Soğan kaçmadı, memleket ‘batıyor’, o fena ‘yakıyor’
ERK ACARER ERK ACARER

Türkiye’de son 17 yıldır, özellikle de Gezi Direnişi’nden sonra seçimlerin yaklaştığını bazı verilere bakarak anlayabiliyoruz.

Startı Erdoğan veriyor. Siyasal ortama göre “tehdit olarak algıladığı kitleyi” hedef alıyor, önce ayrıştırıp sonra düşmanlaştırıyor.

Akabinde “hiç bitmeyen savaşının” kabinesindeki bakanlar sahneye çıkıyor. 15 Temmuz’a kadar, o “şahinlerden” biri Efgan Ala’ydı. Bugün Süleyman Soylu. Atılan nefret tohumları onlar eliyle sulanıyor.

Ardından yandaş basının tetikçileri ortaya çıkıyor. AKP açısından kaybetilecek bir seçimin iç savaşla sonuçlanabileceği dillendiriliyor. Silahlardan söz ediliyor.

Eşzamanlı olarak sosyal medyaya troller salınıyor.



Böylece, “terörizm” sezonu açılıp, av mevsimi başlatılmış oluyor. Sokakta, gazetede, televizyonda, masa başında iktidara yöneltilen her türlü tepki suç sayılıyor; malum biçimlerde cezalandırılıyor. En sonunda ise tabutlar görülmeye başlıyor.

Formül basit; sallanan Kur’an ile “ahirete imansızlar”, öfke diliyle “memlekete huzursuzlar” algısı yaratılıyor. Bu basit formül; rahatlıkla Kürtler ve seküler kesim üzerinden uygulanabiliyor.

Bunda bir terslik
yok mu peki?

Suruç Katliamı’nın 7. duruşmasından da sonuç çıkmadı. Bombanın pimini çeken; ellerini kollarını sallayıp, karakol önünden geçerek Amara Kültür Merkezi’ne geldi, 33 cana kıydı. Katiller ve organizatörler Suriye’den Antep’e, oradan Urfa’ya görmezden gelindi, IŞİD’cinin “kör gözün parmağına” bilye ya da amonyum nitrat sakladığı yerler kuru soğan deposu kadar kıymet görmedi, merak edilmedi. Katliamda 1 kişi yargılanıyor. Daha ifadesi ortada yok. Ama o gün anmaya katılıp kurtulanlar, onların yakınları, avukatları defalarca suçlandı, gözaltına alındı, tutuklandı.

Üst akıl operasyon çekerken, eylem organizasyonu için para dağıtıyor, Soros’la iş pişiren “Gezi; gençlerin düşü değil Soros’un işidir” diyorsa… Mutlaka doğrudur; “emri alanın”, başına sıkıp, “bilinmez bir cisim ile” ölümüne yol açtığı Abdullah Cömert’in cebinden tastamam 1 TL çıkmadı mı? Kardeşi Zafer, henüz ilk günlerde anlatmıyor muydu? “1 lira, bir de sigara.”

“Benim esnafım değil, vurmayın öldüm” diyendir katil!

“Fetullah Gülen Efendimiz, çok özlenilendir” ifadeleriyle iç geçiren, yamacındaki güruhla sırça köşkünde oturuyorsa şimdi… Haklıdır; darbe sonrası KHK ile kamudan kovulup, işini geri istediği için dayak yiyen öğretmen, açlıkla terbiye edilen doktordur vatana ihanet eden!!!

Bu “ihaneti” görmeyip onları savunan avukat, yazan gazeteci… “O gazeteci bile değildir!” zaten.

Belediyelere kayyum atanıyor, 6 milyonun iradesi çalınıyorsa, hiç şüphe yok ki Selahattin Demirtaş’tır hırsız! “Bir de yersiz olsa da” CEHAPE, camileri ahır yapmıştır! Kimyası bozulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi terörizm çanakçısıdır!

Türkiye’nin mal varlıkları yağma ediliyor, fabrikalar peşkeş çekiliyor, artık hiçbir şey üretilmiyor... Çiftçi, köylü kan ağlıyorsa, tütün askıda kalıyor, domates tarlada çürütülüyorsa... Hiçbiri halk tarafından yenemiyor, içilemiyorsa... Bu beceriksizliğin nedeni, bu hıyanetin sırrı, malını ne yapacağını bilemeyip deposunda istifleyen soğancıdır!

Kaybetmekten korkan…

“Terörizm” sezonu açıldı, av mevsimi başlatıldı

AKP’nin formülü basit; sallanan Kur’an ile “ahirete imansızlar”, öfke diliyle “memlekete huzursuzlar” algısı yaratılıyor.

Oysa şöyle bir ters çevirip baksan

Vicdansız ve suçlular

Soralım; Gerçekte terörizm nedir ve kime terörist denir?

Sakın havaalanı işçisinden sonra sıra pazarcıya da gelmiş olmasın! Mardin’de bir depoda 30 kilo soğan… Emniyet masaya soğanla imzasını da atsaydı keşke.

İnsanın gözü yaşarıyor. Gülmekten değil ama. Soğan da kaçmadı. Memleket her haliyle “batıyor”, o fena ‘yakıp’ acıtıyor!