Teknofeodalizm ile emek sömürüsü derinleşiyor
“İnternet ve sosyal medya kullanıcıları teknoloji şirketlerine bedava veri sağlıyor. Herkes emek sömürüsünün bir parçası haline geliyor. Algoritmalar bunun bir aracı. Ama asıl manipülasyonun arkasında sermayenin kendisi var.”

Tugay SOYKAN
Son yıllarda popülerleşen bir terim olan Teknofeodalizm’i Kırklareli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Bölümünden Doç. Dr. Hüseyin Sevgi ile görüşerek daha yakından anlamaya çalıştık. Tekonofeodalizm’i kapitalizmin dijitalleşerek emek sömürüsünü derinleştirdiği ve dahası bu sömürüyü dijital teknolojiler sayesinde toplumsallaştırdığı yeni bir dönem olarak tanımlamayan Sevgi, sermayenin kendisini yeniden üretebileceği yeni birikim araçlarını beraberinde getirdiğini söylüyor.
Teknofeodalizm nedir? Geleneksel emek sömürüsü ilişkilerini nasıl şekillendirmiştir?
Teknofeodalizm görece yeni bir kavram olarak popülerlik kazanmış olsa da teknolojik gelişmelerin özellikle emek-sermeye ilişkilerini ve kapitalist sistemi dönüştürmesi sorunsalı 2000’lerin başından beri tartışılan bir konudur. Özellikle dijital iletişim teknolojilerinin kendini yenileme hızının artması ve bu teknolojilerin toplumsallaşmasıyla birlikte teknolojik gelişmelerin sadece geleneksel kapitalist üretim süreçlerini değil sıradan bireylerin günlük tüketim alışkanlıklarını da kapitalist sömürünün konusu haline getirmeye başladığı bir süredir tartışılmaktadır. Bu süreçte dijital kapitalizm, platform kapitalizmi, bilişsel kapitalizm gibi kavramlar teknolojik gelişmelerin kapitalizm ve kapitalist sömürü ilişkileri üzerindeki etkilerini anlamak için kullanılan en sık kavramlar arasındadır. Teknofeodalizm bu kavramlardan farklı olarak dijital teknolojilerle birlikte kapitalizmin yerini farklı bir sisteme bıraktığını iddia etmektedir. Kavramın öncülerinden Varoufakis’e göre teknolojik gelişmeler sınırlı sayıda çok güçlü bilişim firmaları tarafından yönetilmekte ve yönlendirilmektedir. Bu nedenle bu yeni sistemi feodal sisteme benzetmektedir. Teknolojik gelişmelerin kapitalist sistemi dönüşüme zorladığı tartışılmaz bir gerçek olsa da “kapitalizmin baştan sona yeni bir sisteme dönüştüğü” iddiasının en azından bugün için gerçekçilikten uzak olduğunu söylemek mümkündür. Bunun en temel nedenleri arasında; dijital teknolojilerle hızla dönüşen kapitalist emek-sermaye ilişkisinin ve emek sömürüsü süreçlerinin biçimsel olarak değişiklik gösterse de çalışma mantığı sistematiğinin hala 19. Yüzyıl kapitalizmi ile benzer olması yer almaktadır: Emek sömürüsüne dayalı sermaye birikimi. Dijital teknolojilerin yaygınlaşması daha önce karşılaşmadığımız emek sömürüsü biçimlerini ortaya çıkararak emek sömürüsünü derinleştirdiği gibi sermayenin kendisini yeniden üretebileceği yeni birikim araçlarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla teknofeodalizm için yeni bir sistem demek yerine kapitalizmin dijitalleşerek emek sömürüsünü derinleştirdiği ve dahası bu sömürüyü dijital teknolojiler sayesinde toplumsallaştırdığı yeni bir dönem olarak tanımlamak daha doğru bir tespit olacaktır.
Dijital teknolojiler ile emek sömürüsünün derinleşmesi ve toplumsallaşması ne demek? Dijital teknolojileri kullanan sıradan kullanıcılar da bu sömürünün bir parçası haline mi geliyor?
Emek sömürüsü dediğimizde çoğunlukla emek piyasasında ortaya çıkan ve Marx’ın artı değer kavramı ile özdeşleşen geleneksel sömürü ilişkileri aklımıza gelmektedir. Ancak son 15-20 yıldır günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen dijital iletişim teknolojileri ile geleneksel emek sömürüsü ilişkilerinin biçim değiştirdiğine şahit oluyoruz. Büyük teknoloji şirketlerinin her bir internet ve sosyal medya kullanıcısını adeta kendi işçisi gibi gördüğü ve bu sayede sıradan kullanıcıların günlük internet kullanımı üzerinden büyük bir emek sömürüsü ve sermaye birikimi elde etmesi söz konusudur. Burada sömürülen “emek” geleneksel anlamda emek piyasasında harcanan emekten farklı olduğu için sömürünün kendisini görünmez kılması gibi ciddi bir tehdit de ortaya çıkmaktadır. Literatürde ilk olarak 1977’de Smythe tarafında “izleyici emeği” olarak adlandırılan bu “emek” türü sıradan bireylerin boş zamanlarının medya araçları sayesinde sermaye tarafından reklamlar aracılığıyla metalaştırılmasını ifade etmektedir. Günümüzde gelişen dijital iletişim teknolojileri sayesinde artık bireyler sadece izleyici değil medya üretim ve tüketim süreçlerinin aktif birer katılımcısı olarak “kullanıcı emeği” sarf etmektedir. Bu bağlamda sosyal ağlarda bireylerin içerik üretirken aynı zamanda üretilen içerikleri de tüketmesi internet kullanıcılarının harcadığı emeği ifade etmektedir. Milyonlarca kullanıcının hem üretim hem de tüketim sürecinde yer alması teknoloji şirketleri için adeta bir hammadde olan milyonlarca bedava verinin toplanması anlamına gelmektedir. Bu veriler tıpkı Smythe’in 77’de vurguladığı gibi sermaye tarafından reklamlar aracılığıyla metalaştırılmaktadır. Bu noktada internet ve sosyal medya platformlarını kullanan herkes bir yönüyle emek sömürüsüne maruz kalmaktadır. Dolayısıyla emek sömürüsü toplumsallaşarak derinleşmektedir.
Elon Musk yapay zeka sayesinde ileride insanların çalışmak zorunda olmayacağını söylüyor. Bu konuda hakkında ne düşünüyorsunuz?
Teknoloji ile istihdam arasındaki ilişki oldukça karmaşık ve çok yönlüdür. Teknolojinin gelişmesi istihdamı olumlu-olumsuz birçok açıdan etkilemektedir. Bu nedenle yapay zekâ teknolojileri sayesinde artık insanların çalışmak zorunda olmaması iddiası çok gerçekçi görünmüyor. Gerek emek piyasaları gerekse kapitalizmin kendi iç dinamikleri açısından bakıldığında emeğin çalışma hayatından tamamen silinmesi öncelikle kapitalist piyasasının devamı açısından adeta bir tehdit oluşturuyor. Emek piyasasının merkezinde yer alan milyonlarca çalışan aynı zamanda piyasadaki mal ve hizmetlere olan talebin de sürekli olarak dinamik kalmasını sağlayan tüketiciler. Emek piyasası denkleminde çalışanları tamamen çıkardığımızda piyasadaki en büyük tüketici kitlesini de ortadan kaldırmış oluyoruz. Bununla birlikte teknolojik gelişmeler bazı iş ve meslek gruplarını emek piyasanın dışına itiyorken daha önce olmayan yeni iş ve mesleklere de ihtiyacın artmasına neden olabiliyor. Örneğin çok değil sadece 10 yıl önce yapay zekâ mühendisliğine hiç ihtiyaç duyulmuyorken bugün bu alanda istihdam oranın çok yüksek olduğu bilinmektedir.
Günümüzde özgür tercihler yaptığımız sadece bir illüzyon olarak mı kaldı?
Günlük hayat rutinimiz içinde çok fazla dijital teknolojiye ve içeriklere maruz kalmak bir noktada tercihlerimizin birçok faktöre bağlı olarak etkilenmesine yol açabilmektedir. Özgür tercihlerimizin artık ortadan kalktığını söylemek çok iddialı bir yaklaşım olacaktır ancak ortalama bir kullanıcının bir günde 2.5 saatini sosyal medyada geçirdiğini ve aktif sosyal medya kullanıcısı sayısının 5 milyarı geçtiği günümüzde tercihlerimizin tüm bunlardan izole ve bağımsız olduğunu söylemek oldukça güç. Bir de buna teknoloji firmalarının kullanıcı verilerini işleyerek piyasasının kullanıma sunduğu gerçeğini de eklersek özgür tercihler yapabilmek her gün daha da zorlaşıyor diyebiliriz.
Algoritmalar bireyleri nasıl manipüle ediyor?
Satın alma tercihlerini nasıl etkiliyor? Algoritma meselesi biraz hedef şaşırtmak için özellikle kullanılıyor gibi geliyor bana. Bireylerin satın alma tercihleri etkilemeye çalışan veya manipüle eden aslında doğrudan sermayenin kendisi. Algoritma sadece bir araç hem de oldukça kullanışlı bir araç. Bu noktada algoritmaları cadılaştırmamak gerektiğini düşünüyorum. Tarihte makine kırıcılar örneğinde Marx’n söylediği gibi asıl tehdit makineler değil onları emek sömürüsü için kullanan sermayedir. Algoritmalar ve diğer tüm yeni teknolojik araçlar da bugün aynı konumda. Büyük sermaye şirketleri tarafından kullanılan algoritmalar sıradan internet kullanıcılarını adeta bir ajan gibi takip ediyor. Örneğin cep telefonunda en çok nereye baktığımız takip edip reklamları orada gösteriyorlar, en çok hangi uygulamayı ne amaçla kullandığımızı, hangi takımı tuttuğumuzu, hangi yemekleri günün hangi saatinde tercih ettiğimiz gibi yüzbinlerce veriyi işleyerek bireyler için bir profil havuzu oluşturuyor. Böylece size hangi reklamın ne zaman, nerede veya kaç kere gösterilmesi gerektiğine kolayca karar veriyorlar. Böylece siz herhangi bir ürün veya hizmetle ilgili en ufak bir veri girişi yaptığınızda tercihlerinizi etkilemek için adeta “canhıraş” çalışıyorlar.


