birgün

16° PARÇALI BULUTLU

DÜNYA 10.03.2020 07:01

Sol tüm zenginleri vurmak mı istiyor?

Orta Almanya’daki Kassel’de geçen hafta sonu Sol Parti’nin strateji konferansında kısa bir sahne hararetli bir tartışmanın fitilini ateşledi. Die Linke’nin (Sol Parti) enerji politikalarının tartışıldığı “Sosyal-ekolojik sistem değişikliği için; Ülkeyi değiştir” başlıklı oturumda Sandra L. isimli delegenin iklim krizine karşı mücadelenin “sınıf mücadelesinden” de önemli olduğunu söyleyerek, “tüm zenginler vurulsa bile iklim değişimi engellenemez” demesi gündemi sarstı.

Konuşma sırasında oturumu yöneten parti başkanı Bernd Riexinger, olacakları öngördüğünden olsa gerek konuşmayı düzeltmeye çalışıp, “Söylemek isteriz ki, onları vurmayız, yararlı işler için kullanırız” mealinde cümleler sarfetse de söz ağızdan çıkmıştır bir kez.

Salon alkış ve kahkahalarla bu diyaloğa katılırken iklim krizi, mülteciler, göç, seçimler, gelecek dönemde Sosyal Demokrat ve Yeşiller ile kurulabilecek ittifak olasılıklarının ana belirleyici olduğu konferans “zenginleri vuralım” çıkışının gölgesinde kaldı.

Aslında Sandra L. isimli delegenin söylemek istediği mealen şöyle; “(Olası) Bir devrimden sonra da enerji dönüşümü gerekli. Zenginlerin yüzde birini vursak da, hâlâ ısınma devam edecek. Mesele sadece zenginlik değil. Sistemli bir enerji dönüşümüne ihtiyacınız var. Tüm zenginleri yensek de iklim değişimi hızla dünyadaki yaşamı yok ediyor. Dolayısıyla partinin de iklim, enerji politikalarını buna göre belirlenmeli.”

SAĞCILAR NEFRET KUSTU

Sandra’nın iklim mücadelesini “sınıf” mücadelesinden kopartan bakışındaki sorun bir tarafa bütün bir sağ cephe topyekün, “sol tüm zenginleri vurmak istiyor” diye linç kampanyası başlattı. Bild, Die Welt, FAZ gibi gazetelerin yanı sıra başta Hristiyan Demokrat kardeşler CDU/CSU, liberal FDP olmak üzere sağcı partiler olayın üzerine atladı.

Provokatif yayınları ve sol düşmanlığıyla namlı Bild Gazetesi, “Sol Parti’de acımasız devrimci fanteziler!” manşetiyle olayı iyice körükledi.

Koparılan fırtına sonrası parti lideri Riexinger bunun bir şaka olduğunu, ciddi bir teklif olmadığını açıklasa da saldırılar devam etti. Solun tüm zenginleri vurmak istediği yönündeki söylentileri, sağın sola karşı kara propagandasına dönüştü.

Sola olan nefretlerini kusmak isteyen bütün çevreler teyakkuza geçti. Alman egemenleri saran korkunun haddi hesabı yok. Riexinger dinmeyen tepkiler üzerine konferanstan alınan alıntıya Twitter üzerinden de cevap verir: “Eğer dikkat çeken ironik olsa da yoldaşın yorumu kabul edilemezdi. O an buna tepkim çok daha belirgin olmalıydı.”

Yoğun baskılar üzerine Sandra L.’ de özür dilemek zorunda kalır, Alman Haber Ajansı’na şunları söyler; “Heyecan ve düşüncesizlikte yaptığım bu açıklama için özür dilerim. Siyasi görüşlerimle tamamen çelişiyor, insanlara karşı şiddetten nefret ediyorum. Aktif, sosyal ve ekolojik bir enerji politikasına ihtiyacımız var. Bu kaygıya ifademle hizmet etmedim” dedi.

İşin ilginç tarafı partisinin Thüringen Eyaleti Başbakanı Bakanı Bodo Ramelow da sert bir tweet ile Sandra L.’yi eleştirdi: “İnsanları vurmak ve şiddet ile veya şiddet yoluyla bir devrim hakkında övünmek isteyen herkes benim değer değerlerimle hiçbir ortak noktası yok.”

SOLA DÜŞMANLIKLARI BİTMEDİ

CSU Genel Sekreteri Markus Blume, Riexinger’in istifasını istedi. “Parti başkanlığından istifa kaçınılmaz” diye yazdı. CDU Genel Sekreteri Paul Ziemiak da solun ve Riexinger’in tutumunu “iğrenç” olarak nitelendirdi.

Tarihçi Hubertus Knabe solcuların kendi aralarında olduklarında “televizyon kameralarının önünde” olduklarından farklı konuştuklarını söyler ve ekler, Ancak o zaman “gerçekten ne düşündüğünüzü” öğrenebilirsiniz. Daha da ileriye giderek “Komünistlerin Rusya’da iktidara geldiklerinde yaptıkları tam olarak budur. Önce seçkinleri vurdular, daha sonra onları Gulag’da zorla çalıştırma için kullandılar. Riexinger istemeyerek bu düşüncenin Sol Parti’ye ne kadar derinden bağlı olduğunu açıkça ortaya koydu. Birkaç gün sonra yayınlanan inkar bunu değiştirmez. ”

Bir manipülasyon üzerinden sola olan öfkelerini kusan Alman sağının öfkesi dinmiş değil.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız