birgün

3° AÇIK

ÇALIŞMA YAŞAMI 22.01.2021 08:54

Tıpta okuyan çocuğuma kitabını alamadım

Ücretsiz izne karşı direnen Migros depo işçilerinden Fatma Yiğit, tıpta okuyan çocuğunun kitaplarını alamadığını söylüyor. Gülhan Albayrak ise “Bizi bin 400 liraya mahkûm edenlerin yaptıkları yanlarına kalmayacak” diyor.

Tıpta okuyan çocuğuma kitabını alamadım

Rıfat Kırcı

KOCAELİ Çayırova’daki Migros deposunda çalışırken ücretsiz izne çıkarılan DGD-Sen üyesi işçilerin direnişi 17’nci günü geride bıraktı. İşçiler ilk günkü kararlılıkla direnişi sürdürürken dayanışma ziyaretleri de devam ediyor. Çevrede oturan yurttaşlar da direniş alanına yemek göndererek işçilere destek veriyor.

Direnişteki kadın işçilerle konuşuyoruz. Fatma Yiğit, direnişlerine verilen desteğin kendisini çok mutlu ettiğini dile getiriyor: “Arkadaşlarımız desteğe geliyor, sağ olsunlar, bu bize güç veriyor. Beni tanımayan insanlar bile Twitter’dan olsun, yanımıza gelerek olsun destek veriyor, bunun için çok mutluyum. Beni işimden edenler utansın, başka da bir şey demiyorum.”

Fatma Yiğit’in üç çocuğu var. Biri bilgisayar mühendisliğinde, biri tıpta, diğer çocuğu ise lisede okuyor. Eğitim online olduğu için borç harçla iki tane bilgisayar almak durumunda kalmış. “Ama tıpta okuyan kızımın kitaplarını alamadık” diyor; “Arkadaşlarından fotokopi çektirmek zorunda kalıyor çocuk, onun masrafları oluyor. Okullar açılınca da yurt masrafları olacak. Ne yapacağım bilmiyorum.”

ESKİDEN FAREDEN KORKARDIM

Yiğit, depodaki çalışma şartlarının çok kötü olduğunu belirtiyor. O kadar kötü ki hijyen eksikliği nedeniyle hastalanan arkadaşları olmuş, şöyle anlatıyor: “Biz işyerinde çatı çöktüğü zaman kış gününde o suyun içinde çalıştık. Ayakkabılarıma streç sararak çalıştım. Önceden farenin adından bile korkarken farelerle iç içe çalıştım, çocuklarım için her şeye katlandım. Kendi kendime ‘Fatma çalışacaksın, çocukların için yapmak zorundasın’ dedim. Soğuk çorbalar içtik, zaman zaman aç kaldık, zemin zaten bozuktu, paletler bozuktu. Tuvaletler pislik içindeydi. Çoğu kadın arkadaşımız tuvaletler nedeniyle rahatsızlık yaşadı. İadede çalışan bir abla vardı. Hem iadede çalışıyordu hem de gelip tuvaletleri temizliyordu, ona iki iş yaptırdılar. Ben de 4 ayda 160 saat fazla mesai yaptım.”

ÇOCUĞUM KAZA GEÇİRDİ
YANINA GİDEMEDİM

Çocuğunun staj yaptığı yerde iş kazası geçirdiğini ama onun yanına gidemediğini söyleyen Yiğit, şöyle devam ediyor: “Kalkıp gidemedim çocuğumun yanına. Panik olduğum için ağladım, elimi yüzümü yıkadılar. Sonra amir sanki ödül verir gibi ‘Akşam on buçuğa bırakmıyorum seni’ dedi. Sonra ben bir de servis beklemek zorunda kaldım. Oysa çocuğumun yanına hemen kalkıp gidecek imkânı sağlamaları lazımdı bana. Ertesi gün müdürün yanına gidip ‘Bize bu gibi durumlarda neden imkân vermiyorsun’ dediğimde müdür bana haberinin olmadığını söyledi. Bu daha vahim bir durum. Onların görevi orada oturup çay kahve içmek değil. Ben onların sorumluluğundayım.”

Yiğit’in kendisi de iş kazası geçirmiş. Eline borcam kolisi düşmüş, eli şişmiş. “O zaman da servis beklemek zorunda kaldım. Bu gibi durumlarda ya kendi imkânlarınla kalkıp gideceksin ya da servisi bekleyeceksin” diye konuşuyor.

BİZİ DİRENİŞ ISITIYOR

Direnişteki işçilerden Gülhan Albayrak da sağlıklı iş koşulları talep ettikleri için performans düşüklüğü gerekçesiyle işten çıkarıldıklarına dikkat çekiyor. Albayrak, “Buradaki arkadaşlarımızın hepsi prim alan arkadaşlar. Hepsi çalışkan ve işine sadık. Maaş bordrolarımızda, e-devlette de gözükür. Maaşımızda 3-5 kuruşluk bir fazlalık varsa primlerdendir. Bu nasıl performans düşüklüğü?” diye soruyor.

Direniş alanında gördükleri dayanışmanın kendilerine güç verdiğini dile getiren Albayrak, şunları söylüyor: “Dışarıdan büyük destek var. Sosyal medyadan da destek görüyoruz. Çevre direnişlerden gelenler var. Gelenler tabii ki bir kap yemeğiyle geliyor. Çayımız var, ateşimiz var. Desteklerini esirgemiyor hiç kimse bizden. Karda kışta geldik, şimdi karlar eridi ama biz gelmeye devam ediyoruz. Burada bizi direniş ısıtıyor. İçimizdeki inancımız, dimdik duruşumuz bizi ısıtıyor. Bizim güneşe ihtiyacımız yok, bizim kendi güneşimiz var.”

BİN 400 LİRA, KÜFÜR GİBİ

Gülhan Albayrak, ablası ve annesiyle yaşıyor. Evleri kira, “Benim maaşım sadece kirayı, bir de taş çatlasın 2 faturayı karşılıyor” diyor; “Ya temel ihtiyaçlar, yakacak? Geçinemiyoruz. Bizi hakkımızı savunduğumuz için bin 400 liraya mecbur edenlerin, bize bunu reva görenlerin iki yakası bir araya gelmesin. Bu bizim bedduamız değil, bu onların kaderi olacak zaten, ben buna inanıyorum.”

Ücretsiz izne çıkarıldığı için direnen işçilerin arasında 10 günlük çocuğu olan, kredi borcu olan, tek maaşla geçinen arkadaşlarının bulunduğunu belirten Albayrak, “Bu kadar mazlumun ahı bunların yanına kalmayacak. Bin 400 lira, küfür gibi…” ifadelerini kullanıyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol