birgün

10° PARÇALI BULUTLU

Siz yine de hobi olarak kişisel gelişin

BİRGÜN PAZAR 01.03.2020 10:01
Siz yine de hobi olarak kişisel gelişin
Abone Ol google-news

NESLİ ZAĞLI

“Bütünlük mükemmellik değildir,
Kırılabilirliği hayatın özü olarak almaktır”

Son yarım yüzyılda kişisel gelişim başlığı altında insanlara nasıl olmaları ve nasıl yaşamaları gerektiğini adeta dikta eden iddialı bir furya var. Kişisel gelişime yönelik on binlerce yayın, kurumsal eğitimler ve bazen de kişilerin gönüllü olarak guruların ardından gittikleri “dönüşüm” atölyeleri. Amerikan menşeli kişisel gelişim çılgınlığı her alanda olduğu gibi ülkemizde de büyük kabul gördü ve görmeye devam ediyor. Bu çağda vahşileşen kapitalist düzenin iyi huylu işbirlikçisi olarak bakabileceğimiz kişisel gelişim endüstrisinin amacı ne? Elbette ki sistem içerisinde yetkin ve etkin çalışan modelini beslemek. Özellikle beyaz yakalı çalışanları hedef alan bu akımın ihtiyacı üretime maksimum katkı sağlayan bireyler; her türlü baskı, iş yükü ve strese “pozitif” yönden bakabilecek kadar adanmış, mesaisinden doyum alan, ertelemeyen, iyi insani ve kurumsal ilişkiler kuran, planlı, programlı, yüksek performans beklentili, kendini gerçekleştirmiş kişiler. Şunu kabul edelim kişisel gelişim guruları ve akımın baş aktörleri “dünya iyilikler ve güzellikler” fabrikası değil. Bu iş hayrına değil milyonlarca lira hatrına dönüyor. Evet, bu devasa bir sektör ve hayatına çeki düzen vermeyi arzulayan bizler bu düzenin naif tüketicileriyiz. Peki, hiç de göründüğü gibi minimalist, manevi ve naif olmayan bu azılı sektör enden ve boydan palazlanırken biz kişisel olarak gelişebilir miyiz? Bu konuda ciddi tereddütlerim var.

Kişisel gelişim araçları hep çok flörtöz ve davetkâr. Üstüne üstlük dişe/ruha dokunur vaatleri var. 3 adımda öfkeni yönet, 5 adımda seni sömüren “toksik” insanlara hayır demeyi öğren, 8 adımda iş ve özel hayat dengeni kur. Hatta tılsımlı bir takım kitapları himayene alarak kendini ve hayatını baştan yarat, tıkanıkları çöz, çakraları aç. Artık son dakikacılıktan vazgeç, motivasyonunu arttır ve tüm bu pozitiflikler silsilesi içinde mutlu, hayatının kontrolünü eline almış ve üretken bir birey ol. Kabul etmek gerekir ki bu telkinler biz ruh sağlığı uzmanlarının veremeyeceği şahane reçeteler sağlıyor. Örneğin, danışanlarım bana okudukları kişisel gelişim kitaplarından ve bu kitaplar rehberliğinde neleri başardıklarından bahsettiklerinde ben de etkilenip biraz da eksikleniyorum. Çünkü maalesef benim bir psikoterapist olarak karşımdaki yorgun ve tükenmiş insanı bambaşka biri yapacak ve ona bambaşka bir dünya vadedecek simyacı güçlerim yok. Örneğin biz danışanlarımızı ateşler üstünde yalın ayak yürümeye hazırlamıyoruz. Burçlardan, yükselenlerden, alçalanlardan, hayata yön veren sayı ve harflerden, alfa ve beta tiplerden pek de anlamıyoruz. 'Senin partnerin narsist onunla şunlarla başa çık, patronun dominant şu şekilde ilişki kur, çocuğun ileri zekâlı onun için bunları yap' da demiyoruz. Çünkü her insanın ilişkiler, iş ve hayat içindeki konumlanması o insanın öyküsüne, yaşamına dair dinamiklere, dış etkenlere, kültüre ve kaderi olmuş olan coğrafyaya bağlıdır. Değişmek ve gelişmek üzere maddelendirilmiş, klişe ve milyonlarca insanın ruhuna cuk oturacak reçeteler yazılamaz. Yazılsa da merhem arayan yaralı ruhları kapsayamaz ve onaramaz.

İsimlerini bilmediğim ve sayılarını takip etmenin imkânsız olduğu binlerce kişisel gelişim kitabı var. Bu kitapları gelişmek ve değişmek isteyen insanlar kadar ciddi ruhsal zorlukları olan insanlar da okuyor. Hayatın içinde beceriksiz hissettikleri yönleriyle kapana kısılmış hissediyorlar. İçe dönüğüm, biraz dışa dönük ve cabbar olaydım diyorlar; özgüvenim daha fazla olaydı da o bugün bana laf ettiğinde lafı gediğe sokaydım diyorlar; darmadağınım, istediğim şeyleri bile erteliyor, zamanımı yönetemiyorum diyorlar... Hemen arkadaşlarından, ailelerden duydukları bazı kitapları ediniyor, notlar alarak okuyor, planlar programlar yapıyor ancak en iyi ihtimalle birkaç hafta içinde başlangıç noktasına geri dönüyorlar. Bu hüsranın hiç de masum sayılmayacak sonuçları var. Yine denemiş ve yine yenilmiş olmanın çaresizliği. Hâlbuki bu insanlar çoğu zaman içinde bulundukları ruhsal iklimin hava geçişlerinden habersiz oluyorlar. Hayatta bazı şeyleri değiştirmenin kitaplar ve notlardan çok daha farklı bir emek ve süreç gerektirdiğini bilmiyorlar.

Çünkü kişisel gelişim guruları değiştirmek istediğiniz bir davranışı 21 günde değiştirebileceğinizi iddia ediyorlar. Sorun bu bilginin doğruluğunda değil, sorun bireysel anlamda bir değişimin kişinin mayası dışında hiçbir mamülden olamayacağı ve bu mayaya göre bir pişme süreci olması gerektiği.

Kişisel gelişim ekolünün en handikaplı yönü ise iyiliğe, mutluluğa, üretkenliğe, barışçılığa, hazza yaptığı yoğun vurgu. Madalyonun diğer yüzünde ise bireysellik, sınırlar, büyüme, devleşme var. Bunların nesi kötü derseniz hemen açıklayalım. Elbette ki bu pozitiflik insan canlısının hak ettiği en yüksek mertebe. Ancak “Babam öldüğünde ağlamadım, çok güçlüydüm” demeye benzer bir paradoks. Mutluluğun alternatifi mutsuzluk değildir oysa, en doğalından bir yaşamsallıktır. Güçlü olmak yıkılmaya ve hatta sürünmeye engel değildir. Kişisel gelişimde olumsuz duyguyu taşıyabilme kapasitesine pek vurgu yoktur. Sadece geçtiğimiz dönemlerde sosyal medyada ilgi gören “Japon kaseleri kırıldıkları yerden birleştirerek altınlama sanatı” gibi görselleri olumlu karşılamıştım. Muhtemelen kişisel gelişim akımları içinde bu gerçekçiliğe ve bütünselliğe sahip yaklaşımlar vardır, olsunlar da. Çünkü doğada yaşamda her duygunun, davranışın ve yaşanan olayların antitezi var. Bu diyalektik içinde doğup, büyüyüp ölüyoruz. Oysa mutluluk saçan kitaplarda doğallıktan uzak bir öfori hali var. Maddenin yarattığı öforinin kısa bir sürede geçmesi gibi kitap veya eğitim bitince de kişisel gelişim araçları bal kabağına dönüşüyor. Şunu tekrarlamak lazım: Bizim farklı bir perspektifle bakılması gereken biricik öykülerimiz ve kendiliklerimiz var. Kendinize aylaklığın da manifestosunun yazılabileceğine dair bir alan bırakın. Ertelemecilik denilen şeyin sadece son dakikaya bırakılan işlerden geçer not almış olmakla değil ana-babalarınızdan beri kendinizle sürüklediğiniz arzu ve ihtiyaçlardan kaynaklanabileceğini hatırlayın. Öfke yönetimi denen şeyin sadece olayın ambalajını açmak olduğunu ama öfke denilen malzemenin çok katmanlı olduğunu bilin. Bir yaşam gurusu olmak, mesleği zirveye taşımak, tam olmak ve inceldiği yerden kopmamak kulağa ne kadar hoş gelse de bunun yolu hazır cevap reçetelerden geçmiyor. Müthiş başarı ve ruhsal dayanıklılık anektodlarını seviyorsanız edebiyat okuyabilirsiniz. Edebiyat bir gün paranın gözünü vurmuş olarak uyanmanıza yardımcı olmasa da bir böcek olarak uyanmanın kasvetini deneyimlemenize yardım edip olumsuz duygu taşıma kapasitenizi artırır. Şaka bir yana umarım aranızda kişisel gelişim kitaplarından yararlanıp hayatına küçük dokunuşlar katanlarınız vardır. Zaten ben okumayın demiyorum, siz yine de hobi olarak kişisel gelişin.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol