“Şov yapma!”
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

İstanbul Anakent Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, AKP döneminde belediyede yaşanan “taşıt saltanatı”nı Yenikapı’da sergileyince Saray’ın İçişlerinden sorumlu memuru çok kızdı, “İmamoğlu şov tapıyor” dedi.

Bence de “şov yapıyor”, ne var bunda?



Sergileme eylemi bir yönüyle “şov”dur zaten!

“Şov” (show) sözcüğü İngilizceden dilimize girmiştir. Redhose Sözlüğü’ne göre “meydana çıkarmak, göstermek, göz önüne koymak, anlatmak, ispat etmek, açıklamak, sergilemek” gibi anlamları var. Ekrem İmamoğlu da tam bunu yapıyor işte! O nedenle, “şov yapıyor” diyenler, İmamoğlu’nun eylemini değersizleştirmek şöyle dursun, gerçekte doğrulamış oluyorlar!

İmamoğlu, israfın fotoğrafını kamuoyuna göstermek için, İBB adına kiralanan bine yakın otomobili Yenikapı’daki miting alanında sergilemiş. Peki, niye bu şamata?
Galerilerde alıcı bekleyen lüks otomobiller de “şovrum”larda (showroom) böyle sergilenmiyor mu?

Siz buna ister “gösteri” ister “şov” deyin… Halk ne olduğunu görüyor. Telaşınız da işte bu yüzden!

***

“CUMHURİYET” ŞAŞIRTIYOR!

Geçen hafta bu köşede Cumhuriyet gazetesinin iki yazarının Arapça kökenli iki sözcüğü yanlış kullandıklarına değinerek yabancı sözcüklerden olabildiğince uzak durulması gerektiğini söylemiştim. Çünkü Arapça - Farsça kökenli sözcükleri genellikle yanlış kullanıyor yazarlar ve haberciler…Uyarımızdan üç gün sonra benzer bir yanlışı yine aynı gazetede görmek üzücü.

5 Eylül 2019 tarihli Cumhuriyet’in üçüncü sayfasında küçük bir haber var. “Eymen’in cenazesi bagajda getirildi” başlıklı haberde şöyle bir tümce yer almış:
“… İzmir Adli Tıp Kurumu’nda bulunan minik çocuğun cenazesi için cenaze aracının ücretsiz olarak tahsil edilmediği iddia edildi.”

“Tahsil” sözcüğü Arapçadan dilimize girmiştir. “Tahsil etmek”; almak, toplamak anlamındadır. Bu tümcede yine bir sözcük karışıklığı olmuş. Çünkü anlatılmak istenen, cenaze aracının ücretsiz verilmediğidir. Öyleyse doğru sözcük “tahsil” değil “tahsis”tir. “Tahsis”, bir şeyi bir yere ya da kimseye ayırma, özgüleme demektir.

***

DİL, DÜŞÜNCENİN AYNASIDIR

“Dil, düşüncenin aynasıdır” derler. Düşünce dünyanızda ne varsa onu dışa vurursunuz. Bunu yaparken kullandığınız sözcükler, dünya görüşünüzü ortaya koyar. AKP cemaatinin, günlük dilde yeri olmayan ve çoğu kişinin bilmediği Arapça - Farsça sözcükleri yeniden dolaşıma sokma çabası, Osmanlıcaya duydukları özlemin yansımasıdır. Örnekleyelim:

-Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra CHP yönetimiyle bir ay boyunca “istikşafi görüşme” yaptığını açıklamıştı. (Kökü “keşf” olan bu Arapça sözcük, “keşfe çalışma, araştırma, yoklama” anlamına geliyor.)

-AKP’li Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan da bir ara “musafahalaşma”dan dem vurmuştu! (“El sıkışın, tokalaşın, kucaklaşın” dese anlaşılacak ama ille de Osmanlıca “lügat paralama”sı gerekiyor! Ayrıca İslami bir kavram olduğu için “musafahalaşma”yı özellikle kullanıyor!)

-Burdur / Yeşilova’ya giden Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan, çevrecilerin gündemindeki Salda Gölü’nü ziyareti sırasında gördüklerinden “mutmain” olmuş! (Arapça kökenli “mutmain”in anlamı, “tatmin olmuş, inanmış, gönlü kanmış” demek.)

-Meclis Başkanı sıfatıyla girdiği İstanbul Belediye Başkanlığı yarışında yenilgiye uğrayan Binali Yıldırım, “Bu seçim mundar oldu” demişti. (Farsçadan dilimize girmiş “mundar” ya da “murdar” sözcükleri de “kirli, pis” anlamına geliyor.)

-İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İstanbul Anakent Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu, “Seni pejmürde ederim” diye tehdit etmiş! (Farsça kökenli “pejmürde” sözcüğü, “yırtık pırtık, dağınık, perişan” demek. Sıfat olan bu sözcüğün eylem olarak kullanılması da Soylu’nun Türkçeye bir katkısı sayılmalı!)

Anadillerine yabancılaşanlar asla “yerli ve milli” olamazlar!