birgün

8° PARÇALI BULUTLU

BİRGÜN KİTAP 10.01.2021 10:33

Susanların sesi olmak istedim

Susanların sesi olmak istedim


İnci Gürbüzatik

Nilgün Çelik’in ilk öykü kitabı ‘Gelenler’ İndie Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı. Kelimelerle oynamayı seven Nilgün Çelik ile farklı bakış açısı ve farklı diliyle yazdığı kitabını konuştuk.

Seni kitap tanıtım yazılarından, Ankara’daki edebiyat söyleşilerinden, düzenlediğin etkinliklerden, dergilerde çıkan öykülerinden, röportajlarından tanıyoruz. ‘Gelenler’ ilk öykü kitabın. Hulki Aktunç’a ithafen yazdığın öykülerle başlamak istiyorum. Öykülerindeki argo sözcüklerle okuru şaşırtıyorsun. Dilinde duymadığımız sözler öykülerine girmiş. Diğerlerinden oldukça farklı iki öykü var, ‘Acur’ ve ‘Ödünç Yaşam’. Dile uygun bir atmosfer de yaratmışsın. Bu öyküler nasıl oluştu, neden böyle bir dille yazıldı?
Öykülerimin çoğunu katıldığım atölyelerde yazdım. Faruk Duman katıldığım ilk atölyesinde Hulki Aktunç’un argo sözlüğünden bahsetti. Bazı yazar arkadaşlar sözlük okuyorum diyorlar ya, onun gibi ben de argo sözlük okudum. Bu sözlük, çok ilginç, çok komik, çok sert diye tanımlanabilir. Başka bir dünya. Çok zengin ve derin. Argo küfür değil. Argo çoğu kez mizah gibi dursa da içinde zekâ gizler. Hulki Aktunç argo için “dilin gizli örgütüdür” demiş. Çok haklı değil mi? Argoyla böyle tanıştım ve sözlük okudukça ‘örgüt’ resmen kendi kendine çalıştı ve her iki öykü kendiliğinden çıktı.

‘Gelenler’ adlı ilk kitabın argo içeren öykülerle başlamış olsa da farklı konularda öyküler de var. İçimizi burkan ‘ensest öyküler’ sözgelişi. Ensest hassas bir konu. Bu ilişkiyi öykü konusu etmek, onu etki yaratacak bir dil ve biçimle öyküye dönüştürmek de öyle. Yazarken yaklaşımın, bakış açın, hikâyeyi ele alış biçimin nasıl oldu?
Ensest günlerce konuşulacak bir konu. Töre gibi ama çok daha tehlikelisi. Bu tür bir olaya maruz kalan yakınım olmadı. Ancak bu olayı 2004’te bir dava dosyasında okuyunca öğrendim ve şaşırdım. Bu konuya eğilmem böyle başladı. Çok araştırdım. Mesela kan bağı diye bildiğimiz bir şeyin olmadığını, bunu sosyal çevrenin, yaşam kültürünün oluşturduğunu öğrendim. Bir abi, kardeş ya da baba, kız birbirlerini tanımıyorlarsa sevgili olabilirler. Türk filmlerindeki gibi bir mucize yok. Konuya merakla eğildiğim yıllarda bu kitaplar yeni çıkanlar reyonuna konmuyordu, arkalardan, altlardan çıkarıp veriyorlardı. Şimdi nasıl bilmiyorum. Ancak bulduğum kitaplar gerçek olaylardan yazılmış, polis ya da psikologların yazdığı kitaplardı. Bir de toplatılan Meltem Arıkan kitapları vardı.

Şimdi en son Büşra Sanay bir kitap yazdı ki okuduklarımın içinde en ağırı buydu bence. ‘Kardeşini Doğurmak’.

Ensest sadece kırsal bölgelerde değil aristokrat ailelerde de var ve belki daha fazla. Her iki kesimde de ortaya çıkarılma olasılığı düşük. Biri ekonomik sebeplerden şikâyetçi olamıyor diğeri çevresini kullanarak konuyu kapattırma becerisinden. Her aklı başında insan gibi, aile içinde, okullarda, vakıflarda çocuklara yapılan her türlü şiddete ve sapkınlığa karşı, gördüğümde sesimi sonuna kadar çıkaracağımdan, naçizane öykülerime konu ettim. Toplumu bozan ve sorunlu bireylerin sorunlu bireyler yetiştirme olasılığını son derece tehlikeli bulduğumdan, çocukların çaresiz ‘çocuk’ olduğundan bu konu deşilmeli, cezaları yüksek olmalı. ‘Çocuğun rızasıyla’ diyen bir düşünce sisteminden bu cezaları beklemek zor ama en azından bizim gibi düşünenler analitik platformlarda buluşup konunun üzerine gitmeli. Bu olay göz yumulacak, görmemezlikten gelinecek bir olay olmamalı. İçten içe koca bir ağacı oyan kurt gibi toplumu yiyip bitiren bir olay. O yüzden öykülerime konu ederek bu olaya maruz kalanların seslerini yükseltmelerini istedim.

Özellikle kitabın adı olan ‘Gelenler’ adlı öykünde bir kedi var. Hatta bazı öykülerinde de bir görünüp bir kaybolan, varlığını hissettiren kediler var. Kedileri sevdiğini, bir kedin olduğunu da biliyorum ama kediler öykülerine nasıl girdi?
Öykülerimde kediler var ama hayvanlara özellikle sokak hayvanlarına hassasiyetim var. Bir söz okumuştum “Hayvanlar tanrının sessiz tanıklarıdır” diyordu. Hepsini tanrının elçileri gibi görüyorum, onların üzüntüleri üzüntüm, gülen yüzleri mutluluğum oluyor. Bu yoğunlukta vaşak cinsi bir sokak kedisini sahiplendim. Tekir. Patileri ve üst damağı siyah. Dudağının kenarında da heyecanlandığında siyahlaşan tüyleri var. Önce sahiplendiğim için çok mutluydum fakat sonra onun doğasını bozdum mu diye üzülmüyor değilim ama birbirimizi de bırakmaya niyetimiz yok. Öyküyü yazarken, hayvanlara olan duygularım en yoğun olduğu zaman ise, o kedi, o öyküye kendi rızasıyla giriyor işte. Şuraya bir kedi koyayım diye bir planlama ya da bir totemim yok. Kendiliğinden giriyorlar. Ben de çok mutlu oluyorum. Sizin de bir köpeği anlattığınız ‘Marko’ adlı öykünüz vardı. O köpek de çok farklı öykü karakteriydi.

Öykülerin hakkında nasıl yorumlar aldın?
Kitabımı yayınlatmak uzun bir süreçti. Sabırla bekledim. Korona günlerine rastladı. Küçük bir tanıtım dışında etkinlik ya da söyleşi olmadı. Ancak sosyal medyada paylaşıp arkadaşlarımdan, hocalarımdan güzel sözler, olumlu geri dönüşler aldım. Hülya Soyşekerci, Hasibe Ayten, Faruk Duman, Erendiz Atasü gibi. Telefonla arayanlar da oldu. Sevgili Lütfiye Aydın, Nemika Tuğcu, Nursel Duruel gibi. Hepsi de güzel, cesaret veren sözler söylediler. Öykü konularımı ve dilimi ‘cesaretli’ bulduklarını duyunca çok mutlu oldum. Arkadaşlarımdan bazıları, öykü karakterleriyle bağ kurduklarını o karakterlerin devamını beklediklerini söyledi. Bu ilginçti. O karakterleri orada bırakmaya niyetliyken güzel bir fikirdi bu. “Edebiyat yeni bir isim kazandı” deyip kitabımı paylaşan arkadaşlarım da var. Sizin de güzel bir yazınız var kitabımla ilgili.

Öykülerin içinde senin için özel olan bir öykü var mı?
Öykülerimin içinde ikisi hariç tamamı kurgu. ‘El Feneri’, öykü formatına uymuyor gibi görünse de benim için çok özel ve gerçek. 2006’da babamı kaybettiğim hafta yazmıştım. Babamın anısına hiçbir değişiklik yapmadan o günlerde nasıl yazdıysam dosyaya da öylece koydum.

Kitabınla ilgili söylemek istediğin başka bir şey var mı?
Ben ‘Gelenler’de susan kadınların, susmak zorunda olanların, çocukların, ne yapsanız onarılamayacak travmalarının sesi olmak istedim. Konuşulmayandan, yaşam istenmeyen yerden vurunca yapılan tercihlerden, bu tercihlerin yaşamın gerçeği olduğunu anlatmak istedim. Ütopik, fantastik olmayan öyküler. Amacım çocuklar ve kadınlar olsa da birçok insanın hayatından kesitler sundum. Bunu, gelen güzel tepkilerden başardığımı anlıyorum. Bundan sonra yeni kitaplar gelecek, yeniler kusursuz olsa da ‘Gelenler’ benim için en kıymetli kitabım olacak. “İlk kitabından köşe bucak kaçan yazarlardan olmayacağım” demiştim hâlâ aynı fikirdeyim. Kurguladığım öykülerimde dokunulmayana, konuşulmayana dokundum ve konuştum. Bunları konuşmaktan, anlatmaktan, kadınların ve çocukların sesi olmaktan ve ilk kitabımda bunu başarmış olmaktan mutluyum.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol