Titanic İstanbul’da
Sinema tarihinin en ikonik filmlerinden olan Titanic, 7 Şubat’ta canlı orkestra eşliğinde İstanbul seyircisinin karşısına çıkıyor. Film gösterimiyle eşzamanlı olarak müzikleri icra edecek orkestrayı İngiliz şef Timothy Henty yönetecek.

Tuğçe ÇELİK
Sinemanın unutulmaz yapımlarından Titanic, sahnede yeniden hayat buluyor. İstanbul’daki Volkswagen Arena’da 7 Şubat’ta gerçekleşecek Titanic Live gösteriminde, James Cameron imzalı kült film dev perdede izleyiciyle buluşacak, James Horner’ın hafızalara kazınan müzikleri ise canlı orkestrayla seslendirilecek. Etkinlikte 130 kişilik İstanbul Film Orkestrası, Sirene Korosu ve Kelt müzisyenleri sahne alacak; konseri İngiliz şef Timothy Henty yönetecek. Film müziği konserlerindeki deneyimiyle öne çıkan Henty, görüntü ile müziği anlık olarak buluşturan, tempoyu sahnede film akışıyla birebir senkron tutan şeflik yaklaşımıyla bu özel formata yön verecek. Performansta 'My Heart Will Go On'un orkestra düzenlemesi, 'Hymn to the Sea' ve açılış temaları başta olmak üzere film müziği seçkisinden bölümler canlı olarak icra edilecek. Şef Timothy Henty ile bu özel konseri konuştuk.
Titanic’in film müziğini orkestrayla yönetmek, klasik bir konser yönetmekten farklı mı?
Bu, James Horner’ın müziğini canlı bir konser ortamına taşımak için harika bir fırsat; çünkü bu müzik buna lâyık, çok güzel yazılmış. Teknik olarak ise geleneksel bir konserden çok daha karmaşık, çünkü müziği filmle kusursuz biçimde senkronize etmek gerekiyor. Bunu yaparken kulağımıza verilen bir metronom tıklaması (klik sesi) kullanmıyoruz; onun yerine önümde tempoya dair çok hassas bilgiler veren bir monitör bulunuyor. Bu sisteme, 1950’lerde bu yöntemi geliştiren besteci Alfred Newman’ın (filmin başında duyduğumuz ünlü 20th Century Fox fanfarının da bestecisidir) adından dolayı 'Newman Sistemi' diyoruz. Her şeyin tam anlamıyla senkron olması için yoğun çalışma ve pratik gerekiyor ama bunun karşılığında orkestra geleneksel bir konserde çalıyor gibi özgürce icra edebiliyor. Böylece hem güzel bir senfonik yorum hem de kusursuz eşzamanlılık elde ediliyor.
Titanic müziğinin duygusunu performansta nasıl koruyacaksınız?
Titanic müziği o kadar iyi yazılmış ve orkestre edilmiş ki, müzik icra edilirken adeta can buluyor. Filmi sinemada ilk izlediğim anı çok iyi hatırlıyorum ve o duyguları hâlâ taşıyorum; seyircilerin çoğuyla da bunu paylaştığımı düşünüyorum. Bu eserle kişisel bir bağım da var. Titanic Live konserinin ilk kez 2015 Nisan’ında Londra’da sunulduğu dönemde, henüz kariyerinin başında genç bir şef olarak bazı ilk provaları yönetmem istendi. O süreçte James Horner ile tanışma ve çalışma fırsatı buldum. Sıcak, nazik ve cömert bir insandı; besteleme süreci hakkında açık yüreklilikle konuşurdu. Bu çalışmamızın üzerinden iki ay geçtikten sonra trajik biçimde hayatını kaybetti. Şimdi aradan on yıldan fazla zaman geçmişken, müziğini yönettiğim her performansı ona adıyorum. Sahneye çıkmadan önce kısa bir an durup düşüncelerimi topluyor ve onu minnetle anıyorum. Böyle büyük bir besteciyle çalışmış olmak benim için büyük bir şans ve bugün onun eserlerini dünyada yeni izleyicilerle buluşturmak özel bir ayrıcalık.
Filmle eşzamanlı ilerleyen konserlerde en zorlayıcı unsur nedir?
Müziği filmle senkron tutmak için kullandığım teknolojiden, yani Newman Sistemi'nden bahsettim; ancak dünyanın her yerinde orkestralar şefin batonuna biraz farklı tepki verir. Her şefin kendine özgü bir 'jest dili' vardır. Hepimizin orkestraların anlayabileceği temel jestleri bulunur ama müziğin büyüsü, bu jestlerin farklı yorum karakterlerine sahip olmasında yatar. Orkestranın hem benim hareketlerimi hem de müziği yorumlamasına alan tanırken senkronu da sıkı biçimde korumak işin hem en zor hem de en ödüllendirici tarafıdır.
Sinemayla müziği birleştiren bu formatın klasik müzikte kalıcı yeri olur mu?
Evet, bunun giderek büyüyen ve daha ciddiye alınan bir alan olduğuna inanıyorum. Görselliğin giderek önem kazandığı ve farklı medya türlerinin birlikte kullanıldığı bir çağda, konser salonlarının bu tür programları içermesi doğal bir evrim. Aynı zamanda 'live to projection' konserlerinin sanatsal kalitesinin geleneksel konserler kadar hatta mümkünse daha da yüksek olmasını sağlamak bizim sorumluluğumuz. Çünkü kanıtlamamız gereken daha çok şey var. Hem yüksek sanatsal niteliğe sahip hem de eğlenceli, farklı kitlelere ulaşabilen işler sunmak heyecan verici bir meydan okuma.
Film müziği konserlerine ilgi neden artıyor?
Seyirciler bir filme gittiklerinde film müziklerinin ne kadar zengin bir repertuvara sahip olduğunu fark edebiliyor. Ayrıca gördüğümüzle duyduğumuz arasında güçlü bir bağ var. Tanıdığımız bir film müziğini duyduğumuzda o filme ve o an yaşadığımız duygulara geri dönüyoruz. ‘Live to Projection’ (film eşliğinde canlı konser) formatı bu duyguları daha da yoğunlaştırıyor ve izleyiciye içine çeken bir deneyim sunuyor. Bunun yanında film müziği konserlerinde sinemadan daha güçlü bir ortak deneyim var. Sinemaya anonim biçimde gidip yeni bir şey izlemekten farklı olarak burada hem filmi hem müziğini seven insanlarla aynı duygusal yolculuğu yeniden yaşamak için bir araya geliyorsunuz.
İstanbul seyircisini diğerlerinden ayıran bir özellik var mı?
İstanbul’da ve genel olarak Türkiye’de sahne almayı çok seviyorum; Ankara ve İzmir’de de konser verme şansım oldu. Türk seyircisinin coşkusunu seviyorum. İstanbul’da özellikle film tutkunlarıyla geleneksel konser izleyicisinin aynı salonda buluştuğunu ve sinematik ile senfonik deneyimi birlikte yaşadığını güçlü biçimde hissediyorsunuz.


