birgün

15° AÇIK

YAŞAM 12.11.2021 06:57
author

Tavşan kanı

Küçük bıçağıyla üç hamlede kabuklarından sıyırdı, leğene attı. Çıkan şıkırtı sesi para çuvalına düşen yeni teklikler gibiydi. Bu küçük kara kabukların 3 bin tanesi 100 liralık yevmiye etmezdi. Damarlı elleri çalışırken kambur sırtını hafif düzleştirdi, bir bardak daha çay istedi. Tavşan kanı…

O gün abimi uzaktan izlerken de elinde çay bardağı vardı babamın. Soğuktu hava, çizmeleri hep çamurdu.

“Ben de gireceğim baba” demiştim.

“Dur oğlum sen.”

“Abi, abi, abi! Beni de bekle! Bekle! Baba gireyim ya… Gireyim, gireyim”

“Dursana lan hey, bak çay da gitti anasını...”

***

Tekneye ‘alkama’ dedikleri file gibi şeyi koydular. İskelenin az ilerisinde dalacaklar, belli. Orası midye için tarla… İskelenin ucuna koştum. İnsanın heyecana ihtiyacı var. Abim fazla derine inmeden tekneye tutunarak demir midyelerini iskelenin ayağından söküverdi. Tekne onu tarlaya doğru çekti. Babam “daha ileri” diyordu. Tarlanın ilerisinde daha derinde maden vardı ona göre. Abim onu dinledi. Kürekle tarlayı kazıdıktan sonra midyelerin membaına doğru ilerledi. Otların arasında taramayla alıverdi midyeleri. Su derinleşti. Bahriyeli Hasan, “Sen çık” dedi. Abim dinlemedi. Babam mağrur izledi. Ne de cesur oğlan yetiştirmişti! Abim fileli torbalarıyla daldı, çıktı, daldı çıktı, daldı... Yüzme bilmeyen bir Kutlubeyli… Bizimkilerin Tınat Köyü dedikleri. Her sabah güneşin rengini alan evleri olan memleket hani…

***

Küçük bıçağıyla üç hamlede kabuklarından sıyırdı, leğene attı. Çıkan şıkırtı sesi para çuvalına düşen yeni teklikler gibiydi. Bu küçük kara kabukların 3 bin tanesi 100 liralık yevmiye etmezdi. Damarlı elleri çalışırken kambur sırtını hafif düzleştirdi, verdiğim çaydan bir yudum içti. Leğenin yanına bardağı koydu, bıçağı aldı, bir midye daha açtı.

Kızı vermediklerinde de çay bardağını sehpaya bırakıp, “Oğlumun bu işi yapmasını ben de istemem tabii” demişti. “Zor iş, ne yaparsın da, ekmek parası.” Müstakbel kayınpederim ayağını uzatınca altı erimiş çorabına gözüm takılmıştı. Çorabını sakladı, altın dişli ağzını açtı adam, “Sonuçta kültürler de uymaz” dedi. Mardin nereydi bura nereydi tabii. Gözümden yaş geldi, babam utanarak izledi. Ne de sulu göz oğlan yetiştirmişti. Bir gün balıkçı İhsan’ın önünde karşılaştım, tepsiden yedikçe yedi. 23 kabuk saydım, “çok saydın” dedi. “O limonu bir tarafına sokarım” dedim, dinlemedi. İnsanın intikama ihtiyacı var. Anamda da babamda da bende de küçük bıçak var. Kabukları nasıl aralarız yoksa. Kafasını yakaladım, ağzını araladım, üç hamlede altın dişini çıkardım. Herif ağzı kan içinde düştü yere. Kaçtım, deniz kıyısına doğru koştum. “Bu kadar suyla ne yaparlar Halil?” diye sormuştu abim ilk gördüğünde. O suya altını fırlattım.

***

Çıktığımda 22’ydim. Önce anamın elini öpeyim dedim. Kapı açıldı. Her evin ayrı bir kokusu var. Bizim ev yazın çürük balık kokar. İnsanın kokuya değil insana ihtiyacı var. Kapıyı açan babamdı. Elindeki çay bardağını düşürdü. Sarıldı, öptü. Yapmazdı öyle şeyler ama yaptı. Tepeden tırnağa süzdü beni, ayakkabılarımı çıkarışımı bile gülerek izledi. Anam gitmişti! Leğenin önüne oturduk. Şıkırtılar arasında huzurluydu sanki. İlk kez sakallarının arasından gamzesi dikkatimi çekti. “Ben bu işi yapmayacağım daha, içeride karar verdim” dedim. “Gidecek misin” dedi. “Arada gelirim, yardım ederim” dedim. İnandı sanki… İnsanın inanmaya ihtiyacı var.

“Peki nereye gideceksin?”

“Mardin’e döneyim diyordum aslında.”

“Herkes gelirken mi?”

“Herkes dönsün diye.”

“Kafanı karıştırmışlar içeride, bulaşma o işlere, bulaşma” dedi, sesi titreyerek. Bıçağı öbür eline alıp çayından bir yudum daha içti. Çamur bulaşmış paçalarına baktım babamın.

***

Küçük bıçağıyla üç hamlede kabuklarından sıyırdı, leğene attı. Çıkan şıkırtı sesi para çuvalına düşen yeni teklikler gibiydi. Bu küçük kara kabukların 3 bin tanesi 100 liralık yevmiye etmezdi. Damarlı elleri çalışırken kambur sırtını hafif düzleştirdi ve izledi. Kabukların üzerine bileğinden şıp şıp düşen koyu kırmızı damlaları… Tavşan kanı.

(Kabuğu Kırmak belgeselini hazırlarken yaşadığım hislerle yazılmış bir öykü. Ot dergide ve Kent Öyküleri kitabında yayımlandı.)

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol