Tarım ithalatı çığırından çıktı
Dış Ticaret İstatistikleri, yerli üretimdeki krizi bir kez daha ortaya koydu. Dış ticaret açığının bir yılda yüzde 110,5 oranında artması, iktidarın tarım sektörüne sırtını döndüğünün belgesi oldu. Tabloyu değerlendiren TAREKODER Yönetim Kurulu Başkanı Topuzoğlu, “Her şey gıda şirketlerinin hegemonyası için” dedi.

Bilge Su YILDIRIM
İthalatı teşvik eden sermaye yanlısı politikalar, çiftçiyi yerli üretimden günden güne uzaklaştırıyor. Ticaret Bakanlığınca dün yayınlanan Eylül 2025 Dış Ticaret İstatistikleri, iktidarın tarım sektörüne sırt döndüğünü bir kez daha ortaya koydu. Verilere göre 2025’in Ocak-Eylül dönemi arasında dış ticaret açığı, 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 110,5 oranında arttı.
2025'in ilk 9 ayında tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün ithalat hacmi geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 21 artarak 10 milyar 257 milyon 254 bine yükseldi. Bu dönemde ihracat ise 6 milyar 564 milyon 308 bin dolara kadar geriledi. Böylece 2025 Ocak-Eylül döneminde sektörde ortaya çıkan dış ticaret açığı 3 milyar 692 milyon 946 bine çıktı.
Geçen yılın aynı döneminde sektörün ihracat hacmi 6 milyar 721 milyon 840 bin dolar, ithalat tutarı ise 8 milyar 475 bin 995 bin dolar olmuştu. 2024'ün aynı döneminde oluşan dış ticaret açığı 1 milyar 754 milyon 155 bin dolar olarak gerçekleşmişti.
TARLADAN KOPARILIYORLAR
İktidarın sermaye yanlısı tarım politikaları, ithalat teşvikleri, ekonomik krize bağlı olarak günden güne katlanan girdi maliyetleri, iklim krizinden kaynaklanan don ve kuraklık gibi doğal afetler ve bu afetler karşısında çiftçiyi koruyacak politikaların gerçekleştirilmemesi, tarımı üretici için adeta imkânsız hale getirdi.
Tarladan kopmak zorunda bırakılan çiftçinin yarattığı üretim boşluğu ise ithalat yoluyla kapatılmaya çalışıldı. İthalata ardı ardına gelen teşvik ve tanınan serbestiyeler, şirketlerin aynı ürünleri daha ucuza mal edebilmesini sağlarken alımın yabancı pazardan yapılması güçlükle üretim yapan çiftçin elindeki ürünü de satamamasına sebep oldu. Alım fiyatlarının dünya pazarına göre belirlenmesi, yurt içinde ekonomik krize bağlı olarak astronomik düzeyde yükselen girdi maliyetlerini tamamen dışladı. Böylece çiftçinin şirketlere sattığı üründen eline geçen de giderini dahi karşılamaya yetmez oldu. Tüm bu tablonun içinde yeniden doğan yerli ürün açığı, bir kez daha çiftçiyi destekleyen politikalarla değil, şirketlerin kârını önceleyen adımlarla kapatılmaya çalışıldı ve yönelim bir kez daha ithalata doğru oldu. Sonuç ise her bölgesinde farklı tarımsal ürünlerin yetiştirildiği, tarımsal anlamda kendi kendine yetmeye elverişli bir ülke olan Türkiye’de tarımsal dış ticaret açığı bir yıl içinde yüzde 110,5 arttı.
∗∗∗
HER ŞEY SERMAYENİN KÂRI İÇİN
Tarım Ekonomisi Derneği (TAREKODER) Yönetim Kurulu Başkanı İpek Süer Topuzoğlu:
Her ne kadar tarım ürünleri bakımından ihracatçı konumunda olduğumuz söylense de, şu çok açık ki Türkiye 2018’den bu yana küresel alanda ithalatçı pozisyonunda. Bu da tarıma elverişli topraklara sahip olmamıza karşın, tarımsal üretim gerçekleştirebilmek için ihtiyacımız olan zaruri girdilerde dışa bağımlı olmamızdan kaynaklanıyor. İhtiyaç duyulan girdileri ithal ediyoruz. Ancak durum bununla da sınırlı değil; son yıllarda reel olarak da bağımlı hale geldik. Artık sadece girdilerde değil, tarımsal üretimde de dışa bağımlıyız.
Ülkede krize bağlı olarak üretim girdi maliyetleri artıyor, bunun karşısında da bu girdileri daha az maliyetle elde edebilmenin bir yolu olarak ithalata başvuruluyor. Bu denklem artık sadece girdiler için değil, ürünler için de uygulanıyor. Şirket gıda rejiminin içinde şirketlerin kârı önceleniyor, gıda tekelleri ne derse o oluyor. Eskiden TMO hasat zamanı yaklaştığında bir alım fiyatı belirlerdi; açıklanan bu fiyat üretici için de belirleyici olurdu. Şimdi devlet, hasat dönemi gelince ithalat vergisi sıfırlıyor.
Şirketlerin çıkarını düşünme işini öyle bir ilerlettiler ki, Ziraat Bankası’nın çiftçiye sağladığı faiz indirimini kısmaya çalışmaya kadar vardırdılar işi. Ziraat Bankası, tarımsal kredilerde üreticiye yüzde 50 faiz indirimi sağlardı; bunu yüzde 30’a geriletmeye kalktılar. İnsanlar tepki gösterdi de geri adım atmak zorunda kaldılar. Tüm bunları şirketler hegemonyalarını ilerletebilsin diye yapıyorlar. Dış ticaret açığının derinleşmesi, ithalatın artarak devam etmesi ve ihracatın gerilemesi, tüm bu tablonun somut çıktısı.

TAREKODER Yönetim Kurulu Başkanı


