Google Play Store
App Store

Ortadoğu uzmanı Koulouriotis, cihatçı HTŞ yönetimi ile Ankara’nın Fırat’ın doğusu konusunda ortak payda yakaladıklarını belirtiyor. Kouloriotis’e göre Trump’ın maliyet ve kazanç hesabı, SDG’ye desteğin sürdüğü Suriye’nin doğusundan çekilmesinin yolunu açabilir.

Suriye’de hesaplar iç içe
Fotoğraf: AA

Naz ZAĞLI

Suriye’de 8 Aralık’ta Beşar Esad’ı deviren cihatçı Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) yönetimi ele geçirmesinin ardından Ortadoğu’da yeni dönemin kapıları aralandı. Yeni Suriye’de uluslararası aktörler bir bir boy gösterirken ülkenin ve bölgenin, ABD ve İsrail’in bölgesel planlarına göre yeniden dizaynı sürüyor. Ortadoğu ve Suriye uzmanı siyasi analist ve yazar Eva J. Koulouriotis, Ortadoğu’nun düğümü haline gelen Suriye’nin geleceğine dair BirGün’ün sorularını yanıtladı.

Köktendinci cihatçıların yönetimindeki Suriye’yi ne bekliyor? Amerikan emperyalizmi ve İsrail nasıl bir Suriye tasarlıyor?

Doğal olarak, kimse Afganistan'ın Taliban yönetimi altındaki gibi sıkı bir dini çerçeveyle yönetilen bir Suriye istemiyor, Suriyelilerin çoğu İslam’ın daha ılımlı bir haline bağlı. Suriyeli vatandaşlarla yaptığım birtakım konuşmalardan, ki bunlardan bazıları önceden silahlı çetelerin bir parçası olan kişiler (şu an Suriye Savunma Bakanlığı’na entegre olmuş durumdalar), neredeyse ortak bir karar çıkıyor.

Geleceğe yönelik iki ayrı yaklaşımları var: İlki seküler bir devlet olmak, ikincisi ise Türkiye’ye benzer bir İslami yönetim modeli kurmak. Azınlık, İslam hukukunun uygulanmasını savunsa da, Ahmed el Şara (Muhammed el Colani) liderliğindeki yeni yönetimin azınlıklara yönelik açık bir politikası şimdilik yok.  Tabii ki, bu konu hakkında bölgesel ve uluslararası bakış açılarında farklılıklar var. Arap devletleri, geçmişindeki duruşuna rağmen HTŞ’yi açıkça kabul etti.

Öte yandan, Şam'daki mevcut durumu reddeden ve buna karşı duran bölgedeki tek ülkelerin İran ve İsrail olduğu söylenebilir. İran açısından Esad’ın düşüşü, Tahran’ın bölgedeki planlarına ağır bir darbe oldu, ayrıca Suriye'nin etkisi altından çıkması ve Lübnan'daki Hizbullah'ı olumsuz etkiledi.

İsrail’in yeni Suriye yönetimine karşı çıkması ise, Şam'ın işgal altında gördüğü Golan Tepeleri’nin geleceğine yönelik endişelerinden kaynaklanıyor. Bu bağlamda İsrail, doğu Suriye'deki Kürt silahlı güçlerini, Şam ile gelecekte yapılacak müzakerelerde bir koz olarak kullanmayı hedefliyor.

Eva J. Koulouriotis

Düğüm Fırat’ın doğusunda mı kopacak? Suriye Demokratik Güçleri (SDG) yani Kürtler ile Şam arasındaki sorun nasıl çözülecek?

Suriye’de Cumhurbaşkanı ilan edilen Colani, ”zafer konuşması” olarak adlandırılan, halka yaptığı ilk hitabında yönetiminin en önemli önceliklerinden birinin yeniden Suriye topraklarının birliğini sağlamak ve devletin bu topraklar üzerindeki kontrolünü genişletmek olduğunu vurgulamıştı. Bu açıklama, şu anda SDG’nin kontrolündeki doğu Suriye'nin durumu hakkında yeni yönetimin bakışını açıklıyor. Ayrıca, Colani’nin Fırat'ın doğusunda bulunan bölgelerin nihayetinde, ister diplomatik ister askeri yollarla olsun, Şam'ın kontrolüne gireceğini defalarca dile getirdiği açıklamalarıyla da örtüşüyor. Bu sırada, SDG bir dizi talebe sıkı bir şekilde bağlı kalarak ve Fırat'ın doğusundaki bölgelere yeni Suriye yönetiminin güçlerinin girmesini reddediyor.

Esad’ın düşüşünden yaklaşık iki hafta sonra, Şam’da yeni Suriye yönetimiyle SDG güçleri arasında müzakereler başlamıştı. Bu müzakereler, SDG'nin, son üç yıldır Esad’dan ettikleri taleplerinden taviz vermeyi reddetmeleri nedeniyle gergin bir atmosferde gerçekleşti. Bu müzakerelerle doğrudan ilgisi olan bir kaynağıma göre, SDG'nin başlıca talepleri şunlardı:

• Doğu Suriye’deki özerk yönetimin yeni Suriye yönetimi tarafından tanınması.

• SDG’nin yeni Suriye hükümetine katılımı.

• Kürtçenin yeni anayasada ikinci resmi dil olarak kabul edilmesi.

• SDG'nin, IŞİD militanlarının tutulduğu doğu Suriye'deki cezaevleri üzerindeki kontrolü sürdürmesine izin verilmesi.

• SDG'nin, Suriye ordusu içindeki otonom güçlerinin korumasının sağlanması.

• Doğu Suriye’deki özerk yönetimin, bölgedeki petrol üretiminin en az yüzde ellisini elinde tutmaya devam edeceğinin garanti edilmesi.

• Türk kuvvetlerinin Suriye topraklarından çekilmesi ve Şam'ın SDG ile Türk hükümeti arasında arabuluculuk yapmasının talep edilmesi.

Yeni Suriye yönetimi, bunların bazılarında değişiklik yapılmasını talep etti ve bazılarını tamamen reddetti. Öz yönetim meselesi, hâlâ önemli bir tartışma konusu. SDG'nin talep ettiği öz yönetim biçimi, federalizme benzer bir yapıyı andırıyor. Colani yönetimi, Kürt siyasi partilerinin Kamışlı ve Haseke illerinin yerel yönetimini üstlenebileceği fikrine ılımlı bir tutum sergilemesine rağmen, Rakka ve Deyrizor illerinin tamamen Suriye hükümetinin kontrolünde kalması gerektiğini belirtti.

Yeni Suriye yönetiminin, Kürtlerin Suriye vatandaşı olarak haklarını ve anadilde eğitim görme haklarını kabul etmesine rağmen, SDG'nin bu konudaki katı tutumu, anlaşmaya varılmasının önünde önemli bir engel olmaya devam ediyor. Bu uzlaşmazlık SDG liderliğinin Amerikan ve Batı desteğine duyduğu güvenden kaynaklanıyor ve özellikle ABD güçlerinin doğu Suriye'deki varlığının devam etmesiyle pekişiyor. Ayrıca İsrail'in Fırat'ın doğusundaki öz yönetim fikrine verdiği destek, SDG'nin tutumunu etkiliyor. Bu nedenle diplomatik bir çözüm ancak ABD’nin Suriye’den çekildiği senaryoda mümkün olabilir.

Türkiye’nin Suriye’deki rolü ve ağırlığı nedir? İstediğini elde edebilecek mi?

Ankara, güvenlik açısından doğu Suriye'nin ve PKK örgütüyle bağlantılı güçlerin geleceği konusunda daha rahat hissediyor. Ankara ile Şam, bu özerk yönetimi reddetme ve yabancı savaşçıların Suriye'yi bir an evvel terk etmesi gerektiği konusunda neredeyse tam bir görüş birliğine sahip. Bu, Suriye hükümetinin Türkiye ve Irak ile sahip olduğu sınırlardaki geçişlerin kontrol altına almasını sağlamanın yanı sıra devlet yapısı dışında kalan milislerin dağıtılmasını da mümkün kılar. Türkiye'nin, bu meselenin Amerikalılar ve Avrupalılar için ne kadar hassas olduğunun tamamen farkında olduğuna inanıyorum. Bu yüzden, desteklediği tüm silahlı grupları dağıtma ve onları Suriye Savunma Bakanlığı'na entegre etme konusunda anlaşmaya vardı. Bu adım, Şam ile Ankara arasındaki uyumu gösteren bir gelişme.

Suriye yönetiminden bir yetkiliyle yaptığım bir görüşmede; Şam’ın, Trump yönetimini doğu Suriye'den çekilme konusunda ikna etmek ve dolayısıyla SDG sorununu çözmekte Türkiye'nin rolünü kritik gördüğünü belirtti.

Türkiye, ABD, HTŞ ve SDG arasındaki pazarlıklardan nasıl bir sonuç çıkar? ABD’nin Suriye’deki varlığı ne kadar kalıcı olacak? 

Trump'ın tahmin etmesi zor politikalarına rağmen, biz gözlemcilerinin bir sonraki hamlelerini, en azından kısmen, öngörebilmemize yardımcı olabilecek bir formül var: Kazançlar ve maliyetler. Trump, bir işadamı olarak uluslararası her meseleyi bir iş gibi ele almaya meyilli, tabii konuya dair kişisel bir tutumu yoksa. Bu açıdan bakılınca, doğu Suriye'de üç ana taraf bulunmakta: Suriye yönetimi, Türkiye ve SDG. Buradaki asıl soru, Trump'ın, Ankara ve Şam ile olan ilişkileri pahasına SDG'nin pozisyonunu desteklemesinin kendi çıkarına olup olmayacağı.

Trump'ın SDG ile yakınlaşması, Ankara ile ilişkileri zorlaştırır ve IŞİD ile mücadele, Suriye-İsrail sınırı ve İran silahlarının Hizbullah'a transferi gibi hassas konularda ABD'nin Şam ile işbirliğini karmaşıklaştırır. Trump ilk döneminde, doğu Suriye'den çekilme kararını geri çekmesine yönelik Kongre’nin baskılarıyla karşılaştı, baskıların gerekçesi ise bu bölgeden çekilmenin Rusya ve İran'ın yararına olacağıydı. Oysaki Esad’ın düşüşünün ardından bugün, ne İran ne de Rusya Suriye’de aktif. Ayrıca, güçlerini Suriye'de tutmanın ve SDG'yi desteklemeye devam etmenin maliyeti, Trump’ın bu karardan elde edebileceği taktiksel kazançtan çok daha ağır basıyor.

Buna karşın Trump yönetimi, doğu Suriye’den çekilme kararı alırken; Kürt haklarının korunmasına ve IŞİD'in yeniden ortaya çıkmasının engellenmesine garanti verirse, Washington ve Ankara arasındaki ilişkiler olumlu şekilde etkilenir ve bu durum gelecekte yaşanacaklar için son derece kritik. Washington, bu kararı aynı zamanda Şam ile müzakerelerde İsrail'in çıkarları için bir koz olarak kullanabilir. Trump yönetimi, bu yaklaşımı benimseyerek doğu Suriye'deki meseleyi sınırlı maliyetlerle kapatabilirken İsrail'in endişelerini de ele almış olur.

Suriye’deki denklem Ortadoğu jeopolitiğini nasıl etkileyecek? İsrail denklemin neresinde?

Esad’ın düşüşü, şüphesiz ki bölgedeki güç dengelerini değiştirecek bir jeopolitik deprem oldu. İran, daha tam olarak olgunlaşmamış olsa da, yeni güç dengesi içinde en büyük kaybeden. Bunun başlıca sebebi Suriye’nin, İran'dan Lübnan'a silah sevkiyatını gerçekleştiren ana yol olması. Üstüne bir de, İran'ın Irak üzerindeki hâkimiyeti de çökme riskiyle karşı karşıya kalabilir, bu da bölgedeki etkisini daha da erozyona uğratır.

Ankara, bu güç boşluğundan faydalanmak için Şam ile ilişkilerini güçlendirerek doğu Suriye'deki Kürt kazanımlarına karşı durma fırsatını büyük bir şans olarak görüyor. Bu durum, Irak Kürdistanı'ndaki dengelere de yansıyabilir. Erbil ile Ankara arasındaki yakınlaşmanın, Kandil Dağları'ndaki PKK'nin aleyhine büyüyen bir seviyede gerçekleşmesiyle bu süreç daha da belirginleşebilir.

İsrail, Suriye'deki değişimi yakından izliyor ve durumu, doğu Suriye'deki SDG ile aynı zamanda güney Suriye'deki Dürzilerle karmaşık bir ilişki ağı kurarak kendi lehine kullanmayı hedefliyor. İsrail bu politikayı yeni Suriye yönetimini Golan meselesi ve iki ülke arasındaki barış süreci konusunda taviz vermeye zorlamak için kullanıyor.

Lübnan’da ise Suudi Arabistan, siyaset sahnesine güçlü bir geri dönüş yaptı. Washington'un desteğiyle Suudi Arabistan, General Joseph Aoun'un Devlet Başkanı ve Yargıç Nawaf Salam'ın Başbakan olarak seçilmesinde kilit bir rol oynadı.

Doğu Akdeniz'de ise, Türkiye ile Rumlar arasında Suriye ve Lübnan ile deniz sınırları meselesi üzerine bir yarış başlamış durumda.

Elbette, Ortadoğu'daki jeopolitik durumdaki bu değişiklikler henüz erken aşamalarında ve artçı şoklar daha sona ermedi. Önümüzdeki aylarda daha fazla sürpriz bizi bekliyor olabilir.