Sosyal demokrasinin kronik alerjisi
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

28 Nisan seçimi İspanya’da sosyal demokrat PSOE ile sosyalist Podemos’a bir sol koalisyon fırsatı yaratmıştı.

PSOE, 123 sandalye kazanarak birinci parti olmuş ancak tek başına hükümet kurabilmek için 53 sandalye eksiği kalmıştı. O 53 sandalyeden 42’sini Podemos’un tamamlaması, kalanların da Podemos’un ikna etmekte zorlanmayacağı küçük bölgesel partilerden sağlanmasıyla bir “Sol Koalisyon” kurulması hem siyasal-matematik açısından en mümkün olan, hem de PSOE ve Podemos tabanların istediği modeldi.

Kurulacak bir Sol Koalisyon ilerici bir program uygulayabilir ve her iki partinin de kampanyaları boyunca dillendirdikleri; asgari ücretin artması, işçi haklarını kırpan yasaların değişmesi, konut sorunun çözümü, eğitim ve sağlık alanında yatırımların artırılması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin özendirilerek kadın ve LGBTQ hakları için çalışılması, vergi reformu ve derinleşmekte olan bölgesel krizin (Katalan bağımsızlığı) çözümü konularında adımlar atılabilirdi.



Aslında, 28 Nisan seçiminde PSOE’nin başarısı ve Podemos’un aldığı sonuçta iki önemli etken vardı: Aşırı sağcı VOX’un yükselişinden duyulan endişe ve bir sol koalisyonla ilerici bir programın uygulanması umudu.

Ne yazık ki, PSOE ve Podemos arasındaki koalisyon görüşmeleri bugüne kadar sonuçsuz kaldı ve eğer 23 Eylül’e kadar da bir koalisyon kurulamazsa İspanyollar 10 Kasım’da tekrar seçime gidecek.

Siyasal-matematik açısından en mümkün, her iki partinin tabanının da en istediği sonuca neden bir türlü ulaşılamadığı, hatta koalisyon görüşmeleri süresince her iki partinin de birbirini hırpalayıp sol koalisyonu neden daha zora soktuğu sorusuna PSOE ve Podemos’tan farklı yanıtlar duyuyorsunuz. PSOE’ye sorarsanız; Podemos gerçekçilikten uzak talepler ve ülke bütçesinin yüzde 60’tan fazlasının kontrolünü istiyor; Podemos’a da sorarsanız PSOE lideri ve Başbakan Sánchez’in istediği onlara hükümette sadece “dekoratif bir rol” vermek.

Sol koalisyon konusundaki başarısızlığa Katalan Cumhuriyetçi Sol Parti (ERC) milletvekili Gabriel Rufiá’nın tepkisi ise “solduyu”nun sesi gibi: “Sağcılara bakın nasıl da keyifli bir heyecan içindeler. Eğer sağ bir koalisyon görüşmesi yapıyor olsaydı, çoktan alacakları bonuslar konusunda bile anlaşmışlardı. Kendimize sormamız gereken; hepimiz, bütün sol, şu olup bitenlere üzülerek daha ne kadar zaman, kaç ay, kaç yıl geçireceğiz. Bugünden sonra ne yanlış yapıldığı konusunda kimin daha iyi bir açıklaması olduğunun hiçbir önemi yok. Halkın göreceği tek şey bir kez daha solun nasıl kaybettiği.

Podemos, görüşmeler boyunca; Çalışma, Sağlık ve Eğitim bakanlıklarını talep etti ama epeyce de taviz verdi. PSOE bu bakanlık taleplerini “kişisel hırs” olarak tanımlasa da, Podemos’un asıl derdi sosyal politikalarda etkili olabilmekti.

“İki başlı bir hükümet olmaz” ve “uyum” gibi gerekçelerle sol koalisyona bugüne kadar evet demeyen PSOE’nin asıl istediğinin “Portekiz modeli” bir azınlık hükümeti olduğu kanısı yaygın. Böyle bir hükümetin, Başbakan Sánchez’e sosyal konularda sol ile, ekonomik ve bölgesel konularda da sağ ile iş birliği yapma olanağı sağlayacağı düşünülüyor.

Kimi analistlere göre, gelinen noktanın, “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” diye not edebileceğimiz bir tek açıklaması var: “Sosyal demokrasinin kendi soluna dönük kronik alerjisi.

10 Kasım’da yeni bir seçim olursa, bu kez bir sağ hükümetin kuruluşunu izlemek hiç yabana atılır bir olasılık değil.

Şimdi sol çevrelerde hem PSOE’ye hem Podemos’a dönük bir öfke var ve bir sağ hükümetin ardından “Buna kim neden oldu?” tartışmasının kimseye bir yararı olmayacak.