birgün

13° KISA SÜRELİ YAĞMUR

RÖPORTAJ 05.07.2019 10:45

Şişman da var, kereviz de… Futbolun içinden hikâyeler

Benim gibi futbolsuz kalanlar için zordur tek haneli senelerin yaz ayları. Haziran geldi mi biter ligler, maçlar, kupalar. Sonra bekle dur yeni sezonu, şairin dizelerindeki gibi: “Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar.” Ama beklerken futbolsuz kalmayalım, anlatalım futbol folklorunda yer etmiş az bilinen güzel hikâyeleri, […]

Şişman da var, kereviz de… Futbolun içinden hikâyeler

Benim gibi futbolsuz kalanlar için zordur tek haneli senelerin yaz ayları. Haziran geldi mi biter ligler, maçlar, kupalar. Sonra bekle dur yeni sezonu, şairin dizelerindeki gibi: “Ne hasta bekler sabahı ne taze ölüyü mezar ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar.” Ama beklerken futbolsuz kalmayalım, anlatalım futbol folklorunda yer etmiş az bilinen güzel hikâyeleri, yazalım kalemimiz yettiğince…

SAHAYA KEREVİZ ATIYORLARDI

Ada futboluna aşina olanlar hatırlar, 80’li senelerden yakın geçmişe kadar Chelsea taraftarları kerevizle gelirlerdi evlerinde oynadıkları maçlara. Hikâyesi ilginç, 80’li senelerde Mickey Greenaway adındaki demirbaş taraftar maçlarda “Ask Old Brown” şarkısını söylermiş: “Ask old Brown for tea and all the family, if he don’t come, we’ll tickle his bum with a lump of celery.” (İhtiyar Brown’u çaya çağır ailece, gelmezse k… kaşırız kerevizle) Tezahürat zaman içinde Stamford Bridge tribünlerinde yer etmiş ve totem olsun diye taraftarlar maça kereviz getirip maç esnasında sahaya atmaya başlamışlar. 2002 senesinde dört taraftar sahaya kereviz attığı için tutuklanırken, 2007 senesinde Arsenalli futbolcuların kereviz yağmuruna tutulmalarından sonra Chelsea kulübü, taraftarlarının maçlara kereviz getirmesini yasaklamış.

150 KİLOLUK KALECİ

Chelsea dedik madem efsane kalecilerinin hikâyesini de anlatmadan geçmeyelim. Ada futbolunun müdavimleri bilir “Who ate all the pies” (turtaları kim yedi) tezahüratını. Hikâyenin kahramanı William Henry Foulke, namı diğer Fatty (şişko) 12 Nisan 1874 tarihinde İngiltere’nin Shropshire bölgesinin Dawley kasabasında dünyaya gelmiş. Henüz 19 yaşındayken Sheffield United takımının scoutları tarafından keşfedilmiş ve takımın kalesini korumaya başlamış. Kilosu hakkında çeşitli rivayetler olmasına karşın, 1.93’lük boyu ve 150 kilo ağırlığı ile futbol sahalarında nam ve korku saldığı yazılır. Bir dağı andıran cüssesiyle kalenin büyük bölümünü kapladığı için kendisine gol atmakta zorlanırmış rakip forvetler. Üstelik dev cüssesinden umulmayacak çevikliğe sahipmiş. Haliyle penaltı kurtarma konusunda uzmanmış şişko kaleci. 1894-1905 seneleri arasında Sheffield United’ın kalesini koruyan “Fatty”, bu sürede takımıyla üç kez İngiltere Federasyon Kupası finalinde yer almış, kupayı iki kez kazanmış. 1896–97 sezonunda, Derbyshire takımına karşı oynarken, takımının attığı gole çok sevinince üst direği iki eliyle kavrayarak sallanmaya başlamış, ancak 150 kiloluk ağırlığa dayanamayan direk ortadan kırılınca, maç uzun süre durmuş…

Chelsea’nin 150 kiloluk kalecisi William Henry Foulke

TURTALARI KİM YEDİ?

Sheffield takımıyla 299 maçta sahaya çıktıktan sonra, 1905 senesinde günümüzde bir maç bileti fiyatına denk gelen 50 sterlin (!) karşılığında Chelsea’ye transfer olmuş. O dönem Chelsea’nin teknik direktörü Robertson, sahaya çıkarken takımın en bücür futbolcularını “Şişman”ın arkasından koşturarak onun daha azman görünmesini sağlıyor, böylece rakip takım futbolcularının yüreklerine daha maç başlamadan korku salıyormuş. Ancak bir zaman sonra, Fatty hayli asabileşmiş, hırçınlığı ile hemen her maçın olay adamı haline gelmiş. Kimi zaman takım arkadaşlarına kızıp maç esnasında sahayı terk ediyor, kimi zaman tepesini attıran rakip forvet oyuncularını tuttuğu gibi çuval misali fırlatıyormuş. Yemeğe karşı zaafı olan kaleci, yazılanlara göre bir maç öncesinde takım arkadaşları için hazırlanan kahvaltı masasına herkesten önce oturmuş, arkadaşları gelene kadar masada ne varsa afiyetle silip süpürmüş. Maça aç biilaç çıkmak zorunda kalmış talihsiz takım. Türlü garipliklerine rağmen çok sevmiş Chelsea taraftarları şişman kalecisini. Rivayete göre günümüzde Ada futbolunda hafif göbek salmış kilolu futbolcular için sıklıkla yapılan “Who ate all the pies?” (Turtaların hepsini kim yedi?) tezahüratı ilk kez Chelsea tribünlerinde onun adına söylenmiştir. Fatty’nin bu tezahürata karşılık söylediği, “Beni nasıl çağırırlarsa çağırsınlar, yeter ki yemeğe geç çağırmasınlar!” cümlesi futbol literatürüne geçmiştir. Futbolu bıraktıktan sonra ilerleyen zamanlarda parasız kalınca Bradford panayırlarında kalecilik yaparak hayatını idame ettirmeye çalışmış. 1916 senesinde, henüz 42 yaşında yoksulluk içinde hayata veda etmiş. Ölüm nedenini zatürre olarak yazmış gazeteler. Ölümünden çok zaman sonra, Graham Phythian 2005 senesinde yazdığı “Colossus: The True Story of William Foulke: William ‘Fattty’ Foulke” adlı kitabında anlattı şişman kalecinin hikâyesini, meraklısına…

PAPAĞANIN ÖLÜMÜ…

Rivayete göre, İngilizcede büyük hayal kırıklıklarını anlatmak için kullanılan “Sick as a parrot” (Papağan kadar hasta) deyiminin kökeni 1919 senesine dayanır. Tesadüf mü bilinmez ama o sene, tam da Arsenal’in, Tottenham’ın yerine 1. Ligde mücadele etmeye hak kazandığı gün, Tottenham’ın maskotu papağan ölür! 1908 senesinde çıktıkları Güney Amerika turu sonrası takım kaptanı tarafından kulübe hediye edilen şirin papağan, 11 sene yaşadıktan sonra, bir anda hastalanır ve o kara günde hayata gözlerini yumar. Tottenham taraftarları arasında, takımlarının o sezon 1. ligde oynayamayacak olması ve papağanın ölümü büyük üzüntü ile karşılanır. Batıl inançları güçlü olanlar, bu kara hadiseyi futbola bağlarlar ve deyim günümüze kadar gelir.

Alt liglerden bir hikâyeyle bitirelim futbolun güzel hikâyelerini. 1993 senesinde amatör küme takımı Congleton maçtan önce hayatını kaybettiği söylenen yaşlı, vefakâr taraftarı için bir dakikalık saygı duruşu düzenlemiş onca senenin anısına. Ancak maçtan önce tribünlerde yerini alan yaşlı taraftar kendisi için yapılan saygı duruşuna eşlik etmiş, muhtemel gözyaşlarıyla…

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol