birgün

17° PARÇALI AZ BULUTLU

ARŞİV 05.10.2010 17:44

Solcu Zombiler...

Ölmüşler, hâlâ öldüklerinin farkında değiller… “Değişim” diyorlar, “değiştik” diyorlar

Ölmüşler, hâlâ öldüklerinin farkında değiller… “Değişim” diyorlar, “değiştik” diyorlar, “bakın biz değişerek yaşıyoruz, kazanıyoruz, galip geliyoruz işte!” diye ahkam kesiyorlar…
Ama artık onlar kendileri değil ki..  Onlar sadece bir başka bedene girdikleri için değiştiklerini sanıyorlar… Oysa ne yazık, Hayvan Mezarlığı’nda (yani bir sinema filminde) dirildiklerini hiç bilmiyorlar… Onlar artık birer Zombi!
“Mutantlar”dan daha feci bir haldeler… Çünkü Mutantlar hiç olmazsa reel politika, idareimaslahat, gündelik politikada bir yer tutma derdindeler.
Peki ama Zombilerin derdi nedir, daha önemlisi nedir Zombi?
Zombi, Amerikan Hollywood sektörünün mamulü bir film kahramanı. Korku imparatorluğuna dönüştürülen bir Türkiye’de böyle bir korku filmi kahramanının sahne alması da şaşırtıcı değil. Entelektüel düzlemde Emrah Göker’in BirGün’de yayınlanan son iki yazısı üslubuyla da elbette bu tür Zombilerin hakkından gelinebilir. Burada bu yazılardan yararlanacağım ama haliyle, pek ciddiye alınması mümkün olmadığından, anlamının karşılığını ayrıca Ekşi Sözlük’te de arayacağım.
Efendim, Ekşi Sözlükçülere göre Zombi filmlerinin ortak özellikleri şöyle: Zombilerin belirli bir yerlerde toplanmalarının sebebi, hâlâ bazı anı kırıntılarına sahip olmaları ve içgüdüsel olarak belirli mekanlara gitmeleridir. Solcu olarak bilinmekten vazgeçemezler.
Bu sol kimlik, E. Göker’in sözleriyle, “yeni” bir zihniyetin belirlediği ve aynı “İyi Devlet” arzularını paylaştığı farklı müttefiklere eklemlenmiştir. Böylece “Müslüman Çevre”, “Eski Merkez”in yerini alaraka demokratikleşecektir. Bizler, yani “Eski Sol” da Merkez’e endeksli olduğumuzdan tasfiye edilmeliyizdir.
Çünkü “demokratlık” artık devletin AKP sayesinde geldiği “daha iyi” aşamadır; bu da solun sahici evrensel (ve tek) referansı olarak tanımlanır. Dolayısıyla Solcu Zombiler, “kötücül” olan ortodoksluk, sınıfçılık, sol cemaatçilik, sermaye düşmanlığı, dar kimlikçilik, askeri vesayete ses çıkaramama, Ergenekonculuk vb. temayüllerin İyi Devlet’in bünyesinden temizlenmesi peşindedirler. Tek referansları Devlet’tir. Bütün dertleri devletin “iyi” ya da “kötü” olmasıdır, bir baskı aracı özelliğinin ortadan kaldırılması değil…
Ama yine de bu Zombilerin bünyeleri sürekli olarak ölüm anındaki acı ile kıvranır. Beyin yerler, eski arkadaşlarının beyinlerini! Bunun sebebi ise devrimci beyninin bu acıyı hafifletmesidir. ‹şte bu yüzden eski arkadaşlarıyla “bir nefret söylemini devreye sokarak” didişirler. E. Göker’in sözleriyle, sosyalistleri en kibar tabirle bir “cahiller sürüsü” olarak öteleyip, “yeni solcu” (ya da, ikinci kelimenin de tarihe karışması gerektiğini düşünenler için “yeni demokrat”) çığıra ideolojik önderlik yapmaya soyunurlar. İyi Devlet’in taşıyıcısının kültürel kimliği, hükümetin kim olduğu solcu Zombi için çok önemli değildir.
Zombilerin bazıları çok basit alet kullanabilir (makale yazıp eski dostlarını katledebilirler) ama genel olarak pek bir şey beceremezler. Tek başlarına olduklarında çok basit bir hedef iken, birçok eski solcunun Zombiye dönüşmesi elbette sol cenahta büyük hayal kırıklığı yaratabilir.
Hapşırdıklarında kesinlikle "çok yaşa" denilmemesi gereken varlıklardır! Tahmin etmişsinizdir, Zombi’nin Türkçedeki en uygun karşılığı hortlak kelimesidir. Zaten ‹ngilizce konferanslara sık sık katılsalar da bazen Türkçe düşündükleri de olur. Böylece Türkiye’yi de düşündüklerine inanırlar.
Solcu Zombilerin Türkiye siyaseti hakkındaki analizlerinde işe koşulan kavramlar, yine E. Göker’in işaret ettiği üzere “merkez-çevre paradigması”, “modernliğin melezleşmesi”, “güçlü devlet”, “vesayetçilik” vb tespitleridir. Eskiden beri kullandıkları bu tür analizlerin itibarı, AKP kendi konumunu tahkim ettikçe, bu iktidar konumunun kültürel gerekçelendirmeleri önem kazandığı için, artmıştır. Artık hasımlarını Kötü Devlet’i savunmakla suçlarlar. E. Göker’in vurguladığı üzere Solcu Zombiler, tahayyüllerindeki ‹yi Devlet’e Türkiye Hanefiliğinin verdiği (ve vermeyi sürdürdüğü) otoriter hasardan çok, neredeyse tarih-ötesi bir figür haline getirilen (üniformalı ve üniformasız modelleriyle) Kötücül Kemalist Bürokrat’ın verdiği hasarı önemserler: Türkiye koşullarında ancak ve ancak İyi Devlet eliyle özgürleşebilmek mümkündür.
Peki bu Solcu Zombileri demokrasinin ancak devlet tekelinden çıkarılıp toplumsallaştığı oranda sahicileşeceğine ikna etmek mümkün müdür?
Belki mümkündür, çünkü Zombi’lerin kafası 360 derece dönebilir. Yani filmlerde öyledir. Kazık yutmuş vaziyette yürüyen mevtadırlar lakin, fikir değiştirmekte epey kıvraktırlar. Onların indinde sosyalizm zaten ölmüştür, bu yüzden sloganları "ölenle ölünmez"dir. Neden muhafazakarları severler? Çünkü her türlü sömürüye ve zulme karşı ölümüne mücadele gibi radikal bir yeniliği kabullenemeyen, muhafazakar birer ölüdürler, ehveni şercidirler, dolayısıyla daha az zalim olarak gördüklerinin yanında bitiverirler.
Solcu Zombilerle nasıl baş edilir?
Emrah Göker bu konuda rasyoneldir ve şöyle demektedir: “Çatışmanın bu havada cereyan etmesinin sol açısından itibar kaybettirici etkisi bir tarafa. Can acıtma amaçlı polemik, liberal demokratın kendini diğer demokratlar nezdinde meşrulaştırma ve ‘Eski, Köhne Sol’un algılanan tükenmişliğinden kendini ayrıştırma hedefini pekiştiriyor. Akıl yerine öfke kullanmadan önce bunu da hesaba katmak lazım.”
Ama şu da benim ilavem olsun: Sınıf mücadelesinde öfke de lazım! Çünkü bu Solcu Zombiler hadiseyi fikir mücadelesi olmaktan çoktan çıkardılar… Kendilerine karşı öfkeli olduğumuzun ama çaresiz olmadığımızın kendileri de farkındalar. Bu öfkeyle onları elbette “yok ettiğimizde” değil ama “yok saydığımızda”, onlar da biter! Nereden mi biliyorum?
Bizim hanede korku filmleri uzmanı Nuray’a sordum. Dedi ki: Mesela bir sinema klasiği olan Elm Sokağı Kâbusu’nda Freddy denilen yaratık filmin kahramanı tarafından şöyle yok edilir: “Aslında sen yoksun, seni ben yarattım, sen benim kâbusumsun!” Ve bunu dediğinde Freddy yok olmuştur!
• • •
Taner Akçam için “en son not”: Cenazeme gelmesin çünkü cenazesine gitmeyeceğim. Bitti.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız