Şu mülkiyet meselesi
GÜRAY ÖZ GÜRAY ÖZ

İş Bankası, İzmir İktisat Kongresi kararları sonrası 250 bin TL’si Atatürk’ten olmak üzere 1 milyon TL sermaye ile kuruldu. Rota devlet kapitalizmine çevrildikten sonra kurulan ilk bankadır. Atatürk’e ait yüzde 28,09’luk hissenin mülkiyeti CHP’ye bırakılmıştır. Bu hisselerin iktidarın tasarrufu dışında kalması öyle anlaşılıyor ki can sıkıyor; CHP’nin yetkisi kapsamında olmayan, nerede, nasıl değerlendirileceği önceden kararlaştırılmış hisselere el konulması gündemdedir.

•••

Çok karışık değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, iktidarın küçük ortağıyla işi bitirmek istiyor. İtirazların kapitalizmin “kutsal mülkiyet hakkının” zedeleneceği iddiasıyla yapılması, hatta kimilerince “mülkiyet hakkına dokunmaktır, komünistliktir” türünden zarflanması gülünçtür. Kuşkusuz yapılmak istenen bir yandan şu dar zamanda epeyce bir yekûn tutan hisselere el koymak, öte yandan Atatürk’ün mirasının dokunulmadık yanını bırakmamaktır

•••



Fatih Yaşlı özetledi: “İş bankası hisselerine el konulmasının ‘mülkiyet düşmanlığı’ ile alakası yok. kapitalist devlet bazen mülksüzleştirir, ancak bunu rant yaratma/servet transferi adına yapar.” Kısacası mesele mülkiyetin el değiştirmesidir. Büyük olasılıkla, Dil ve Tarih kurumlarının statüleri değiştirilecek, masrafları devlet bütçesinden karşılanacak, İş Bankası’ndaki hisselerin gelirleri de Hazine’ye, belki de Varlık Fonu’na devredilecektir.

•••

Madem konu gündemde, biz de şu mülkiyet meselesiyle ilgili metinleri gözden geçirip zihnimizi açmaya çalışalım: Mülkiyetin tarih boyunca değişmez bir tipinden söz edilemez. Kapitalist burjuva mülkiyeti de yalnızca toplumsal, siyasal, ekonomik ilişkiler içinde anlaşılabilir, açıklanabilir. Kökeni feodal toprak mülkiyeti, daha öncesi çitlemedir. Değişe değiştire nihayet çiftçiliğe, sanayiye, başka gereksinimlerine göre dağıtılmış, el değiştirmiş, biçimlenmiş, devlet koruması altına alınmıştır.

•••

Devletin koruması da tıpkı devlet gibidir. Yasaların satır aralarına sığdırılmış yöntemlerle, açık ya da gizli ama ille de devlet denetiminde bir korumadır. Bu korumanın özünü üretim araçlarının özel mülkiyeti oluşturur. Esası değişmemek koşuluyla, liberallerin “dokunulmaz” saydıkları halden el koymaya, sermaye aktarımı amaçlı özelleştirmelere, otoriter yönetim kaprislerine, nihayet iyi niyetli devletleştirmelere kadar uzanabilir. Türkiye’de bu türden el koymaların zengini olmuş TMSF gibi devlet kurumları bile var. Mülkiyet, kapitalist sistemin bekası güvence altındaysa her zaman, her koşulda “kutsal” olmayabilir.

•••

Şimdi gündeme gelen konu ise denetim dışı kalmış bir kaynağa el koymak, daha önemlisi ideolojik amaçlarla bir dönemin işaretlerini tümüyle silmek niyetidir. İtiraz edecekseniz siyaseten itiraz ediniz, işi gülünç bir şekilde komünizme bağlamaya çalışmayınız; otoritesini tartışmalı seçimlerle onaylatmış bir iktidarın ideolojik amaçlı girişimi olarak değerlendiriniz. Bunu bilerek, mümkünse kararlı bir şekilde karşı çıkınız.

•••

Burada da temel bir sorun var. Yetkileri neredeyse sıfırlanmış yerlerde sonuç almak umuluyorsa, her geçen gün biraz daha daralan sınırlar içinde muhalefet edilecekse çaresizsiniz demektir. Halkın diliyle de konuşsanız, ki o halk işçidir emekçidir, ne anlattığınızdır önemli olan. Ayrıca unutmayınız, dil ideolojidir, sizi nereye götürdüğüne iyi bakmalısınız.

Dili de, meşruiyetin kapsamını, çerçevesini de siz seçmiyor, siz çizemiyorsanız yenilgi yakınlarda bir yerdedir.

Halkın diliyle söyleyelim; “vebali büyüktür.”