birgün

23° PARÇALI AZ BULUTLU

GÜNCEL 15.04.2020 00:50

'Sürecin yırtıldığı yer'*

'Sürecin yırtıldığı yer'*

ZEYNEP ALTIOK AKATLI

“Benim adresim ayna sim ayna im ayna
Süreci yırtar otururum orada o aynada”

Işıklı bir ortamda aynanın önünde bulunan bir cisimden yansıyan ışınların aynanın önünde veya arkasında oluşturduğu şekle görüntü denir. Gerçek ve Sanal (Zâhirî=Görünen) diye iki çeşit görüntü vardır. Çocukluğumda eskice bir pikapta bir 45’lik plaktan tiyatrocu abi ve ablaların seslendirdiği severek ve bıkmadan tekrar tekrar dinlediğim masallardan birinde kötü üvey anne eline aldığı aynada kendi güzelliğine bakarak “ey ayna söyle bana var mı benden güzeli bu dünyada?” diye sorar. Yanıt; kötü kraliçenin zâhirî gerçekliğine toz kondurmadan asal gerçeği ortaya koyar: “senin üzerine yok güzellikte kraliçem, fakat pamuk prenses taş çıkarttı güzelliğine”. Karantina sürecinde yaşadıklarımızı düşünürken çocukluğumdan kalan en basit bilgiler ve anılar dönemin özeti olarak benim aynamda belirdi.

Birlik ve beraberlik nâmeleri her zaman olduğu gibi en üst perdeden bolca savruluyor ortalıkta. “Milletimiz”in sağlığı adına atılan her adımın bir zahirî bir de gerçek görüntüsü var. Her zaman bu kadar ayan beyan görünemeyen zâhirînin zehirli şekerle kaplanmış hali sanki toplumun kendiliğinden ve temiz zamanlardan kalma en doğal alışkanlıklarıyla ortaya çıkan dayanışma dürtüsüyle ayan beyan, sırsız şekilde ortaya dökülüyor.

“Saat sayaç ölünce zemberek çatlar kalır
Meğer kan saltanatının hükmü salt geceyledir
Teşhis ve intak yok oluyorken bütün şarkılarda.”*

Önlemler çoğu zaman zâhirî yöneticilerin ağzından, aldıkları talimatla ve milli duygulara hitap eden süslü cümlelerle açıklanıyor. Gerçek olanca çıplaklığıyla ortaya döküldüğünde ise alışkanlık değişmiyor. Zâhirî bir üstleniş, zâhirî onurlu bir davranışla yine zâhirî ve tarihin tekerrürü bir istifaya dönüşüyor. Bunların tümü gece yarısına yakın bir saatte olup gün aydınlanmadan da mahzenin derinliklerinde tozlu raflarda yerini buluyor.

Milletimizin ve ülkemizin bekâsı için geceler boyu özveriyle (!) çalışanlar önlem paketleri, teşvik planları açıklıyorlar. Günlerce devletin başının ağzına bakılarak nefesler tutulmuş şekilde beklenen ilk paketten patrona, ithalatçıya, müteahhitte indirimler, olanaklar; halkaysa borçlanma teşviki çıkıyor. Bilim yok sayılıyor, iman, diyanet, dua ve sabır öneriliyor. Evinizden çıkmayın, korunun çağrısı THY yolları uçuşlarında KDV %1 e indirimi ile pekiştiriliyor.

Sanal gerçeklik eğitim için iyi bir araç. Çocuklarımızı korumak için derhal online eğitim devreye alınıyor. Zâhirî eğitimin altından 4-6 yaş çocuklarına online kuran eğitimi, beyin yıkama ve psikolojik şiddet paketi çıkıyor. İdam animasyonları, kin duygusu, şiddet alternatifleri aynaya yansıyor.

Canı pahasına salgından insanlarımızı korumaya çalışan sağlık personeline alkışlar, gerçekte ise sağlık yasasına ret sunuluyor. İyi haber de var! Nihayet Atatürk havaalanı sahasına sahra hastanesi kurulacağı açıklanıyor. Neden ve nasılsa hastane atıl alana değil havaalanı yanında başka büyük bir alana yerleştiriliyor.

Emekçiyi korumak için işten çıkarmalara da zâhirî bir yasak getirilirken patronu ücretsiz izinden koruyan, 3 aylık sabır gösterirse sorgulanamayacak, işçinin rızası gerekliliğini adeta ortadan kaldıran işten çıkarma hakkı veriliyor.

Ceza infaz yasası ile ağzına kadar dolu hapishanelerdekilerin sağlığı düşünülerek tahliye düzenlemesi gündemde. Ama bu paketten tecavüzcüler, kadın katilleri, çocuk istismarcıları; Soma, Aladağ, Çorlu katliamlarının sorumluları, Gezi’nin katil polisleri yararlanırken mesnetsiz, kanıtsız, iddianamesiz zâhirî davalarla düşünceleri nedeniyle tutsak edilenler, daha önce “pardon yanılmıştık” diyerek zorunlu salıverdikleri ilk fırsatta yeni kılıfla tutuklanan gazeteciler faydalandırılmıyor.

Kendi kendine yetebilen ve böylesi bir salgını bu gücüyle atlatabilecek olan ülkemizin tarımda getirildiği durum nedeniyle kapının eşiğinde bekleyen kıtlık tehditline karşı da önlemler alınıyor elbet. Yıllardır ‘hazineye ait atıl alanlar’ yerine verimli tarım topraklarını, ormanları, sulak arazileri rant için tercih edenlerin zâhirî ve öngörülü yaklaşımıyla atıl alanları tarıma açma müjdesi verilirken sokağa çıkama yasağından istifade Kanal İstanbul ihalesi, Artvin Cerattepe’de işgal, Muğla Ula’da 30 hektar orman kesimi, Nurhak’ta HES izni, İzmir yarımada, Foça gibi değerli kıyılarda imar yetkisi değişikliği devreye giriveriyor.

Devletin başı ‘Evden çıkma Türkiye’ çağrısına daha ortaya çıkıp bir açıklama yapmazdan evvel örnek bir yurttaş itinasıyla ve saygıyla uymakta. Her toplantısı sanal ortamda, bakanlar kurulu online, ihaleler online ama dernek ve vakıfların online toplantı yapmaları yasak, genel kurulları yapılamaz deniyor. Sokağı, sivil dayanışmayı, aydınlanmayı baskılamak isteyerek alınan karar şimdilik birlikte itiraz etme gücüyle geri alınıyorsa da dayanışmayı, sokağı yasaklamak isteyenler için pandemi büyük fırsat ve sağlıktan öte bir tehdit olarak duruyor.

Tüm dünya böylesi bir tehditle savaşımın neo liberalizmle olamayacağını acı bir deneyimle de olsa keşfedip sosyal devlet, sosyal adalet ve dayanışma deneyimlerine dönerken AKP iktidarı ‘gün birlik olma günü’ diyerek sosyal demokrasiyi benimsemiş yerel yönetimlerin halkı önceleyen tüm adımlarını yasaklamaya girişiyor. Kayyumlar atanıyor. Savaştan çıkmış genç Türkiye’nin şanlı mücadelesinin zâhirî övgüsünden medet umarak kendi boşalttığı devlet kasalarıyla yetemediği mücadeleyi pandemi dayanışmasından umuluyor.

“Erliğinin ağır suyunda devinen bir makamedir
Unutmaklığın suyunda tez doğar belki Zühre gibi
Tesbihinde yitirdiği kadar insan taneleriyle
Bakmaktadır aynı kitap okunuyor oralarda da
Kan simgeleriyle güne değen geçmişte aynı yara
Sürektir bizimdir bitmezdir diye bağıra bağıra”

En ağır olansa en yakınlarını, sevdiklerini yitiren insanlar cenaze töreni bile yapamazken tüm acılara, duygulara, gerçeklere göz kapayıp kulak tıkayarak inananla Allah’ın arasına bile seçkincilik, ayrımcılıkla girip müdahale etmek. İnanç bağını kuracakları dahi VİP namazıyla kendi belirleyenlerin güneşinde AKP iktidarının gerçekleri ve görünenleri aynanın sırlı yüzeyinden kendi bildiklerimize kendi deneyimlediklerimize değiyor.

*Hulki Aktunç / Adresim Aynalar

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız