Google Play Store
App Store

Su kaynaklarının şirketlere peşkeşi ve artan iklim krizinin faturası milyonlara susuzluk olarak çıktı. Çevre Mühendisi Ayçiçek, “Afetlerin sebebi yalnızca iklim krizi değil, vahşi kapitalizmin yönetememe kriziyle buluşması” dedi.

Şirketler mutlu, milyonlar susuz

İlayda SORKU

Bugün yaşanan kuraklık yalnızca iklim krizinin değil; yaşam savunucularının, bilim insanlarının ve uzmanların yıllardır madenlere, HES’lere ve termik santrallara karşı yaptığı uyarılara kulak tıkanmasının bir sonucu. AKP iktidarının sermayeyi önceleyen ve fosil yakıta dayalı enerji politikaları, yurttaşların payına susuzluk olarak döndü. Maden ve taşocağı ruhsatlarıyla delik deşik edilen havzalar, HES yatırımlarıyla parçalanan akarsu ile dereler, betonlaşmayla açılan yeni alanlar, yeraltı akiferlerinin damarlarını kesti.

Göl ve baraj çizgileri her geçen yıl geriye çekilirken yeraltı sularında tuzlanma ve çökme arttı. Susuzluk nedeniyle tarımsal üretim düştü, gıda fiyatları fırladı. Doğayı sermaye için hammadde deposu gören tekeller; izin, teşvik ve muafiyet mekanizmalarıyla büyüdü. İklim krizi de doğa talanıyla birlikte etkisini katladı. Kuraklık, meteorolojik bir olgu olmaktan çıkıp ekonomik ve toplumsal bir gerçekliğe dönüştü.

İklim krizine, ülkenin su stresi yaşamasına kulak tıkayan iktidar, Meclis'ten geçirdiği yeni kanunlarla doğa ve toprak işgalinin önünü açtı. Geçen ay Meclis'ten ‘işgal yasası’yla çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreçleri işlevsizleştirildi, denetim ve denetleme süreçleri prosedüre dönüştü.

10 YILDA 13 BİN ONAY

Milyonların suyuna çöken maden projeleri AKP iktidarıyla birlikte hız kazandı. TEMA'nın geçen yıllarda yaptığı açıklamalara göre, Rize’nin yüzde 82’si, Kazdağları’nın yüzde 79’u, Ordu’nun yüzde 74’ü, Artvin’in yüzde 71’i ve Muğla’nın yüzde 59’u maden şirketlerine ruhsatlı. Neredeyse tüm ülkeyi kaplayan bu ruhsatlarla ise son 10 yılda kapasite artışları da dahil olmak üzere I., II. ve V. grup madenler için 11 bin 149 projeye ÇED onayı verildi. Yine son 10 yılda petrol, doğalgaz, III. ve IV. grup madenler için onay verilen proje sayısı ise 2 bin 581 oldu. Son açıklanan rakamlara göre şirketler kârına kâr katmaya devam ederken yurdun dört bir yanı delik deşik edildi.

İktidarın yaşam alanlarını ranta açan projeleriyle birlikte su krizi de derinleşti. 40 günlük suyu kalan İzmir’de başlayan su kesintileri uzatıldı. 35 günlük suyu kalan Bursa’nın barajları alarm vermeye başladı. Uşak’ın içme suyu ihtiyacını karşılayan Küçükler Barajı’nda su seviyesinin tamamen tükenmesinin ardından kentte su kısıtlaması başladı. İstanbul’da baraj doluluk oranı yüzde 44’e, Ankara’da yüzde 19’a, Çanakkale'de Kazdağları'ndan beslenen Bayramiç Barajı'nda ise yüzde 40 seviyesinin altına düştü.

YÖNETEMEME KRİZİ

Madencilik faaliyetlerinin üretim aşamasında doğrudan su tüketmekle kalmayıp mevcut su döngüsünü ve kalitesini de bozduğunu aktaran Çevre Mühendisi Kübra Ayçiçek, “Faaliyetler sırasında kayaçların ortadan kaldırılması, ormansızlaştırma yapılması, yağmur sularının yer altına süzülerek yeraltı suyu rezervlerini beslemesini engelliyor ve doğal döngüde var olması gereken su miktarı da böylece kaybediliyor” dedi.

Aynı şekilde, yapılan patlatma faaliyetlerinin kayaların gözeneklerinde tutulan meteorik suları ve formasyon sularını yok ettiğini veya su yönünü değiştirerek su debisini azalttığını aktaran Ayçiçek, “Tüm bunlar, özellikle içme suyu ve sulama barajlarının bulunduğu bölgelerde su güvenliğini bozarak su kıtlığı riski yaratıyor. Türkiye’nin birçok bölgesini kuraklık, susuzluk, yangın gibi afetlerle boğuşturan şey öncelikle iklim krizi değil, vahşi kapitalizmin bir yönetememe kriziyle buluşması” diye konuştu.

EN AZ RİSKLİ DÖNEMDEYİZ

Uşak’taki krize ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Ayçiçek, şöyle konuştu: “Uşak; Büyük Menderes Nehir Havzası’nın, Kufi-Banaz alt havzasında yer almaktadır. Büyük Menderes Havzası’nın geneli kuraklık riski taşımaktadır. Kufi–Banaz alt havzası ise aylık periyotta en yoğun kuraklık riskini taşırken, yıllık bazda görece daha düşük riskli bir bölgedir. Yani, Uşak için özellikle yaz aylarına dikkat etmek gerekmektedir. İklim değişikliği ile ilgili yapılan projeksiyonlara göre ise bölge uzun dönemde en riskli kuraklık periyoduna girecek. Aynı projeksiyona göre, henüz 2025 yılında, en az riskli dönemdeyiz.”

Son olarak susuzluğun tüm suçunun iklim değişikliğine atılamayacağını belirten Ayçiçek, “Uşak’taki çevresel sorunlar için resmî kaynaklar, detaylandırılmamış planlamaları, altyapı konusundaki uzman eksikliğini, yatırımlardaki koordinasyon ve paylaşım sorunlarını dile getiriyor. İl genelinde sanayi, madencilik gibi sektörler su varlıkları üzerinde kirlilik baskısı yaratıyor, su seviyelerinde düşüşe neden oluyor. Örneğin, ilde yeraltı sularının içme–kullanma için kullanılma oranı %5,93 iken, sanayi için bu oran %48,54. İldeki içme-kullanma suları büyük ölçüde yeraltı suyundan temin edilirken ilin tek yüzeysel içme-kullanma suyu kaynağı ise Küçükler Barajı. İlin en büyük akarsuyu olan Banaz Çayı Murat Dağı’ndan, Kûfi Çayı Kumalar Dağı eteğinden doğuyor. Jeolojik yapıları nedeniyle bölgenin en önemli su depoları olma özelliği taşıyan bu coğrafyalar madencilik tehdidi altında bulunuyor” ifadelerini kullandı.

∗∗∗

MİLYONLARCA LİTRE ŞİRKETLERE

Muslukları kuruyan Uşak’ın suyunu yıllardır maden şirketleri hapsetti. Kentte 2013’ten bu yana 190 maden projesine onay verildi. Uşak’ın suyunu en çok Kanadalı TÜPRAG Madencilik’e ait olan Kışladağ Altın Madeni tüketiyor. Maden yılda 1,8 milyon metreküp su tüketiyor. Kent merkezinin yıllık su tüketimi 11,9 milyon metreküp. Maden şehrin su ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu tek başına tüketiyor.

∗∗∗

ÜLKEDE GÖL KALMADI

Kuraklık yalnızca kentlerde değil yurdun tamamında kendini gösterdi. En büyük göl olan Van Gölü her mevsim biraz daha çekiliyor; Tuz Gölü’nü besleyen kollar çoktan kurudu; Beyşehir ve Eğirdir ise kritik eşikte. Son 60 yılda ülkedeki 240 gölden en az 186'sı kurudu. Eber gölü, Burdur gölü, Çavuşçu gölü, Karamık gölü, İznik gölü, Sapanca gölü, Sülüklü göl ve Seyfe gölü ise kuruma tehlikesiyle karşı karşıya.