Tek suçu adaylık!
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkında casusluk suçlamasından 20 yıla kadar hapis istendi. Hukukçular, iddianamede casuslukla ilgili en ufak bir delil olmadığını belirterek, "İmamoğlu’nun suçu aday olmak. Zaten açık açık da söylüyor iddianame" diyor.

Kayhan Ayhan
kayhanayhan@birgun.netİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tutuklanarak görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında "siyasal casusluk" suçlamasıyla başlattığı soruşturmasını tamamladı. Savcılık, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği iddianamede İmamoğlu, seçim kampanyalarının direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve iş insanı Hüseyin Gün hakkında "siyasi casusluk" suçlamasıyla 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep etti.
Türk Ceza Kanunu'nun 328. Maddesi ile düzenlenen siyasi casusluk "devletin güvenliği veya siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etmek" olarak tanımlanıyor. 160 sayfalık iddianamenin çok büyük bölümü etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyen iş insanı Gün'e ait dijital materyaller, yazışma ve ifadelere ayrıldı. Gün'ün telefonundan elde edilen yazışmalar "casusluk" faaliyetinin ana delili olarak sunuldu. İddianamede Gün İngiliz, ABD ve İsrail gizli servislerinin üst düzey isimleriyle temasta olmakla suçlandı.
DELİL YOK
İddianameyi BirGün'e değerlendiren hukukçu Şalim Şen, Anayasal bir hak olan siyaset yapma, seçme-seçilme hakkının kullanımının iddianamede sanki bir casusluk faaliyeti olarak gösterildiğini belirterek, "Ancak casus suçlamasının yöneltilebilmesi için yasa gereği devletin güvenliğine, iç-dış siyasal yararlarına ait gizli kalması gereken bir belgenin siyasi-askeri casusluk maksadıyla temin edilmesi gerekir. Yani siz bir bilgiyi, belgeyi temin edeceksiniz; bu gizli kalması gereken bir belge olacak, devletin güvenliği ve siyasal yararları doğrultusunda tanzim edilmiş bir gizli belge olacak ama bunu casusluk kastı ile temin edeceksiniz. İddianamede bu yönde en ufacık bir delil yok" dedi.
Bu iddianamenin Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının önünü kesmek için hazırlandığını kaydeden Şen, ”Yani ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyoruz. Siyasal ve askeri casusluk bambaşka bir suçtur. Bir kişiyle işte efendim Hüseyin Gün ile Merdan Yanardağ'ın defalarca telefonla konuşmuş olması, baz istasyonundan aynı anda sinyal alıyor oluşu, efendim işte kanala iddiaya göre bir para yardımında bulunmuş olması; bunların hepsi bir casusluk suçuymuş gibi gösterilmiş. Hâlbuki o görüşmelerin içeriklerinde biraz önce söylediğim suç vasfına yönelik ne var? Nasıl bir bilgi aktarımı var? Nasıl gizli bir bilgi belge temin edilerek casusluk maksadıyla verilmiş? Buna ilişkin tek bir satır, tek bir delil, hiçbir emare dahi yok. İmamoğlu’nun tek suçu aday olmak. Zaten açık açık da söylüyor iddianame. Yani önce Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmak, sonra Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirmek ve nihayet Cumhurbaşkanı adayı olmak üzere kurduğu bir organize suç örgütü diyor. Yani örgütün kuruluş amacı ve faaliyetleri aslında herkese bir hak olan siyasi politik siyaset yapma hakkı. İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığına aday olması devletin güvenliği aleyhine bir faaliyet olarak kabul edilmiş. Akıllara zarar” diye konuştu.
İDDİANAME ŞİŞİRİLMİŞ
162 sayfalık iddianamenin sanki içeriği çok zengin, delillerle desteklenmiş, çok somut olaylarla örülmüş bir şey gibi gösterilmeye çalışıldığını belirten Şen, “Ama sayfalarca teorik bilgiler; casusluk nedir, ne demektir, devlet güvenliği nedir, ne demektir bunlar hep anlatılmaya çalışılmış. Şöyle bir iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmemesi lazım. Şimdi hukuken düşündüğümüzde bu iddianameden cezalandırma çıkarmak mümkün değil. Mümkün değil ama bizde yargının artık ne kadar hukuki işlediği tartışılır" ifadelerini kullandı.
CİDDİ VE AĞIR İDDİA
Merdan Yanardağ'ın avukatı Bilgütay Hakkı Durna da müvekkiline yöneltilen iddiaların tamamının soyut nitelikte olup, delillendirilmediğine dikkat çekti. Durna, "Müvekkilimizin gazetecilik faaliyetleri iddianamede suç olarak tanımlanmaya çalışılmıştır" dedi.
"Siyasi casusluk" iddialarına da değinen Durna "Siyasetin temel amaçlarından biri seçimleri kazanmak, iktidara gelmek, böylece de savunulan fikirlerin hayata geçmesini sağlamak için çalışmaktır. Şimdi buna 'siyasi casusluk' denilerek, anayasal bir hak kriminalize edilemez. Bu ciddi, ağır bir iddiadır. Ve bu iddianame bize bu iddianın somutlanamadığını göstermektedir. Ne yazık ki ülke siyaseti uzun süredir yargı eliyle iddianameler eliyle şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Geçmişte çok daha ağır ihlaller söz konusu olmuştur. Ancak özellikle Ergenekon iddianamesinden itibaren hak ihlallerinin ötesinde, siyaset biçimlendirilmeye çalışılmaktadır. Bunun en ağır sonuçlarından biri ise, bu davaların sanıklarının uzun süre tutuklu kalmaları, davaların zamana yayılması nedeniyle bu şekilde cezalandırılmalarıdır. Dava sonuçlanmadan, hüküm verilmeden 'ceza' çekilmektedir" ifadelerini kullandı.


