Susamam, Hayır ve Tamam’ın devamı
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

Susamam ve Olay, bir gecede Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü ve hızla milyonlarca insan tarafından dinlendi, paylaşıldı. Neydi bunun sırrı? 16 Nisan referandumu öncesinde sözle, bedenle, renklerle ifade edilen HAYIR’ın sırrı neyse, 24 Haziran öncesinde TAMAM’ın çığ gibi büyümesinin arkasında ne varsa Susamam ve Olay’ı bir manifestoya çeviren de oydu. Bu iktidar ve neden olduğu yıkımlara karşı itiraz, sinizm eleştirisi, harekete geçmeye davet ve hesap sorma iradesi. İşte tam da bu nedenle HAYIR ve TAMAM gibi Gezi’nin bir parçası, yeni bir formu.

Bu ses, bu haykırış 31 Mart/23 Haziran başarısının nereye doğru evrilmesi gerektiğine de işaret ediyor. Sandıktan Saray’a rağmen zaferle çıkmış başkanların hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam edemeyeceklerini; geçmişin talan, israf ve yolsuzluklarının hesabını sormadan özgür ve eşit bir kent kurulamayacağını ifade ediyor. Bu çerçevede İmamoğlu’nun Yenikapı miting alanına dizdiği taşıtlar basit bir ifşa hadisesi değil. Aksine iktidardan korkulmadığının, geri adım atılmayacağının ilanı. Bunu rövanşizm gibi lanse etmek suç ortaklığını gizlemeye çalışmaktır. Zira akıl ve izan sahibi hiç kimse Yenikapı’daki teneke yığınından rencide olmaz.

Yandaşlar ve de sureti haktan görünüp yandaşlarla aynı gemide seyahat edenler muhalefetin hep kendi sahasında kalmasından yana. “Aman çoğunluğu ürkütmeyelim” deyip temkinli olma adına muhalefetin siyasetsizliğe mahkûm olmasını istiyorlar. O nedenle Kaftancıoğlu’nun cesur savunması tüylerini diken diken etti. İmamoğlu’nun Diyarbakır ziyareti, 2 seçim arasında şaibeli biçimde işe alınanların bir kısmını işten çıkarması ya da eşe dosta peşkeş çekilen araçları sergilemesi yandaşlarca ‘sınırları aşmak’ olarak görüldü. Hâlbuki ‘çoğunluk’ dedikleri artık iktidarın tekelinde değil; sınırları da Saray çizemiyor.

İktidar bloku kendi iç sorunlarını çözmekten o denli aciz ki çözümü ‘dışarıda’ arıyor. AKP kanadında kirli çamaşırların ortaya dökülme endişesi bir yana MHP’nin kan kaybetmeden yerinde durması da AKP’nin aleyhine işliyor. CHP’ye yönelik saldırıların artması, HDP’li ilçe belediyelerine kayyum atama hazırlığı, Soylu’nun İstanbul tehditleri hep bundan.

23 Haziran seçimleri sonrasında gündeme gelen tek adam rejimine makyaj vaatleri çoktan buzdolabına kaldırıldı. Şimdi adım adım 31 Mart öncesinde tasarladıkları senaryoyu revize ediyorlar. AKP-MHP, eğer Ankara ve İstanbul’u kazansaydı ilçe belediyelerinin mali ve idari yetkilerinin büyük bir kısmını büyükşehre devredecek bir yasa çıkaracaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Şimdi tam tersi gündemde. Bir yandan kayyum sopasını gösterirken bir yandan da büyükşehir belediyelerinin elini kolunu bağlamak için yetkilerin bir kısmını bakanlık ve valiliklere bir kısmını da ilçe belediyelerine aktaracak yasa tasarısı üzerinde çalışıyorlar. Harekete geçmek için muhalefetin gardının düşmesini bekliyorlar.

İmamoğlu ve Yavaş’ın kendilerini korumak için izledikleri strateji birbirinden farklı. Yavaş, yalnızca belediyecilik faaliyetleriyle kamuoyu önünde olmayı tercih ediyor ve büyük ihtimalle 31 Mart öncesinde kendisine iktidardan gelen tehditlerin geride kaldığını düşünüyor. 6 Mayıs YSK darbesini yaşayan ve kazandığı seçimi bir daha kazanmak zorunda kalan İmamoğlu ise onu 23 Haziran’a taşıyan rüzgârı sürdürmek niyetinde. Sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin politik gündemine müdahale ederek, hep görünür kalarak kendine ülke çapında bir ‘güvenlik alanı’ yaratmaya gayret ediyor. İktidarın hedefindeki İmamoğlu için bu bir tercih olmaktan ziyade mecburiyet. İktidar sözcülerinin İBB Başkanı’na “sen yalnızca belediyecilik yap” deme hakkı yok çünkü İmamoğlu’nu bu ligde siyaset yapmaya onlar zorladı.
Ancak iktidarın saldırganlığına karşı asıl bariyerin toplumsal yaşamın örgütlenmesiyle kurulabileceği gerçeği bu süreçte yabana atılmamalı. İmamoğlu ve muhalefetin tüm seçilmiş belediye başkanları örgütlü muhalefetin imkân ve kapasitesini arttıracak atmosferi mahallelerde güçlendirirse yalnızca seçimle gelen iradeye değil ülkenin geleceğine sahip çıkacak bir hamlenin öncüsü olurlar.

Canan Kaftancıoğlu’na verilen ceza, İstanbul’a kayyum tehdidi bize gösteriyor ki kendilerine mağlubiyet yaşatan her kim varsa güçleri yettiği kadar saldıracaklar. Ancak bu saldırılar muhalefet blokunu bırakın parçalamayı daha çok birbirine yaklaştırıyor. Akşener’in Kaftancıoğlu’na desteği ya da CHP yönetiminin kayyumlara karşı tavrı güven eşiğinin geçildiğini gösteriyor. Hâl böyleyken iktidarın önceki dönemde sık sık kullanıp sonuç aldığı böl-yönet taktiği artık işlemiyor. Uzun lafın kısası iktidar parçalanmaya, muhalefet ise bütünleşmeye devam ediyor.