birgün

11° PARÇALI AZ BULUTLU

GÜNCEL 11.04.2021 08:57
author

Sosyal medya, bir Coşkun Sabah şarkısına dönüşürken

Pandemi nedeniyle çoğunlukla eve kapalı olduğumuz günlerde, kullandığımız cihaz ve platformların acı verici yeni bir tarafıyla yüzleştik. Önceden çok fark etmesek de sokağa çıkma yasağı nedeniyle evde otururken, daha da bir batmaya başladı özellik bize. Bir anda, ‘10 yıl önce bugün’, ‘5 yıl önce bugün’ gibi başlıklar altında eski hayatımızdan kareler düşmeye başladı önümüze. Şurada arkadaşlarla bir meyhanede gülüp eğlenmişiz, mesafesiz ve endişesizmişiz, burada başka bir şehirde veya ülkede geziyormuşuz, şu fotoğraftaki arkadaş artık yaşamıyor bile... Son zamanlarda Whatsapp gruplarının en büyük yakıtı da bu fotoğraflar oldu. Kimi beyazlayan saçlarından, kimi aldığı kilolardan dert ediyor ve her konuşma “elbet bir gün buluşacağız” temennisiyle sona eriyor. Şu anda bunca görüntülü konuşmaya, tanımadığımız insanlarla dahi sosyalleşme imkânına sahip olduğumuz halde bir arada sayılmaz mıyız peki? Belli ki sayılmıyoruz ve bunu da kendiliğinden hatırlamayacağımız eski güzel günleri teknoloji önümüze getirip durdukça hatırlıyoruz. Sürekli fonda Coşkun Sabah’tan “Anılar” şarkısı çalıyor gibi de hüzünlendirici bir his.

Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda, teknolojinin nostaljiyle birleştiği kavşaktan bildirip bunun bize iyi gelip gelmediğini tartışmak istiyorum.


NOSTALJİ KELİMESİ NEREDEN GELİR?

Bilenler çoktur ama yine de analım. Nostalji kelimesi, Yunanca nostos ve algos kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Nostos “birinin sılaya yani evine dönmesi” anlamına gelirken, algos kelimesi de “kederli bir özlem” duygusuna deniyor. Nostalji kelimesi, ilk kez İsviçreli bilim insanı ve Doktor Johannas Hofer’in 1688 yılında yazdığı tezde kullanılmış. Hofer’in bu kelimeye varmasının nedeni İsviçreli lejyonerlerde tespit ettiği nedeni belirsiz semptomlar. Kalpteki ritim bozukluğundan uyku bozuklarına, mide rahatsızlıklarından sürekli yorgunluğa uzanan bu semptomlar, askerlerin görevini yapamayacağı kadar ileri uçlara varıyordu. Hofer, bu rahatsızlığın psikolojik nedenlerini aradı ve bulgular onu “nostalji” yani o zamanki anlamıyla sıla hasretine götürdü. Öyle ki vatanından uzakta görev yapan askerlere vatanını hatırlatacak şarkıların söylenmesi bile yasaklanmış bir dönem. Sonradan “nostalji” duygusunun pozitif özelliklerini ortaya koyan bilimsel çalışmalar da yapılmış ama nostalji tıbbın konusu olmaktan çok, sanatın konusu olmaya doğru evrilmiş. Bugün, pandemi nedeniyle, bundan 2 yıl öncesinin fotoğrafları bile nostalji kapsamına girebilir. Evimizi olmasa da eski hayatımızı bir sıla gibi görüp özlüyoruz çünkü. Önümüze düşüp duran eski sosyal mesafesiz gün fotoğraflarının üzerimizde illa bir psikolojik etkisi vardır ama uzmanlığım olmadığı için bu konuda nostaljinin tarihini hatırlatmaktan öte ahkâm kesmek istemem.

ACI VERİCİ BİR DENEYİM

Lauren Goode, Wired dergisine 2019 yılında iptal ettiği düğününden sonra başına gelenleri yazmış. (I Called Off My Wedding, The Internet Will Never Forget) Özetle diyor ki, ben evlenmekten vazgeçtim ama bunu algoritmalara, Facebook’a, Pinterest’e ve milyonlarca başka uygulamaya asla kabul ettiremedim. Çünkü Goode, düğünden vazgeçtiği halde uzun süre gelinlik ve düğün organizasyonuyla ilgili reklamlardan kurtulamadığı gibi şu sıralar da silmediği eski fotoğrafların anı kisvesi altında hücumuna uğruyor ve her seferinde acı çekiyormuş. Goode bu deneyiminden yola çıkarak bir dizi öneride bulunuyor: “Fotoğraf uygulamalarındaki anılar bir gereklilik değil, bir seçenek olmalı ve varsayılan özellik olarak sunulmamalıdır. Uygulamalar, bu anılardan doğrudan veya başka şekilde para kazanmayı bırakmalıdır. Algoritmalar daha rafine olmalı, geride bırakmayı tercih ettiğimiz veya gerçekten istemediğimiz deneyimleri ayırabilecek olgunluğa erişmelidir.” Özellikle, hiç hazırlıklı olmadığım bir anda, kaybettiğim bir yakınımla olan fotoğrafımı önüme getirerek allak bullak ettiği için bu telefonun ‘anılar’ özelliği nereden kapatılıyor diye aradığımı hatırlayınca, Goode’nin önerisine sonsuz katıldım.

Fotoğraf uygulamalarının çektiğimiz binlerce fotoğraf ve videoyu özelliklerine göre tasnif etmesi güzel ve ara ara hatırlatması çoğu kez iyi de gelebilir. Kuşkusuz bu özellikler kötü niyet ve sırf ticari hırsla da eklenmemiştir. Ancak deneyimledikçe, bu sınırsız teknolojinin her zaman iyi gelmeyeceğini de görüyoruz. O nedenle bunca pürüzsüzlük yani anılarımızı hatırlama işini bile teknolojiye bırakma işi bana pek sağlıklı gelmiyor. Marcel Proust gibi bir madlen kurabiyenin kokusuyla kayıp zamanın izine düşüp cilt cilt eserler vermek çoğumuza nasip olmaz. O yüzden en azından fotoğraf albümlerini ne zaman karıştırmak istediğimize kendimiz karar verebilecek kadar teknolojiden kaçabilmeliyiz belki de...

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol