birgün

13° PARÇALI BULUTLU

DÜNYA 16.11.2020 06:29
author

Sonsuz savaşların getirdiği ABD demokrasisi ve Trump şakası

Donald J. Trump; Birleşik Devletler'de kimilerinin 'derin devlet' dediği plütokrasi açısından 'Amerikan tarihinin en kötü şakalarından birisi'. Son tezahürünü Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'nin giderayak verdiği söyleşide gördük.

Trump, 2016'da henüz aday iken 'Asla Trump' mektubunun imzacılarından olmuş Jeffrey, 'Defence One' haber ve analiz sitesiyle söyleşisinde, Cumhuriyetçi Başkan'ın dış politikasını yalan söyleyerek sabote ettiklerini dürüstçe anlatmış. Ana akım medyanın propagandistleri ise Trump'ın orduyu Suriye'deki yasadışı işgalden çekmek isterken 'kandırılmasını' komik bulmuşlar. İfşaatı Twitter'da gülücüklü emojilerle sunanları eksik olmadı. Suriye'deki derdini 'petrolü kontrol etmek' diyerek yine dürüstçe ifade etmiş Trump'ın geri çekilme kararı sonrasında bu ülkede kalan asker sayısını 200 zannettiğini, ama çok daha fazlasının bulunduğunu dile getiren Jeffrey, alenen şöyle diyor:

"Liderliğimize orada kaç askerimiz bulunduğunu netleştirmemek için her zaman ayak oyunu yapıyorduk". Tabii "Suriye'den ne geri çekilmesi? Suriye'den geri çekilme asla olmadı" diye de vurguluyor.

Meseleyi takip edenler için hiç şaşırtıcı değil. Aynı Jeffrey, 13 Mayıs 2020'de Hudson Enstitüsü'nde Amerikan halkının ABD ordusunun Suriye'deki varlığını neden hoşgörmesi gerektiği sorusunu yanıtlarken, aynı dürüstlüğüyle, "Burası Afganistan değil. Burası Vietnam değil. Burası bir bataklık değil. Benim işim burayı Rusya için bataklığa çevirmek" demişti.

SONSUZ SAVAŞLARIN GETİRDİĞİ DEMOKRASİ

Amerikan halkının genellikle yoksul çocuklarından oluşan profesyonel ordusu 19 yıldır Afganistan'da, 17 yıldır Irak'ta, 10 yıldır Suriye'de bataklık tesisiyle uğraşıyor... Karşılığında askeri sınai komplekstekiler kadar zenginleşenleri olduğunu zannetmem. Bu coğrafyalardan Trump'ın ifadesiyle 'sonsuz savaşlar' için El Kaideler, IŞİD'lar yaratıldı. Jeffrey'nin selefi Brett McGurk'ün ifadesiyle "İdlib'de 9/11'dan sonra El Kaide'nin en büyük güvenli bölgesi" kuruldu.

ABD'de yönetimlerin Amerika ve dünya halklarını yanıltmasının sayısız örneği var, artık başkanlarını da... Nitekim, son dört senede seçilmemiş yetkililerin Trump'ın politikalarını engellediği, ona 'ajan muamelesi' yapıp brifingler vermeyerek karanlıkta bıraktıklarının yazılıp çizildiğini de görmüştük. Trump, Amerikan emperalizminin 'öteki yüzü'; seçilmemiş yetkililerin seçilmiş başkan ve başkomutan olarak kendisini düşürdüğü acıklı durum, en iyimser ifadeyle 'şuursuzluğunun' sonucu olabilir. Diğer yandan dünya çapında 'demokrasi, seçilmiş yönetimler, meşruiyet' vurguları eşliğinde otoriter/totaliter ülkelere dersler veren ABD için şahane ironiler bunlar. Koca bir tragedya çıkar.

Ne ki 'Trump şakası', 3 Kasım seçimleriyle giderek daha tatsız bir hal alıyor. Alay edilen Trump, medyanın ilan ettiği sonuçları somut kanıt gösteremeden inatla kabullenmeyerek, 'vuruşarak çekilme' alametleri seriliyor. Mobilize etmeye çalıştığı tabanı sokaklarda belirirken, ABD'nin dünyaya 'demokrasi yayma' hamlelerinin adlandırması olan 'renkli devrimin' Amerikan semalarında belirip belirmeyeceği soruları doğuyor.

Trump, siyasi gelenekler icabı rakibi Joe Biden'ın oluşturması gereken 'geçiş yönetimini' engelliyor. Hesabının 6 Ocak'ta başkanı seçecek Delegeler Kurulu üzerinden sonucu değiştirmek olabileceği en baştan düşünülmüştü. Gerçekleşmesi Cumhuriyetçi Parti'nin Trump'ın arkasında durmasına bağlı. Her koşulda iki aylık geçiş sürecinde 'sert iktidar devri' olasılığı artıyor.

PENTAGON HAMLELERİ

Trump artık ABD sisteminde 'topal ördek' konumunda. Zora düşünce 2016 kampanyasının vaatlerini anımsaması manidar. Amerikalı muhaliflerin 'Raytheoncu' diye andığı Pentagon şefi Mark Esper'ı kovdu, Pentagon'un sivil yönetiminde tepki istifalarına yol açtı. Rivayet o ki CIA şefi Gina Haspel'i de kovmak istiyor. Trump'ın Pentagon'a vekaleten atadığı Chris Miller, Esper'ın itiraz ettiği Afganistan'dan çekilme tartışmaları eşliğinde bakanlık çalışanlarına, 'Tüm savaşlar bitmeli' vurgulu yazı yolladı. Trump, Miller'a danışman olarak emekli asker Douglas Macgregor'ı atadı. Afganistan savaşına karşı çıkan enteresan bir isim. 2012 ve 2019'da ABD'nin İsrail'e desteğinin ve İran konusunda şahin tutumun İsrail lobisinin parasının sonucu olduğu ve Trump'ın kovmasından beri kanlı bıçaklı olduğu eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton ile Dışişleri Bakanı Mike Pompeo dahil pek çok ismin bu sayede çok zengin olduklarını söylemişliği var. 2024'de başkanlığa oynadığı düşünülen Pompeo'nun geçen hafta "İkinci Trump dönemine yumuşak geçiş olacağı" mesajıyla ortamı germesi bir yana, İsrail'deki yönetiminin 'en sevdiği' başkan Trump'ın bu hamlelerindeki ironi müthiş. Macgregor'un eski demeçlerine yeni Pentagon yorum yapmamış, 'başkanın ulusal güvenlik önceliklerinin uygulanmaya devam etmesine yardımcı olmak için onyıllara varan askeri deneyiminin kullanılacağını' belirtmekle yetinmişler.

Tabii Trump, ABD'de işlerin 'kazanılamamış savaşlardan çekilmemek' üzere döndüğünü bilmiyor olamaz. Hamlelerini 'savaş karşıtlığına' değil, hala kendi savaşını kazanma ümidine yormalı. Başarı şansı pek az.

BIDEN 'OYUNA GERİ DÖNECEĞİZ'

Jeffrey'nin aynı söyleşide 'Trump'ın Ortadoğu politikalarını devam ettirmeyi' salık verdiği Joe Biden'a gelince... Jeffrey'yi dinleyeceği muhakkak. Biden'ın Foreign Affairs ile CNN'e yazdığı makalelerde ana vurgular var; W. Bush'un ardından yardımcılığını yaptığı Obama'nın başkanlığı düşünülürse deja vu hissi yaratıyor:

'ABD demokrasisini yenilemek, Çin'e karşı ekonomik/teknolojik üstünlüğü ve dünyaya liderliğini yeniden tesis etmek'. 'İklim değişikliği, toplu göç, teknolojik yok oluş ve salgınlarla mücadele' vurgulu güzel sözler çok. Olumluluk atfedilen hususlar 'müttefiklerle ilişkileri tazelemek, demokratik uluslar zirvesi' toplamak, Paris İklim Anlaşması'na, Dünya Sağlık Örgütü'ne dönmek, Rusya ile küresel silahsızlanma mimarisine dair anlaşmaları müzakere etmek... Sonra, Yemen savaşını bitirmek, İran'a karşı 'caydırıcılığın' başka yollarını bulma arayışı da mevcut. Ama şeytan hep ayrıntılarda gizli.

"Yabancı liderlere konuştuğum zaman onlara şunu söylüyorum: Amerika geri dönecek. Oyuna geri döneceğiz" diyen Biden, asıl oluşturmaya
başladığı geçiş ekibi ve 'backbench' ekiple 'konuşuyor'. Hemen hepsi silah lobilerinin fonladığı düşünce kuruluşları, danışmanlık şirketleriyle bağlantılı isimler. Tek tek 'kim bunlar, ne demiş, ne yapmışlar diye kontrol ettiğinde insan bir ürperiyor. En başta Obama'nın insani müdahaleci, kibar emperyalistleri; Susan Rice, Michel Flournoy, Tony Blinken... El Cezire'nin Libya'da viagra ve tecavüzlere dair yalan haberinden Kaddafi'nin devrilmesi gerektiğini çıkartmış Samantha Powell. Yahut Clinton'ın danışmanıyken 2012'de adeta sevinçle "El Kaide Suriye'de bizim tarafımızda" mail'i yolladığını Wikileaks sayesinde öğrendiğimiz Jake Sullivan. Trump'ın Venezuela'daki darbecisi Juan Guaido'ya danışmanlık yapmış Paula Garcia Turfo yahut İran-Contra skandalının hüküm giymiş ismi, Trump'ın üstüne Latin Amerika'dan sorumlu kıldığı Elliot Abrams'la çalışmış Kelly Magsamen. CIA işkencelerinin soruşturulmaması gerektiğini düşünen Avril Haynes gibi isimler.

Bu koşullarda Biden'ı zorlayacağı düşünülen 'ilerlemeci Demokratlardan' çıkan isimlerin hali ise bekleneceği üzere içler acısı. Amerikan iç siyasetiyle dış siyasetini birbirinden nasıl olup da ayrı tutmayı başaracaklarını meraklı bekliyorum.

Trump, Amerikan'nın dünyada yıkım yaratmış savaşlarını sürdürürken yüze göze bulaştıran, yenisini ise çıkartmayan 'kifayetsiz emperyalist' oldu. Biden ile işlerin eskiye döneceği, Amerikan neoliberal modelinin sivil görünümlü militarizmi eşliğinde dünyayı hibrit savaşlarla kasıp kavuracağını öngörmek mümkün.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız