birgün

7° AÇIK

SİYASET 02.10.2020 04:00
author

Sömürge madenciliği

Ülkemizin farklı köşelerindeki ormanlarımızda yaşanan büyük çaplı ağaç katliamları sonucu ortaya çıkan kelleşmiş dağ yamacı görüntüleriyle giderek daha fazla karşılaşıyoruz. Hepimizin yüreğini sızlatan bu görüntülerin nedeninin, doğayı ve insan yaşamını yok sayan madencilik anlayışı olduğunu artık hepimiz biliyoruz.

Geçmiş yıllarda, Artvin Cerattepe’de, Uşak Eşme’de, İzmir Efemçukuru’nda ve Bergama Ovacık’ta gördüğümüz bu madencilik anlayışının yakın zamandaki yıkıcı örneklerini Ordu Fatsa’da ve Çanakkale Kazdağları’nda görmeye devam ediyoruz.

Ekosistemi tahrip eden, ormanlarımızı yok eden, çevreye onarılamaz zararlar veren bu anlayış, ülkemizin geleceği açısından büyük tehdit oluşturuyor.

MADENLER HEPİMİZİN

Anadolu coğrafyası maden çeşitliliği ve zenginliği bakımından dünyanın sayılı yerleri arasında yer alıyor. Bu topraklarda yaşayan insanlar binlerce yıl boyunca madencilikle uğraşmıştır. Çıkarılan bu madenler Anadolu’ya yaşayan medeniyetlerin gelişimine büyük katkı sağlamıştır.

Tarımdan sanayiye, enerjiden inşaata, mutfaktan temizliğe kadar hayatımızın her alanında bu madenler kullanılmaktadır. Dolayısıyla madenlerin ve madencilik faaliyetlerinin diğer sektörlerdeki üretim faaliyetlerine göre daha ayrıcalıklı bir yeri bulunmaktadır.

Her şeyden önce bilinmelidir ki, ülke topraklarımızın parçası olan madenlerimiz üzerinde bu ülkede yaşayan herkesin hakkı bulunmaktadır. Dahası, üretildikleri anda tükendikleri ve yenilenemedikleri için, gelecek nesillerimizin de bu madenler üzerinde hakkı vardır. Dolayısıyla madenlerimizin üretim süreçleri, halkın ortak çıkarı esas alınarak ve gelecek nesillerin ihtiyaçları da gözetilerek kamusal bir anlayışla planlanmalıdır.

Oysa bugün ülkemizde yürütülmekte olan madencilik faaliyeti kelimenin gerçek anlamıyla “Sömürge Madenciliği”dir. Yeraltı zenginliğinin mümkün olan en kısa sürede ülke dışına çıkarıldığı, geride ise tümüyle verimsizleştirilmiş ve kirletilmiş bir toprağın bırakıldığı bu anlayış, sadece madenciliği değil, yaşamı da sürdürülemez hale getirmektedir. Bu madencilik anlayışı, bir üretim faaliyeti değil, bir sömürü faaliyetidir. Madenleri olduğu gibi, doğayı ve halkı da sömürmektedir.

Maden üretimini gündelik ekonomik çıkarlar doğrultusunda, sermaye kesimlerine kaynak yaratmak için gerçekleştirenler, ülkemizin geleceğine ve halkımızın ortak çıkarına ihanet içindedir! Bu madenciliğin anlayışının tek kazananı, maden şirketleridir. Bugün en çarpıcı haliyle Fatsa’da ve Kaz Dağları’nda gördüğümüz bu anlayış, yarın Murat Dağı’nda, Ağı Dağı’nda ve Munzurlarda benzer manzaralar yaratacaktır.

Sömürge madenciliğinin ülkemizde yayılmasının nedeni mevcut siyasi iktidardır. 2004 yılında Maden Kanunu’nda yapılan değişiklikler ve 2005 yılında Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği’ndeki düzenlemelerle yeraltı ve yer üstü madenlerimiz yerli ve yabancı sermaye gruplarının sınırsız sömürüsüne açıldı. Bu dönemden itibaren ormanlar, ağaçlandırma sahaları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, meralar, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları, turizm bölgeleri hatta askeri yasak bölgeler bile madencilik faaliyetine açıldı. 2005 yılından bu yana on binlerce hektar orman alanı madencilik faaliyetleri için tahsis edildi.

TOPLUMCU YAKLAŞIM

Madenler iktidar dönemi boyunca AKP’nin en önemli özelleştirme ve rant aktarma kalemlerinden birisi oldu. Ülkemizin en önemli madenleri yabancı maden şirketleri ile yandaş inşaat şirketleri arasında pay edildi.

Madenlerimiz ulusal ve uluslararası sermaye gruplarının yağma alanı olmaktan çıkarılmak zorundadır. Hepimizin ve gelecek nesillerin ortak zenginliği olan madenlerimiz toplumun genel çıkarı için kullanılmalı, ülkenin tüm ortak zenginlikleri hakça paylaşılmalıdır.

Ülkemizdeki tüm madencilik faaliyetleri kamu yararını ve ülke geleceğini gözetecek biçimde planlanmalıdır. Bunun için de madenlerimiz kamu eliyle işletilmelive maden işletmelerinde kamu denetiminin sağlanmalıdır. Madencilik faaliyetlerinin doğaya ve doğal yaşama uygun biçimde yürütülmesinin yegane yolu, bu toplumcu anlayışın egemen kılınmasıdır.

Yaşadığımız bu yağma düzeni içinde bize umut veren şey ise doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar ülkenin her yerindeki geniş halk kesimlerinin doğaya sahip çıkma konusundaki gayretidir. Maden alanlarında başlayarak şehir merkezlerine taşınan bu gayretli mücadeleyi sürdürenlerin yanındayız. Fatsa’nın, Kaz Dağları’nın, Kuzey Ormanları’nın korunması için mücadeleye devam edeceğiz.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız