birgün

20° PARÇALI AZ BULUTLU

Tarihi geri adım

ABD Yüksek Mahkemesi’nin kürtaj kararı, kadınların bedenleri, yaşamları ve sağlıkları üzerine temel kararları özgürce almalarına engel olacak. Kadın hakları konusunda tarihin en büyük geri adımına tanıklık ediyoruz. Yüksek Mahkeme’nin bu gerici kararı, kadın bedenine saldırı niteliğinde.

DÜNYA 27.06.2022 06:30
Tarihi geri adım Washington
Abone Ol google-news

Jordan SMITH

ABD Yüksek Mahkemesi, Anayasa’nın kadınların kürtaj hakkını artık tanımayacağı kararını aldı. Karara göre, kişilerin üreme haklarına dair kararlar eyalet düzeyinde alınabilecek. 22 eyalet kürtajı derhal yasaklamak için hazırda bekliyor ve 4 eyaletin daha listeye katılması bekleniyor. Bu eyaletlerden on üçünde hâlihazırda ilgili ‘pasif’ yasalar var ve mahkeme kararıyla derhal yürürlüğe girecekler. Neticede, milyonlarca insanın üreme haklarına erişimleri kısıtlanacak, kürtaj erişilemez olacak.

Yargıç Samuel Alito tarafından kaleme alınan gerekçeli kararın içeriği, tam anlamıyla yeni sayılmaz. Mayıs ayında Politico dergisine sızdırılan taslak karar ile aynı gerekçeye atıf yapılıyor. Alito, kürtaj hakkının ülke tarihinde yerleşik bir olgu olmadığını anlatmak amacıyla birçok detaya yer veriyor. Hatta 17’nci yüzyılda görev yapan Yargıç Matthew Hale’in “örnek” kararından dem vuruyor. Hale, görülen davada iki “cadıyı” ölüme mahkûm etmişti ve kocaların eşlerine tecavüz edebilme hakkından söz etmişti. Alito metninde ayrıca kürtajı, Nazilerin öjenik uygulamalarına benzetiyor.

‘BAZI’ HAKLAR

Yüksek Mahkeme’nin çoğunluğunun imzasını taşıyan karar, anayasal anlamda bireysel özgürlüklere dair hakların nasıl tanımlanması gerektiğine dair dar ve karmaşık ifadelere de yer veriyor. Yapılan tanıma göre bu özgürlükler iki kategoride toplanıyor: İlk 8 maddede tanımlanan özgürlükler (ki buna ‘mutlak’ bir özgürlük olarak anlaşılan silah taşıma hakkı da dâhil) birinci kategoriyi oluşturuyor. Diğer kategoride ise “anayasanın başka bir yerinde atıf yapılmayan bazı haklar” yer alıyor. Bu “bazı” hakların neler olduğuna karar verirken ise, 1868 yılında yapılan tanımlamanın esas alınması gerektiğini savunuyor. O tarihte kürtajın hak olarak görülmediği, dolayısıyla bugün de bu tanımın yapılamayacağı sonucuna varıyor.

Alito’nun yaklaşımı, bireysel özgülüklerin temelinin, kişilerin kendi özel hayatlarına dair özgür kararlar alabilme yetisi olduğunu görmezden geliyor. “Bireylerin ‘varoluş,’ ‘anlam,’ ‘evren’ ya da ‘insan yaşamının gizemi’ gibi kavramlara dair istediklerini düşünme ve söyleme özgürlükleri olsa da, her zaman bu düşüncelere göre davranma özgürlükleri olmayabilir” diyor. “Kürtajı, bireysel bağımsızlıklar üzerinden açıklama ve ‘varoluş kavramını’ tanımlama çabası, geneli itibarıyla bakıldığında yasadışı uyuşturucu kullanımına ve fahişeliğe izin vermek anlamına da gelebilir.”

14’ÜNCÜ MADDENİN ÖNEMİ

Alito’nun yazdıkları, aslında Anayasa’nın 14’üncü maddesinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. ABD’nin yeniden yapılanması döneminde kabul edilen bu yasa, bilhassa kölecilik döneminde tanıklık edilen bazı trajedilere engel olmak üzere tasarlanmıştı. Kişilerin ne zaman, kiminle, ne şekilde aile kuracaklarına kendileri karar vermelerini güvenceye alma amacı taşıyordu.

Anayasal Hesap Verebilirlik Merkezi Başkanı Elizabeth Wydra, “Eşitlik ve adaletleri güvenceye alan bu açık maddeler, özgürlüğün tanımını yapmanın hiç olmadığı kadar önem arz ettiği bir dönemde anayasamıza girmiştir” diyor yazılı açıklamasında “On dördüncü madde de işte bu özgürlüğün tanımını yapıyor. Yüksek Mahkeme’nin muhafazakâr çoğunluğu, metni ve tarihi temel alma iddiası taşıyorlar. Aslında on dördüncü maddenin merkezinde yer alan bazı temel kaideleri görmezden geliyorlar.”

EŞİTLİKTEN SÖZ EDİLEMEZ

Çoğunluk kararı diğer bir detayı da es geçiyor. On dördüncü madde ilk yürürlüğe girdiğinde altına imza atanlar beyaz, mülk sahibi erkeklerdi. Diğer bir deyişle, o dönemde kadınlar hukukun önünde eşit görülmemişlerdi. Çoğunluk kararında yer verilen ifadelere bakacak olursak, kadınları şimdi de eşit görmeyebiliriz.

Stephen Breyer ve Sonia Sotomayor gibi üye yargıçlar ise sundukları itirazda bu soruna derinlemesine giriş yapıyorlar. “On dördüncü maddeye imza atanlar ‘kamuoyu’ mensupları değildi, erkeklerdi. Dolayısıyla karara imza atanların, kadının özgürlükleri açısından üreme haklarının ne denli önemli olduğunu tamamen kavrayamamış olmaları normal” deniyor. “Çoğunluk kararı, bir anayasal maddeyi yürürlüğe girdiği dönemdeki kasıtlara göre değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorlarsa; bu, kadını ikinci sınıf vatandaş olarak kabul etmek anlamına gelir.”

Anayasal hakların amacı, bu hakları “tüm tehlikelere karşı” korumaktır deniyor. Kadın hakları alanında onlarca yılda elde edilen kazanımları tek seferde silmek anlamına gelen bu karar, kadınları eyalet siyasetçilerinin küçük hesaplarının insafına bırakıyor. “Bu yasalar yürürlükteyken, tecavüze uğrayan bir kadın tecavüzcüsünün çocuğunu doğurmak zorunda kalabilir. Aile içi istismara maruz kalan bir kız çocuğu, hayati tehlikesi olsa dahi babasının çocuğunu doğurmak zorunda kalabilir. Bu karardan sonra, kadınlar ciddi fiziksel anomaliler taşıdığı anlaşılan, ortalama yaşam beklentisi birkaç seneyi aşmayan bebekler dünyaya getirmek zorunda kalabilirler. Meydana çıkacak birçok durumda, devletin ‘ahlaki bir tercihi’ kadınlara dayatması ve çocuğu dünyaya getirmesi için şantaj yapması mümkün olacak.”

KADINA YÖNELİK SALDIRI

“Yürürlüğe konacak eyalet yasalarının kapsamı ne olursa olsun, Yüksek Mahkeme’nin kararının net bir neticesi var: kadın hakları engelleniyor ve kadınların özgür ve eşit vatandaş kimlikleri zedeleniyor.”

Kürtaj hakkını bireysel özgürlüklerin dışında ele alınması gereken bir olgu olarak ele almanın farklı sonuçları da var. İtiraz metninde yer verilen tespite göre, “Bugün alınan çoğunluk kararına göre anayasa kişilere hak ve özgürlükler vaat etse de, bu hak ve özgürlükleri koruma görevi üstlenmiyor.” Ayrıca şu ifadeye yer veriliyor: “Karar alıcı çoğunluğun ileride benzer kararlara imza atabileceğini düşünmemiz gerek.”

Kürtaj hakkı, tarihsel olarak ele alındığında 1965 yılının doğum kontrol hakları ile yakından ilintili. “O dönemde tanımlanan haklar, eşcinsel yakınlık ve evlilik haklarını da güvenceye aldı. Tüm bunlar, aynı anayasal dokumuzun bir parçası. Kişilerin özel hayatlarına dair özgürce karar almalarını güvenceye alma amacı taşıyorlar.”

Alito’nun kaleme aldığı kararda bu endişe göz ardı ediliyor ve diğer hakların ‘tehlikede olmadığı’ çünkü kürtaj konusunun farklı olduğu öne sürülüyor. “Farklı, çünkü ‘potansiyel yaşamı’ ilgilendiriyor,” deniliyor. Karara şerh koyanlar ise topluma temelsiz korkular aşılamak ile itham ediliyor.

İşin kötüsü şu ki, Alito’nun bu görüşü, çoğunluk kararına imza atanların tamamı tarafından paylaşılmıyor. Yargıç Clarence Thomas geçmişte birçok benzer karar hakkında olumsuz görüş beyan etti. Doğum kontrol, cinsel rıza, eşcinsel evliliği gibi konuların şu an masada olmadığını teyit ederken, prensipte kürtajdan farklı olmadıklarını dolayısıyla zamanla ilgili yasaların yürürlükten kaldırılması gerektiğini ifade etti.

Üreme Hakları Merkezi direktörü Julie Rickelman, düzenlediği basın toplantısında kararı değerlendirdi ve yaşananların ‘kıyamet’ anlamına geldiğini söyledi, “Yüksek Mahkeme, kişilerin kendi bedenleri, yaşamları ve sağlıkları üzerine temel kararları özgürce almalarına engel olacak” dedi. “İnsanlar kuşaklardır bu haklar ile yaşıyorlardı ve şimdi bu haklar olmadan yaşayacaklar. Kadın hakları konusunda tarihin en büyük geri adımına tanıklık ediyoruz.”

Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: The Intercept

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun