Sürecin anahtar kavramı ‘belirsizlik’
DEM Parti’nin çözüm sürecine ilişkin temasları sürerken belirsizlikler aşılabilmiş değil. DEM Parti ve PKK, hükümetin oyalama politikası güttüğünü vurguluyor. Hükümet ise süreci anayasa tartışmasına sıkıştırdı.

POLİTİKA SERVİSİ
PKK’nin 5-7 Mayıs tarihlerinde kongresini toplayıp silah bıraktığını ve örgütü feshetme kararı aldığını duyurmasının ardından aradan geçen üç haftada sürecin nereye evrileceğine ilişkin belirsizlikler giderilmiş değil.
Geçtiğimiz hafta İmralı’ya bir ziyaret daha gerçekleştiren DEM Heyeti, siyasi parti ziyaretlerine başlamış, MHP Lideri Devlet Bahçeli ise Meclis’te bir komisyon kurulmasını teklif etmişti.
Bahçeli’nin çağrısına AKP’den farklı tepkiler gelirken DEM Parti komisyon çalışmalarına önceki gün başladı. CHP ise “tam demokrasi” vurgusu yaparak Meclis’te kurulacak komisyonda alınacak kararların salt çoğunlukla değil, nitelikli çoğunlukla alınması gerektiğini vurguladı.
BAHÇELİ HEYETİ KAPIDA KARŞILADI
Siyasi parti ziyaretlerini dün de sürdüren DEM Heyeti MHP’yi Meclis’te ziyaret etti. MHP Lideri Devlet Bahçeli, DEM Heyetini kapıda karşıladı. Ziyaret yaklaşık 40 dakika sürdü. DEM Parti’den yapılan açıklamada görüşmenin olumlu geçtiği, ‘Meclis’in üstleneceği rol, yeni yargı paketi, Meclis’te kurulması beklenen komisyon ve anayasa gibi konuların’ ele alındığı belirtildi. DEM Parti, bugün de yine TBMM’de AKP ile görüşecek. Öte yandan DEM Parti’nin Meclis’teki grup toplantısının ana gündemi de yine çözüm süreci oldu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yeni çözüm sürecinde güven inşasına ihtiyaç olduğunu belirterek, “Güven verici adımların da atılması gerekiyor. Bugün bir yandan barışı konuşuyoruz ama bir yandan cezaevlerine bakarken büyük bir acı yaşıyoruz” dedi. Bakırhan, MHP Genel Başkanı Bahçeli ile yaptıkları görüşmenin yapıcı geçtiğini ve temaslarının devam edeceğini söyledi.
Eş Genel Başkan Bakırhan, bu dönemde Ortadoğu siyasetinin yeniden şekillendiğini belirterek, ‘‘Kimi güçler yer değiştiriyor. Ortadoğu yine bu işlerin merkezinde ve yine hedeftedir. Eski dengeler çözülüyor, herkes gelecek yüzyılın rotasını çizme telaşında" diye konuştu. Bakırhan özetle şunları söyledi: “Bu tarihi dönemde güven inşa etmek bu sürecin can damarıdır. Hem Kürt halkında hem de Türkiye halklarında bu sürece ilişkin bir tereddüt var. Yani bu süreçte sadece DEM Parti değil, herkes daha cesur olmalı, daha büyük bir sorumlulukla hareket etmeli ve bu sürece katkı sunacak söz, pratik ve eylem içerisinde olması gerektiğini belirtmek istiyoruz.
“MHP’nin de kendi teşkilatına ve tabanına bu süreci anlatmak için bir çaba ve gayret içinde olduğunu biz de görüyoruz. Muhalefetteki siyasi partilerin bu konudaki duruşu fena değil; ama bunun sadece sözle değil, onların da bu süreçte aktif görev alarak kendi tabanlarını bilgilendirmeleri, sürece aktif katılımlarına destek sunacak çağrılar, açıklamalar ve planlamalar yapmaları gerektiğini belirtmek istiyoruz. Gittiğimiz her yerde toplum bize çok net bir soru soruyor. Diyor ki: ‘Aylardır bu süreç başladı, siz sahadasınız; iktidar neden bu konuda ürkek davranıyor?”
***
‘AYAK DİRETEN YAKLAŞIM’ VURGUSU
Sürecin aktörü olan siyasi partilerin Ankara’da temasları sürerken KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat çarpıcı açıklamalarda bulundu. Hozat, fesih ve silah bırakma kararının uygulanabilmesi için Abdullah Öcalan’ın özgür olması gerektiğini söyledi. Medya Haber televizyonunun yayınına katılan Bese Hozat, Türkiye ile yürütülen süreci değerlendirirken savaş dilinin terk edilmesi gerektiğini ve muhalefet partilerinin de katılımcı olması gerektiğini savundu. Hozat şu ifadeleri kullandı: “Demokratik siyaset hakkı tanınmadan, yasal ve hukuki düzenlemeler olmadan, Önder Apo’nun özgür çalışır ve yaşar koşulları oluşturulmadan, bu süreci Önder Apo özgürce yürütmeden, yönlendirmeden PKK’nin feshi, silahlı mücadeleyi durdurma kararının pratikleşmesi ve uygulanması mümkün değil. Oyalayan, zamana yayan bir yaklaşım var AKP ve iktidar açısından. Ayak direten bir yaklaşım söz konusudur. Bu konuda kongre sonrası tartışmalarda bu sürece ne kadar gayri ciddi yaklaştığını da, zamana oynadığını da, o oyalama içerisinde olduğunu da ortaya koyuyor. Şunu açık belirtelim; Türkiye Kürtlere karşı bu Kürt düşmanı politikasını sürdürdükçe, Suriye’de de Kürt düşmanlığı politikasını sürdürdükçe Türkiye’nin Suriye’de yeri olmaz. Türkiye Suriye’de etkili olmak istiyorsa, bir yer almak istiyorsa bu dizaynın bir parçası olmak istiyorsa, bu etkinin de kalıcı olmasını istiyorsa Kürtlerle barışmak zorundadır.”


