birgün

16° PARÇALI BULUTLU

GÜNCEL 10.11.2019 08:46
author

Sosyal medya bağımlılığıyla nasıl mücadele edilmez?

Aslına bakarsınız yazının başlığındaki soruyu tersten sormak isterdim. Yani nasıl mücadele edilir şeklinde. Ancak önce nasıl mücadele edilmeyeceğini gördüğümüz bir gelişme yaşandı. Diyanet İşleri Başkanlığı, bir kısım sosyal medyada ilk defa bütçesi haricinde bir şeyle konu oldu. O da telefon ve sosyal medya bağımlılığına dikkat çeken videolardı. ‘Hesap açma, ailene kucak aç’, ‘fenomen olma, iyi ebeveyn ol’, ‘online oyun oynama, onunla oyna’, ‘telefonun değil, eşinin yüzüne bak’ başlıklarını taşıyan dört video, sosyal medya bağımlılığına karşı aile kartını açıyordu. ‘Kendini telefona kaptırmış eşine çay taşıyan ev kadınlı’ olan video ekstra tepki gördüyse de hepsi birbirinden beterdi. Bu filmlerin açıkça hiçbir şeye faydası olmayacağını, tersine sosyal medya özendirici olacağını düşünüyorum.

Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda böyle hiç üzerine vazife olmayanların bile giriştiği ‘Sosyal medya bağımlılığıyla neden mücadele edilmeli?’ sorusunu cevaplamaya çalışacağım.

SOSYAL MEDYADA BAĞIMLI KILAN NE?

Adam Alter, 2017 yılında çıkan Irresistible (Türkçede: Karşı Konulamaz, Paloma Yayınevi 2018) isimli kitabında sosyal medya bağımlılığının iki önemli nedeni üzerinde duruyor. 1-Aralıklı Olumlu Pekiştirme 2-Toplumsal Onay Dürtüsü. Aralıklı olumlu pekiştirme, ne zaman verileceği öngörülemeyen ödüllerin çekiciliğine dayanıyor. Çünkü öngürülemezlik durumunda beyinde arzu duygusunu düzenleyen dopamin adlı nörotransmiterin daha fazla salgılanıyor. Facebook’un 2009 yılında iletilerin altına koyduğu ve sonra tüm sosyal medya platformlarına yayılan “beğen” butonu, işte tam da bu salgılamaya hizmet ediyor. Retweetler, repostlar da aynı şekilde. Hiç üzerine vazife olmayanların yaptığı kamu spotu tadında videoların yenemeyeceği bir dürtü bu.

Alter’in ikinci etki diye söz ettiği şeyse ‘toplumsal onay dürtüsü’. Bu dürtü aslında insan psikolojisindeki bir zaaf. Alter’ın da altını çizdiği üzere Yontma taş Devri insanına dayanıyor. Çünkü o dönemde insanların toplumsal statülerini diğer kabile üyeleri karşısında idare etmesi hayatta kalması için çok önemliydi. Beynimiz bu bilgiyle gelişti. Sosyal medya platformları bunun fazlasıyla farkında. Sürekli toplumsal onay arzumuza hizmet eden özellikler getiriyorlar. Sadece bir örnek; Tasarım Etikçisi Tristan Harris; Facebook, Snapchat, Instagram gibi servislerdeki fotoğraflara arkadaş etiketleme özelliğinin altında ‘toplumsal onay parçacığı yaratma’ isteğinin yattığını söylüyor. Böylece insanlar platforma bakma dürtüsüne engel olamıyor ve giderek daha bağımlı hale geliyor. Bu özelliğin insanları yüzlerinden ayırt edecek ve “Şunu etiketlemek ister misin?” diye soracak kadar yetenekli hale gelmesinin altında yatan neden bu. Tıpkı bildirimlerin önceden soluk renklerdeyken hiç tesadüfi olmayan bir kararla kırmızı renge dönmesi gibi. Tıpkı başkalarının hayatını merak etme dürtümüzün sürekli manipüle edilmesi gibi. Burada ciddi bir savaş var ve Diyanet İşleri hiç üzerine vazife olmayan bu savaşa su tabancasıyla girmiş gibi. Sosyal medya bağımlılığının aile değerleri gibi bir şeyle ikame edileceğini sanıyor. O ancak kalabalık kadrolu eski Türk filmlerinde mümkün ki, o kalabalık aileler çoktan Whatsapp grubu oldu.

Savaş tanımını öylesine koymadım. Bu alandaki Dijital Minimalizm (Metropolis, 2019), ve Pürdikkat (Metropolis, 2017) gibi önemli kitapların yazarı Cal Newport, bu bağımlılığa karşı vermemiz gerekenin ciddi bir savaş olduğunu söylüyor ve eşitsiz silahlanma yarışının içinde olduğumuzu vurguluyor. Öyleyse bu savaşı nasıl vereceğiz? Bilinçlenme ve hayatımızdaki dijital etkiyi minamilize etme adına Newport’un yukarıda ismini andığım kitapları çok değerli. Ancak kitapla bitecek iş değil bu. Dijital medya okuryazarlığının önemsiz veya seçmeli bir ders olarak değil, matematik, fizik, dil bilgisi kadar önemli bir ders olarak müfredata alınması gerekiyor. Nasıl birinci sınıfta ilk iş okuma yazma öğretiliyorsa öyle. Teknoloji devlerinin dikkatimizin her salisesini almak için verdiği bu mücadelede başka türlü eşit mücadele olmayacak. Eğitim şart. Ancak bu kesinlikle Diyanet’in işi değil. Bu şekilde hiç değil. Bu ciddi bir iş. Trafiğe çıkmak için sürücü ehliyeti almak kadar önemli.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız