Steve Jobs gazeteciliği kurtarabilir mi?
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Saçma gelecek ama dönüp dönüp izlediğim bir video var. Steve Jobs’un 2007 yılında yaptığı ilk iPhone sunumu. Biliyorum dönüp dönüp şu kitabı okuyorum demek kadar havalı değil. Ancak bu sunum bana her zaman yazıları ya da işleri nasıl ele almam konusunda ilham veriyor. Şu sıralar haberciliğin durumunu tam da cep telefonu pazarında iPhone öncesi döneme benzetiyorum. Yaşı 35’in üzerinde olanlar hatırlar. Telefonlar ilk önce büyük ebatlarda antenli olarak çıkmış, sonra anteni gizleme, küçülme ve hafifleşme trendi başlamış, o da yetmeyince kameraların megapikselleri üzerinden yarış başlamış, yanına yöresine bir sürü şey eklenmişti. Sonra, 2007 yılının 9 Ocak gününde ilk iPhone tanıtıldı ve her şey değişti.



Peki haber medyasının bununla ne ilgisi var? Gazeteciliği hayatta olmayan Steve Jobs kurtarabilir mi? Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun sorusu bu olsun.

OKUR OLMANIN ZORLAŞMASI

Jobs, ilk iPhone sunumunun başında bir aldatmaca yapar. Bugün üç ürün tanıtacağım der: Dokunmatik ekranlı bir iPod, devrim yaratacak bir cep telefonu ve yepyeni bir internet iletişim cihazı. Sunum ilerleyince anlarız ki, aslında söz konusu olan tümünü kapsayan tek bir cihazdır ve onun adı iPhone’dur. Şimdi dönüp bugünkü haber okurluğu deneyimimize bakalım. Bir haber oku, doğru mu diye düşün, doğrulama platformuna bak, orada yoksa güvendiğin sosyal medya hesaplarına başvur vs. Haber okumanın ne kadar zorlaştığını görebiliyor musunuz? Bunu en çok güvendiğimizi söylediğimiz mecralarda bile yaşıyoruz artık. Peki ya bize haber hizmeti veren yapı, bunlara ihtiyaç bırakmayacak kadar güvenilir olsaydı? Yani üç dört site dolaşarak aldığımız hizmeti, bir kerede verseydi? Ben öyle bir mecraya para vererek abone olmak isterdim.

NE KADAR FAZLA, O KADAR İYİ Mİ?

iPhone icat olana dek havalı telefonlar, sabit klavyeleri, yandan çıkan dijital kalemleri, kaydırmalı kapakları ile anılıyordu. Steve Jobs bir sunumda bu algıyı değiştirdi. “Parmağınız varken neden dijital kaleme ihtiyacınız olsun ki?” diye sordu. Artık çoklu dokunuş diye bir teknoloji vardı. “Kullanmasanız bile orada duran ve işlevi değiştirilmeyen o küçük tuşlara ne gerek var?” diye sordu. Artık dokunmatik klavye vardı. Özetle o güne kadar iyi bir akıllı telefonun olmazsa olmazı kabul edilen temel şeyler yok oldu gitti. Dönüp bugünkü haber sitelerine bakalım. Okuyalım, okumayalım her şeyi önümüze yığan, hiçbir şeyi kaçırmadığımıza emin olmaya çalışan bir yığın. Peki okuduğumuz online haber mecrası, tüm bu bilgi kirliliğini akılla sadeleştirmeyi vaat etseydi? Doğrulanmaya muhtaç şeylere atlamadığını kanıtlasaydı? Ben hemen abone olurdum.

HIZIN ÖNEMİNİ ABARTMAK

iPhone’a gelene dek telefonlar arasındaki rekabette kameraların megapikseli önemli yer tutuyordu. Oysa çok megapiksel her zaman daha iyi fotoğraf demek değildi. Hatta kimi şartlarda fazla megapiksel fotoğrafı kötüleştirebilir bile. O yüzden iPhone hiçbir zaman megapikseli takıntı yapmadı. Bence habercilikte bunun karşılığı hız. ‘İlk bilen siz olun’ gibi sloganlarla ya da haberi ilk girerek en çok tıklanmayı almak gibi bir amaçla hız kutsanıyor. Açıkçası haber doğrulamaya bu kadar çok muhtaç durumda olmamızın bir nedeni de hız. Çünkü aceleyle hiçbir doğrulama yapılmadan haber öylece önümüze konuyor. Sonra gelsin düzeltmeler. Peki bir haber mecrası, size hız konusunda söz vermiyorum ama haberlerim çoğunlukla doğru olacak vaadi verse, etkilenmem diyebilir misiniz?

Gazetecilik tüm dünyada bir gelir modeli krizinde. Yukarıdaki şeyleri iPhone’dan ilham almaya gerek duymadan kendiliğinden uygulayanlar var. Dünyada bu güvenilirlik ve basitleştirme işini başarıp yavaş yavaş kâr etmeye başlayanlar da var. Biliyorum Türkiye’de zor, sabır istiyor, odaklanma istiyor. Ancak bana kalırsa haberciliği de bu kurtarabilir, Steve Jobs değil. Onun ve ekibinin düşünme şekli.