdaş anlatılarını izliyoruz. Bunlar dışında, yine geleneksel toplumsal yapının susturup baskı altına aldığı ya da edilgenleştirdiği, ama bu dayatmalara başkaldıran kadınlara farklı açılardan yaklaşan filmler de var. Mustang (Deniz Gamze Ergüven, 2015), Kelebekler (Tolga Karaçelik, 2018) ve Kız Kardeşler (Emin Alper, 2019) başarılı örnekler arasında sayılabilir. Bu filmler ele aldıkları öyküler içinde kapsadıkları kadın teması bakımından ortak olsalar da anlatım dilleri birbirlerinden ayrı. Örneğin, Kış Uykusu, Mustang ve Kız Kardeşler ağırlıklı olarak daha trajik bir anlatı tuttururken geriye kalan filmlerde mizahi bir anlatım biçimi ağır basıyor. Özellikle de fantastik öğeler de içeren Küçük Şeyler ve üç kardeşin esprili köye dönüş öyküsü olan Kelebekler’de.

Belirli konularla ve erkek karakterlerle sınırlanmış Türk sinemasının çıkış yolu belki de böylesi kadın öykülerinden geçiyordur… Bununla yeni bir şey öneriyor değilim. Çünkü son yıllarda bu denli çok kadın filminin yapılmış olmasının rastlantısal olmayıp, toplumda büyüyen kadın (ve erkek) sorununa koşut, yani toplumsal gerçekliği yansıtan bir gelişme olduğu varsayılabilir. Çağdaş kadınların eşleriyle olan ilişkilerine odaklanan filmlere bakıldığında, farklı öykülerine karşın, kimi ortaklıkları da dikkat çekiyor. Örneğin, sorunlu çift ilişkilerindeki erkek karakterlerin (Küçük Şeyler’de Onur, Rüzgârda Salınan Nilüfer’de Korhan, Kış Uykusu’nda Aydın ve Kelebekler’de Emre) daha çocuksu ve sempatik, hatta başkalarıyla eşlerine göre daha kolay iletişim kuran, ‘şeytan tüyü’ olan, dışa dönük kişiler olduğunu görürüz. Öyle ki izleyici topluluk içinde nasıl davranması gerektiğini bilen erkek karakterlerin akışkanlığına kapılıp hepsi birbirinden genç ve güzel, ama direngen eşlerinin onlara bir parça haksızlık ediyor olabileceği kuşkusuna kapılabiliyor. Buna karşın, bu filmlerdeki erkekler kadınların ilişkiden beklentilerini karşılamakta açıkça yetersiz kalıyorlar.

Kadının başkaldırı gücü

Bunun gibi kadın karakterlerin Türk sinemasına bir çıkış yolu sunabileceği savının gerekçesi bu kadınların her birinin kendilerini dönüştürmenin gizilgücünü içlerinde taşımalarıdır. Dışarıyla kolayca akıp giden, usulüne uygun ilişkiler kuran erkeklerin böyle bir sorunu ya da yetisi yoktur, çünkü var olan erkek-egemen düzenden zaten bir yere kadar yararlanırlar. Aydın, Nihal’in kendisine ondan özgür bir alan yaratma isteğini anlamaz; Korhan eşi Handan’ı her fırsatta aldatma peşindedir; Onur işsizliğe ve depresyona saplanır kalır, ama Bahar’dan geleneksel bir kadın rolünü beklemeyi sürdürür; Emre’yse, zaten Suzan’ı hiç konuşturmaz bile… Emre ve Korhan yakın döneme kadarki inşaat ekonomisi düzeninin kazançlı ara kademe yöneticileridir; zavallı Onur şirket patronu için ‘içtenlikli’ doğum günü partileri de içinde, her şey yapılan, bu arada normalde plazalara tutsak edilmiş çalışanların da doğadaki kişisel gelişim etkinlikleriyle gönlü alınan, tipik bir günümüz şirket çalışanıyken işten çıkarılır. Erkeklerin dönüşümünün sınırlarını kapitalist düzen koyu çizgilerle çekmiştir. Kadınlarınsa, düzene o denli katılmadıkları için yolunda gitmeyen şeyleri sorgulayacak ve bunu öncelikle de kendi özel alanlarında yaparak, başkaldıracak gücü hâlâ vardır. Küçük Şeyler’in Bahar’ında, Kelebekler’in Suzan’ında bu kişisel dönüşüm kronik işsizleşen bir koca ya da ölen babanın son isteği gibi olayların etkisiyle radikal ve şiddetli bir biçimde yaşanır. Kış Uykusu’nun Nihal’i ancak kafesinin içinde kendi alanını kurar. Mustang’de küçük yaşta evlendirilen, akraba tacizine uğrayan kız çocukları çareyi büyük kente kaçmakta bulur ama bu yolda bir kardeşlerini yitirirler.

Kurgusal kahramanın savaşı

Kız Kardeşler’deki kardeşler arasında dönüşüm gizilgücünü en çok taşıyan, en olgunları olan Reyhan’dır. Rüzgârda Salınan Nilüfer’deki Handan bu sıçramayı desteksiz yapamaz; kurulu düzeninde ama arayış içinde kalır. Ne Reyhan ne de Handan var olan durumlarından hoşnut değillerdir. Seren Yüce filminde Handan’ın karşısına, karşıtı başarılı kadın imgesini de çıkarır: Şermin. Bir yazar olan Şermin bu kadınlar arasında en doyumlu kadındır; severek yaptığı bir işi, eşitlikçi, mutlu giden bir evliliği ve belirli bir toplumsal tanınırlığı vardır. Buna karşın, Korhan’ın ona gizlice tacizde bulunmasını, eşinin işlerinin kötü gitmesini ya da Handan’ın ondan iş konusundaki ısrarcı beklentilerini ve kıskançlıklarını (yakın iki kadın arkadaş arasındaki gelgitli ilişkilerin başka mükemmel bir anlatısı için bkz. Elena Ferrante’nin Napoli Romanları dizisi) engelleyemez.

Özetle, bütün bu güncel Türk filmleri, kırsal alanda ya da kentteki kadınları ve onları kuşatan toplumsal çerçeveler içerisinde verdikleri savaşımları anlatır. Kimi bunu başarır, kimi başaramaz. Yine de, Türk sinemasında ve toplumunda gelecekte bir değişim sağlanacaksa, bunun belirtileri Nihal, Handan, Şermin, Bahar, Reyhan ve Suzan gibi kurgusal kadınların dönüşümünden okunabilir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız