birgün

19° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 10.06.2021 07:22
author

Suat Taşer’i anımsamak

Lise’ye yeni geçtiğim yıl olsa gerek… Babamla sık sık sinemaya gidiyoruz. Birlikte izlediğimiz filmlerden en çok hatırımda kalan ise Ölü Ozanlar Derneği… Robin Williams hakkını vererek edebiyat öğretmenini oynuyor; sınıfta öğrencilerine ders anlatırken bir anda bir şiirin dizeleri dökülüyor ağzından. Henüz şairin adı söylenmeden babam kim olduğunu kulağıma fısıldıyor: Walt Withman. Filmden sonra bir başka gün kitapçıya uğruyorum. Böylece ilk şiir kitabımı satın alıyorum: Whitman’ın Çimen Yaprakları… Eve gelince babam, “O zaman bir de bu çeviriyi oku… Çayır Yaprakları…” diyor. Kitabın başında çevirmenin adı olarak Suat Taşer yazıyor. Hemen ardından da Suat Taşer’in şiirlerini okumaya başlıyorum: Evrende Ellerimiz. Tuhaf bir şekilde Ölü Ozanlar Derneği’nde aktör olmak isteyen çocukla Suat Taşer arasında bağ kuruyorum. Tiyatronun şiire, şiirin de tiyatroya bir hediye olduğunun henüz farkında değilim. Suat Taşer, henüz 1955 yılında Şairler Yaprağı’nda “Tiyatro ve Şiir” ilişkisine nesnel yaklaşmayı başarabilmiş:


“Tiyatro bir teksif ve teşhir sanatıdır. Olayları, sahne yasalarına göre düzenler, sonra da aktörler vasıtası ile bu düzeni seyircilere sunar. Düzen sözü ile bir piyesin planını, örgüsünü, yapısını, kastediyoruz. Aktörler bu yapıya can üfler, hareket katar. Bunu da şu iki kaynaktan hız alarak yapar: Piyesin dramatik aksiyonundan, piyesin dilinden. Şiirin ise, sahne şiiri olmak yönünden bir özelliği vardır. Sahne şiiri, hızını hem piyesin dramatik aksiyonundan alır hem de bu aksiyona kendisi ayrıca hız katar. Başka bir deyişle, sahne şiirinin özelliği, karakteristiği dramatik oluşudur, olması gerektiğidir. Aksi halde, sahneye yanlışlıkla çıkmış demektir ki, böyle bir şiirin, amacına varmayan bir mermiden farkı yoktur. Şairlerimizin tiyatroya yakınlaşmaları, hem tiyatro hem şiir için gereklidir.”

***

Öte yandan Suat Taşer’in henüz ortaokul yıllarında şiir sevdalısı olduğunu biliyoruz. Memed Kemal’in “Şairler Dövüşür” kitabında yer verdiği Ankara Atatürk Lisesi’nde yani Taş Mektep’te yaşanan anısı iki dostun edebiyata başlama serüvenine ışık tutuyor. İki kısa pantolonlu, “Zerre” adında bir dergi çıkartıyor.
1940’lı yıllar. Tek Parti Dönemi. Öyle izinsiz dergi çıkarmak ne mümkün. Önce hükümete gideceksin. Okul Müdürü Frankeştayn lakaplı İhsan Bey ellerinden alıyor bütün dergileri. Çocukluklarına verilip bağışlanıyorlar anlayacağınız.

Belki de o yıllardan bize hâlâ kalan, ağır baskı havası şiirlerine de yansıyor: “Gölgemizden korkar olduk,/selam vermekten, düş görmekten/kundaktaki çocuğumuzdan/ saksıdaki çiçeğimizden/ aynadaki hayalimizden korkar olduk.”

Garip şiirinden izler taşıdığı görünse de düşünsel anlamda 1940 kuşağının şiir yapısına daha yakındır Suat Taşer. Aslında çok açık ki, bu kuşak, savaş kuşağıdır. Belki yaşamamıştır elde silah karşılıklı dövüşmeyi... Fakat savaşın bütün pisliklerini, olumsuzluğunu hissetmiştir. Faşizme karşı bir çığlıktır. Çağdaş hümanist temalar işler hep.

***

Peki çağdaş hümanist olmak bir edebiyat adamını nasıl bağlar? Nereye götürür yaratılarında? Her şeyden önce, Suat Taşer ve arkadaşları, Tevfik Fikret geleneğini sürdüren bir kısım toplumcu şairlerdi 40'lı yıllarda. Yakın çevre ilişkilerinin yarattığı sorunları yansıttılar şiirlerinde. Şiirinin 142’nci maddeden yargılanmasının nedeni de buydu. Çalıştığı Devlet Tiyatrosu’ndan 1971 yılında emekli olmak zorunda kalması.

Sennur Sezer bir yazısında, Suat Taşer için, “40 Kuşağı şairlerinin tiyatroya emek vereni, şiirini tiyatro kitaplarına feda edeni… Adını, kayıp şairler olarak görmek yürek burkuyor.” diye yazmış. Haksız mı?

Suat Taşer, 1978’de kuruma yeniden dönmüş, Ergin Orbey yöneticiliğinde adını İzmir Devlet Tiyatrosu’nun Müdürü olarak altın harflerde yazdırmıştı. Repertuarındaki oyunlar hâlâ tiyatroseverlerin hafızasındadır. Görevden 80 darbesinin sonrasında alınınca da, Sezar’ı sırtından hançerleyen Brutus yeniden hortlamış, bu kez siyasi hasımlarını değil de konservatuardan okul arkadaşlarını vurmuştu. Suat Taşer’in içlendiği buydu. Çok kısa süre sonra da ayrıldı aramızdan.

Şair arkadaşımız Müjde Bilir, aynı zamanda 9 Eylül GSF Tiyatro Bölümü’nden hocası Suat Taşer’in bütün şiirlerini toplamış, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmış: Bir Ben Bir Yokuş adıyla. Ne de güzel yapmış.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol