TBMM’de 23 Nisan özel oturumu: Erdoğan, Buldan konuşurken salonu terk etti

23.04.2019 14:48 GÜNCEL
TBMM Genel Kurulu, Meclis’in açılışının 99. yıl dönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla özel gündemle toplandı. TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve AKP’li Naci Bostancı’nın konuşmalarının ardından sözü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aldı. BULDAN KONUŞMAYA BAŞLADI, ERDOĞAN SALONU TERK ETTİ Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının ardından HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan konuşmaya başladı. […]

TBMM Genel Kurulu, Meclis’in açılışının 99. yıl dönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla özel gündemle toplandı.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve AKP’li Naci Bostancı’nın konuşmalarının ardından sözü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aldı.

BULDAN KONUŞMAYA BAŞLADI, ERDOĞAN SALONU TERK ETTİ

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının ardından HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan konuşmaya başladı. BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre, Buldan konuşmaya başlayınca, salonda bulunan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, salonu terk etti. Erdoğan’a Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ve Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler’in de eşlik ettiği görüldü.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basarak başlattığı kurtuluş mücadelesinin 100’üncü yılındayız. Gelecek yıl yani 2020’de 100’üncü yılını kutlayacağız. 2021’de Sakarya Zaferi’nin yüzüncü yılını kutlayacağız. 2022 yılında başarıyla sonuçlanan Kurtuluş Savaşı’nın yüzüncü yılını kutlayacağız. Ve 2023’te Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılı…

Önümüzdeki 4 yıl tüm yurttaşlarımızın da katılımıyla hepimiz için yeni bir arınma dönemidir. Gerçeklerle yüzleşme, bu güzel ülkemizin temellerine kazınmış ve Türkiye’nin günümüzün sorunlarına da çözüm üretecek felsefeyi yeniden keşfetme dönemidir. Bu felsefeyi üç sözcükle özetleyebiliriz. Hak, hukuk ve adalet.

Mustafa Kemal Atatürk, TBMM’nin açılışından bir gün sonra Meclis’te yaptığı konuşmada müdafai hukuku anlatır. Atatürk’e göre; hakların müdafaası sadece işgal güçlerine karşı Türk milletinin haklarının müdafaası anlamına gelmez, egemenlik kayıtsız şartsız millete ait olması nedeniyle, her bir vatandaşın hakkının, hukukunun savunulduğu bir yönetim anlayışını ifade eder. Mustafa Kemal Atatürk için tek yol ise TBMM’nin açılmasıdır. Dolayısıyla şunu söyleyebiliriz.

1924 ANAYASASI TBMM’DE GÖRÜŞÜLÜRKEN VERİLEN ÖNERGE

“Dünyada Gazi ünvanına sahip tek parlamento olan TBMM, kurulduğu ilk günden itibaren yetkileri konusunda titiz davranmıştır. Şu örneği vermem yeterlidir: 1924 Anayasası TBMM’de görüşülürken bir önerge verilir. Önergenin konusu şu; Meclis’in kendiliğinden seçimin yenilenmesine karar vereceği gibi, cumhurbaşkanı da seçime karar verebilir. Yani önergeyle Kurtuluş Savaşı zaferinin başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk’e Meclis’i fesih yetkisi verilir. Mahmut Esad kürsüye çıkar ve Atatürk’e şunları ifade eder. “Dünyanın hangi köşesinde hakimiyetin milletin olduğu anlayışın tecellisi Meclis’i feshedebilmektedir? Bunu doğru bulmuyoruz” diye açıkça ifade eder. Şükrü Saraçoğlu, aynı şekilde bize tarih hukuk gösteriyor ki bugün TBMM kişiliğine toplanmış haklarından hiçbir şey döndürülemez diye açıklama yapar. Önerge oylanır ve yetkiyi reddeder. Gerek Mahmut Esad Bozkurt ve Şükrü Saraçoğlu’nun vurgu yaptığı olgu, egemelik kayıtsız şartsız milletindir.”

AKP’Lİ BOSTANCI’DAN AÇIKLAMALAR

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’nın açıklamalarından satır başları:

Zorlu şartlarda Meclis açılmadan bir yıl önce Mustafa Kemal Samsun’a çıkmış; Erzurum ve Sivas kongreleriyle ortak bir saf oluşturmaya başlamıştır. Hedef milli mücadeleyi yürütecek Meclis’tir. O yüzden TBMM merkezli Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Kuvayi Milliye hareketini, Mustafa Kemal’in tarihi rolünü hepimiz tekraren takdir, minnet ve hürmet ile anıyoruz.

Tarihi olayları sadece anmak yetmez. Bizlere gösterdiği yolu her zaman hatırlatmak gerek. Tarihi mirasın en başında şüphesiz milletin istiklalini, milletin azim ve kararlılığı kurtaracak ilkesi vardır. Bu mandacılığı, acaba bu tür hamiliklerden siyasi fayda sağlar mıyım diye düşünmeksizin reddetmek anlamına gelir.

Ortak kaderimiz ve geleceğimiz için takip edilen milli politikaların sonu mutlaka selamete erişecektir. Çeşitli meydan okumalar karşısında, toplumsal hayata karşılık gelen hassasiyetleri iç siyasetin konusu yapmamak, kuvayi milliye ruhunun ve bu Meclis’in onurudur görevidir.

Bu millet imkansızı mümküne çeviren bir ruha, vefakarlığa ve dayanışma bilincine sahiptir. Bunu dün göstermiştir. Bugün o insanların torunları aynı düşüncededir. Bu millet bir imparatorluğun çocuklarıdır. O tarihi çizgiyi muhakkak en gerçekçi şekilde kararlılıkla geleceğe uzatacaklardır.

99 yıl önce Meclisimizde kalpaklılar, fesliler ve sarıklılar vardır. Onlar ortak bir dayanışma ruhunda bir araya gelmiş, her türlü müzakereyi milletin kurtuluşu istikameti yapmışlardır. Bize bırakılan miras, siyasi rekabeti aynı şekilde yapmak, ancak Türkiye’nin geleceğini bir üst değer olarak tutmaktır.

Unutulmasın ki Meclis’in sözü, milletin nihai sözüdür. Bugün bizi burada özel oturumla bir araya getiren Meclis’e karşı duyduğumuz ortak saygı değil midir? Bu saygı, milletin kader birlikteliğinin neticesi olarak görmemiz değil midir? Öte yandan Cumhuriyet ve demokrasilerde kurallar bellidir. Yöneticileri halk seçer ve geri çağırır. Makamlar kimseye mülk değildir. Seçim sonuçlarına hukukun imkanları yönünde itiraz yolları elbette vardır. Şüphesiz ki altın oy yoktur. Kural her bir oyun hakkını korumak ahlakında kayıtlıdır. Siyasi rekabet tartışmalarını, diktatörlük kavramlarında yürütmek kendi içinde çelişkilidir.

Diktatörlükte makamlar el değiştiremez, bizde değişir. Diktatörlükte göstermelik seçimde hukuka ihtiyaç yoktur, bizde her türlü ihtiyaçtır. Diktatörlükte muhalefetin iktidar tasavvuru olmaz. Bizde her zaman böyle bir yol haritası olmuştur. Türkiye 16 Nisan referandumu ile sistemi değiştirmiştir. Artık Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi vardır. Bu sistem toplumsal açıdan bütünleştiricidir.

Bugün sayın Erdoğan Cumhurbaşkanıdır. Yarın bu ülkenin başka evlatları göreve gelecektir. Berat gecesi 4 evladımızın teröristler tarafından şehit edilmesi bizi milletçe üzmüştür. Çubuk’ta şehidimizin cenazesinde gelen olay kabul edilemez. Sayın genel başkana ve CHP temsilcilerine bir kez daha geçmiş olsun diliyorum.

‘DİKKATE DEĞERDİR’

Cumhurbaşkanımızın ‘kızgın demiri soğutmak gerek’ dediği bir siyasi atmosferde bu olayın yaşanması dikkate değerdir. Toplumsal kutuplaşmanın yerine kucaklaşmanın yolu, siyasal dilin kollarını uzatmaktan geçer. Biz bu ülkenin ortak aklından faydalandık.

Bizim iddiamız, siyasetimiz, temel meselemiz, toplumumuzun vicdanıyla çağa tanıklık etmektir. Haksızlıklar adaletsizlikler karşısında Türkiye’nin sesi hepimizin onur kaynağıdır.  Yüzümüz herkese dönüktür ama sırtımız kimseye dönük değildir.

Dünyadaki egemen merkez siyasetlerin, husumetin doğurduğu popülerlikten pay kapmaya çalışmaları endişemizi artırıyor. Yerimiz küresel ölçekte insanlığın, adaletin ve hakkaniyetin safıdır. Buradan aziz milletimize, sayın Cumhurbaşkanımıza, tüm partilerin genel başkanlarına, milletvekillerine hürmetlerimi sunarken, bu ülkenin siyasi yolculuğunun hayırlara vesile olmasını diliyorum.

PERVİN BULDAN SÖZ ALDI

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 23 Nisan özel gündemli toplanan TBMM Genel Kurulu’nda konuştu. Buldan’ın konuşma yaptığı sırada AKP ve CHP’nin konuşmalarını dinleyen AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Genel Kurul’u terk etti. 

Buldan, konuşmasına tutuklu bulunan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile tutuklu bulunan diğer siyasetçileri selamlayarak başladı. 167 gündür açlık grevinde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in eylemine dikkat çeken Buldan, Güven’in ülkedeki hukuksuzlukların son bulması için açlık grevinde olduğunu söyledi.

‘DEĞERLER RESMİ İDEOLOJİ TARAFINDAN REDDEDİLDİ’ 

Buldan, şunları söyledi:

“Ne yazık ki bu 23 Nisan’ı da Meclis’te temsil edilmesi gereken halk iradesinin cezaevlerinde tutulduğu, halk iradesine yönelik gaspın sürdüğü, demokratik temsiliyetin engellendiği bir süreçte karşılıyoruz. Oysa Meclis, 23 Nisan 1920’de kurulduğunda çoğulculuk esasına dayanıyordu. Özellikle 1921 Anayasası daha ademi merkeziyetçi bir yönetim ilkesini öngörüyordu. Ne yazık ki 1924 Anayasasıyla birlikte bu çoğulculuk esası terk edildi ve yerine tekçi otoriter sistem inşa edildi. Geriye 100 yıllık acı, yoksulluk, geri kalmışlık, adaletsizlik ve eşitsizlik bırakıldı. Ulus devletin kurucu ideolojisine bağlılık yemini edilirken, insanlık değerlerinden ise giderek uzaklaşıldı. Bu değerler resmi ideoloji tarafından ayrımcılık ve ret politikalarıyla heba edildi.” 

‘BU MUDUR ADALET!’ 

Türkiye’de yaşayan farklı kimliklerin geleceğe dair umutla bakmadığının altını çizen Buldan, “Adalet çökerse ülke çöker! ‘Adalete dayanmayan kuvvet zalimdir’. İşte bugün bizim karşı karşıya olduğumuz ortamın karşılığı tam da budur. Adaletin sadece muktedirler için geçerli olduğu, mazlumların payına ise adaletsizliğin düştüğü bir ülkede yaşıyoruz. Milyonlarca öğrencinin geleceğini çalanlar serbest bırakılırken, ‘çocuklar ölmesin’ diyen bir eğitimci anne, Ayşe Öğretmen bu 23 Nisan’da bebeğiyle cezaevine konuldu. Bu mudur adalet? Bir el Rabia yaparken, diğer el Rabia Naz’ın ölüm gerçeğini gizlemeye çalışıyorsa hangi adaletten söz edebiliriz?” dedi. 

‘RECEP HANTAŞ’I KATLEDENLER ARAMIZDA GEZERKEN…’ 

Buldan’ın konuşmasının satır başları şöyle:

“Soma katliamında 301 işçinin ölümüne neden olanlar serbest bırakılırken, Roboski’de 34 insanı katledenler, Gezi’de Berkin’i, Diyarbakır’da Kemal Kurkut’u vuranlar, daha geçen hafta Diyarbakır’da göz göre göre Recep Hantaş’ı katledenler aramızda gezerken hangi adaletten bahsedeceğiz? Cinsel istismara maruz bırakılan kadın ve çocuklar yerine, istismarcının yanında yer alan erkek yargı mı adalet dağıtacak?

SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ 

Sayın Cumhurbaşkanı ‘kucaklaşalım’ derken aynı saatlerde Gebze’de ve Kızıltepe’de adalet arayan beyaz tülbentli anneler insanlıktan nasibini almamış resmi görevlilerin saldırısına uğradı, itilip kakıldılar, yerlerde sürüklendiler. Diyarbakır’da milletvekillerimize polis saldırdı, halkın temsilcilerine sokak ortasında işkence yapıldı. 100 yıllık sistem anneleri yerlerde sürüklüyorsa artık sözün bittiği yerdeyiz. İnsanlığın yerlerde sürüklendiği bir noktadayız. 

YENİ BİR MADIMAK DENEMESİ YAPILDI 

Sayın Kılıçdaroğlu’na örgütlü, planlı bir linç saldırısı düzenlendi. Yeni bir Madımak denemesi yapıldı. Bu karanlık saldırıyı normal bir protestoymuş gibi meşrulaştırmaya çalışan resmi ağızların tavrı hukuk dışılığın geldiği noktayı gösteriyor. Bir ülke nasıl bu hale gelebilir? Getirilebilir? İktidar uğruna toplumun arasına nefret tohumu ve kötülük ekenler, kendinden olmayanı terörist ilan edenler, bu ülkeyi çok tehlikeli bir yere doğru sürüklüyor. Halkları karşı karşıya getirmeye çalışan bu tuzağa karşı herkesin dikkatli ve uyanık olması gerekir. 

TOPLUM 31 MART’TA ‘ARTIK YETER’ DEDİ 

Ülke hiçbir dönem bu kadar kutuplaştırılmamıştı. Halk, bundan duyduğu rahatsızlığı 31 Mart seçimlerinde sandığa çok net olarak yansıttı. Toplum adaletsizliğe de, yoksulluğa da, ayrımcılığa da, irade gaspına da ‘artık yeter’ dedi ve kendi geleceği için yeni bir dönemin, değişimin önünü açtı. Halk, ‘Bu düzen değişecek’ dedi. ‘Ankara’daki katı merkeziyetçiliğe karşı kentlerimizi biz farklılıklarımızla birlikte demokrasiyle yöneteceğiz’ dedi. Halkın mesajı çok açık! Bu mesajı almayanlar, sandıktan çıkan iradeye saygı duymak yerine seçim sonuçlarını değiştirmek için 23 gündür ülkeyi ve toplumu germeye devam ediyor. Bundan ülke ve demokrasi kazanmayacak! 

ASIL USULSÜZLÜK BÖLGEDE YAPILDI

‘İstanbul’da usulsüzlük var’ diyenlere sormak istiyorum: İstanbul’da usulsüzlük değil halk iradesi var. Asıl usulsüzlük bölgede yapıldı. Buna neden sessiz kalıyorsunuz? Bitlis’te, Şırnak’ta, Siirt’te, Hakkâri’de ve daha birçok yerde ahırlara, boş binalara, milletvekili binalarına seçmen yazdırıldı. On binlerce güvenlik görevlisi bu kentlere seçim sonuçlarını değiştirmek için seçmen olarak kaydırıldı. Şırnak’ta 4 bin asker-polis oyuyla halkın iradesinin önü kesildi. Ertesi gün tanklarla Şırnak sokaklarında zafer kutlaması yapıldı. Demokrasi o tankların paletleri altında ezildi! Darbeyle mücadele ettiğini iddia edenler, Şırnak’ta tanklara sırtını dayayarak seçim zaferi ilan etti. Tarih buna da şahit oldu!

MAZBATA VERMEMEK HALKA KURULMUŞ BİR PUSUDUR 

Halkımızın kazandığı Diyarbakır Bağlar, Van Tuşba, Çaldıran, Edremit, Erzurum Tekman, ve Kars Dağpınar belediye başkanlıkları YSK darbesiyle gasp edildi. Belediye eşbaşkan adaylarımızın adaylığını kabul edip, kazandığında mazbata vermemek halka karşı kurulan bir pusudur! Bu hırsızlığı, bu utanmazlığı tarih ve halkımız asla unutmayacak. Biz bu irade hırsızlığının peşini asla bırakmayacağız. Yasal zeminde uluslararası hukuk da dâhil girişimlerimiz devam edecek. Mazbataları gasp edilen belediye başkanlarımız halkımızın meşru belediye başkanlarıdır. Hak etmeden o koltuğa oturtulanlar ise halkımızın nezdinde meşru değildir. Halk iradesini çalan kayyımların neler yaptığına tüm dünya tanık oldu. Diyarbakır kayyımı halkın parasıyla belediye binasında kendisine ihtişamlı bir saray kurdu. Bir yanda kendisine şatafatlı saray kuranlar, diğer yanda ise tanzim kuyruklarına, işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilen halk gerçeği var.

BAŞKA ÇIKIŞ YOLU YOK 

Kürt sorununu, inançlar sorununu barışla, demokrasiyle çözen, adaleti tesis eden, farklılıkları anayasal güvence altına alan, barışçıl bir dış politikayı esas alan Demokratik Cumhuriyetle ancak krizlerden çıkabiliriz. Başka çıkış yolu yoktur. Asla tekleştirilemeyecek farklılıklarımız en büyük zenginliğimiz ve gücümüzdür.”