Tiyatronun güneşi söndü

19.11.2019 09:02 KÜLTÜR SANAT
Tiyatromuzun unutulmaz ismi Yıldız Kenter, akciğer rahatsızlığı sebebiyle 17 Kasım’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Kenter için bugün saat 10.00'da Kenter Tiyatrosu’nda tören düzenlenecek. Törenden sonra Kenter, Levent Camii’nde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verilecek

FİLİZ KUTLAR

Bazı insanların ölümsüz olduğunu düşünürüz, onlara ölümü yakıştırmayız çünkü. Yıldız Kenter’in ölümü kaç gündür beklenen bir şey olmasına rağmen kaybettiğimizi öğrendiğimde sanki içimde bir şey koptu. Bir dönem bitti ne yazık ki. O artık bir efsane olarak kalacak.

Konservatuara yeni başladığım günleri düşünüyorum, hepimiz hayranlıkla izlerdik onu. Öyle bir büyüsü öyle bir tavrı vardı ki... Genellikle kahve ve bej tonları kıyafetler giyerdi. Bir zarafet timsaliydi. O yılları düşündüğümde onu kahverengi dar eteği aynı renk ince kazağı, boynunda bir fular ve zarif küçük bir bereyle anımsıyorum. Büyük bir sanatçının karşısında olmak bizleri çok heyecanlandırırdı. Derste yanımda oturan Perran Kutman eyvah bize sıra geliyor, bizi kaldıracak diye beni dürterdi, heyecandan titrerdik.

Her ders aynı zamanda bir hayat dersiydi. Disiplinli, sıkı çalışmayı ondan öğrendik. Kenter tiyatrosunda çalıştığım yıllarda saatlerce prova yapardık. Hiç yorulmak nedir bilmezdi. Ne su ne yemek, aklına bir şey gelmezdi. Sonunda biz pes eder, “Bir ara verelim hocam” derdik, kendi de biraz dinlenirdi. Tiyatrosunda çalışan bütün oyuncular gibi hep öğrenmeye devam ettik. Bunlar bütün öğrencilerinin bildiği şeyler zaten. Yüzlerce oyuncu yetiştirdi, kadar çok oyuncuda emeği var ki... Öğrencisi Mustafa Alabora Yıldız hocanın asistanıydı ama ne asistan, bizi yorulmadan saatlerce çalıştırırdı. Hepimizi alıp o zaman Beyazıt’taki sahaflara götürür, seçtiği tiyatro kitaplarını aldırırdı.

Yıllar içinde hoca öğrenci ilişkisi hep aynı kaldı ama bu arada aramızda derin bir dostluk gelişti. Yaklaşık yirmi beş yıl önce yaşadığım büyük acı sırasında beni hiç yalnız bırakmadı. O günlerdeki dostluğunu, bir anne gibi bana gösterdiği yakınlığı hiç unutamam. O acı günlerimde söyledikleri bugün gibi aklımda. Hayata, olaylara bakışı beni gene çok etkiledi. “Onat Kutlar gibi bir adamla böylesine bir aşk yaşamak, sevmek sevilmek ne kadar değerli, hiç yaşamamış olmayı tercih eder miydin, bunu böyle düşün” demişti. Her söylediği bir hayat dersiydi.

Son yıllarda fırsat buldukça ziyaretine gidiyordum, birlikte birer kadeh bir şey içip sohbet ediyorduk. Hiç unutmuyorum geçen yıl bir sohbet sırasında bana; “Bu tiyatro ne olacak, ben bu tiyatroya hayatımı verdim” dedi. Gerçekten İstanbul’un en güzel tiyatrosu bu, ne olacak, içler acısı bir halde, çürüyor.

Geçen yıl 90. doğum yıldönümünü kutladığımız gün canım Tilbe (Saran) getirdiği taze çiçeklerden yapılmış tacı Yıldız hocanın başına koydu. O haliyle öylesine zarif, öylesine hoştu ki... Birçok fotoğraf çektik. Şimdi son yıllarda doğum günlerinde çekilen fotoğraflarına, oyun fotoğraflarına bakıyorum. Artık onlar sadece değerli birer anı. İçim öylesine acıyla dolu ki... Son zamanlarda her gidişimde bana; “Filiz’ciğim nasılsın, mutlu musun, hayatın nasıl geçiyor” diye sordu. Laf olsun diye değil, içtenlikle nasıl olduğumu merak etti. Beş altı gün önce gene ziyaretine gittiğimde, kısa bir sohbet edebildik. Yanından ayrılırken, “Gidiyor musun?” diye sorunca, “Hocam gene geleceğim” dedim. “Daha sonra geldiğinde beni burada bulamayacaksın” dedi. Allak bullak oldum, yanından ayrılınca gözyaşlarımı tutamadım.

Bu akşam hastanenin kafesinde bir avuç yakınıyla otururken Yıldız hocam için gazeteye bir yazı yazmam istendiğinde, orada olan dostlarından, öğrencilerinden kısa yorumlar alabileceğimi söyledim. Sonra gördüm ki herkes Yıldız hanımı dostluğuyla, içtenliğiyle ve büyük oyunculuğuyla anmış. Sonra ilk Haldun Dormen’den Yıldız hanım için duygularını aktarmasını istediğimde şunları söyledi; “Bence Türk tiyatrosunun güneşi söndü” dedi. Kısa, içten herkesin duygularına tercüman olan bir cümle. Evet büyük, parlak bir güneşti o. Sizi hiç unutmayacağım canım hocam.

Hastanede bulunan öğrencilerine onun için bir şeyler söylemelerini rica ettim, işte söyledikleri:

Müjdat Gezen: Onu hiç unutmayacağım

1961 yılından beri konservatuarda hocamdı ve hala hocamdı. Her hafta telefonda konuşuyorduk, iki haftadır konuşamadık. Dün gece haberi alınca hastaneye gelmek üzere hareket ettim fakat almıyorlardı. Bugün bu haberi duyunca atladık, geldik. Bende çok büyük emeği vardır, emek çok kutsaldır benim için. Onu hiç unutmayacağım, onu hiç unutmayacağım.

Mustafa Alabora: Binlerce öğrenci yetiştirdi

1962 yılında konservatuara girdiğimde 17 yaşındaydım, Yıldız hanım da 3 yaşındaydı. Demek ki 57 senedir tanıyorum. Sonra 4 sene tiyatrosunda oynadım. Ondan sonra benim hayatta klasik müziği sevmeme, Shakespeare’i sevmeme, çok kitap okumama neden olan çok özel bir insandır. Beş yıl hocalığımı yaptıktan sonra ben 27 yaşımdayken beni asistanı olarak, yardımcı hoca olarak konservatuara almıştı. Geçen sene tam bir sene önce onun doksanıncı yaş gününü kutladık Müjdat, ben o öylece bir resim çektirmiştik, çok mutlu olmuştu. İyi ki o günü yaşadık. Ne diyelim koskoca Yıldız Kenter. Binlerce öğrenci yetiştirdi. Bu dünyaya çok önemli izler bıraktı. Yıldızlar yağsın.

Tilbe Saran: Taparsa güzele tapardı

Sadece bilgi aktaran değil hayatımızı şekillendiren, mühür basan bir öğretmendi. Güçlü olduğu kadar kırılgan, sert olduğu kadar yumuşacık, inatçı, cesur, meraklı, özgür, kışkırtıcı, ezber bozan bir eğitimciydi. Ve hep aşkla tiyatro için yana yana yaşadı. Onun için yaşamak sahnede olmaktı. Oynamak soluk almak, var olmaktı. Ve taparsa “güzel”e tapardı... Dağlara, ağaçlara, çiçeklere batan güne, doğan güneşe, şakıyan kuşlara ve çocuklara.

Nergis Çorakçı: Kenter Tiyatrosu’nun ışığı yanmalı

Çok üzgünüm. “Tiyatro annemi” kaybettim. Galiba en büyük sorumluluğumuz Türk Tiyatrosu’nun değerli bir mirası olan Kenter Tiyatrosu’nun ışığının yanmasını sağlamak. Umarım ve umut ediyorum ki bunu gerçekleştirebiliriz.

Yasemin Alkaya: O artık ölümsüz

Türk tiyatro ve sinemasının tüm oyuncularına hocalık yapmış hocaların hocası büyük oyuncu Yıldız Kenter’in bende emeği büyüktür. Dört yıl her gün yalnızca oyunculuk değil aynı zamanda hepimize hayat dersi de verdi. Yaptığım her şeyde her gün türlü nedenlerle aklıma gelir ve sözlerini hatırlarım. Büyük bir zekâdır ve aynı zamanda çok özel bir espri anlayışı vardır. Asker gibi disiplinli ve karınca gibi çalışkan olmayı, sorulara anında çözüm üretmeyi, sıkıntılarımızı asla göstermemeyi, en zor şeyi dahi sanki herkes yapabilirmiş gibi kolayca yapmayı, hiç yorulmamayı, duygularımızdan korkmamayı, sürekli gözlem yapmayı ve en önemlisi hep aşkla yaşamayı öğrendik, o artık ölümsüz...

Mahzun Kırmızıgül: Güle güle Beyaz Melek

Senaryosunu yazdığım, ilk filmim olan Beyaz Melek’e yönetmen ve oyuncu arayışlarındayken çekinerek teklif götürdüğüm Yıldız Kenter’in ‘’Ben bu filmde oynarım ama sen yöneteceksin’’ demesiyle hiç yönetmenlik yapmamış olan ben hayatımda ilk defa yönetmen koltuğuna oturdum. İlk gün sette bana “Mahsun hocam” dediği anki duygularımı tarif edemem. Beyaz Melek benim ilk, onunsa son filmi oldu. Bana kattığı değerler için ona minnettarım. Tiyatro ve sinema dünyasının altın kalpli yıldızı, çok değerli bir Cumhuriyet kadını, unutulmayacak izler bıraktı. Güle güle Beyaz Melek…

Defne Halman: Bizi aydınlatmaya devam edecek

-New York’tan aradığında ondan da duygularını yazmasını rica ettim-

Yıldız Kenter hayatımdaki en önemli, en kıymetli, en sevdiğim insanlardan biridir. Annem ve babamla çok yakın arkadaştılar. Doğduğumda Yıldız Kenter hayatımdaydı. Yıldız Kenter ikinci annem, hocam, yol gostericim, ustam, koruyucu meleğim, kutup yıldızım. Kendimi bildim bileli bana Defnuşkam derdi; çok seviyorum Defnuşka olmayı. Tiyatroya Yıldız Hoca sayesinde başladım; Kenterler’de yönettiği bir çocuk oyununda bana ‘Kelebek’ rolünü verdi ve o andan itibaren hayatımın yönü, amacı belirlenmiş oldu. Her zaman öğrencilerine tiyatroda roller verirdi; profesyonel olarak sahnede olanaklar tanırdı. Hem derslerinde, hem tiyatroda kaç kuşak öğrenci yetiştirdi. Yıldız hocayla çalışmak bir armağandı, büyülü bir deneyimdi. Tutkusuna, enerjisine, ustalığına, azmine, gücüne, heyecanına tanık olmak büyük bir ilham kaynağıydı. 60 küsur yıl boyunca canla başla çalıştı, sürekli üretti, yarattı; olağanüstü hizmetlerde bulundu, Kenter Tiyatrosu’nu ayakta tutmak için hep mücadele etti, kalıcı izler bıraktı. 60. sanat yılını kutlamak için ‘Victoria’ oyununu yönetmeye karar verdi ve rolu bana emanet etti. Yıldız hocamla 6 ay birlikte prova yapmak, oyun çıkarmak yeniden konservatuarda okumak kadar dolu doluydu. Paha biçilmez bir eğitim, yaratım sureciydi. Yıldız hoca hayatını tiyatroya ve öğrencilerine adadı; üzerimizde büyük emeği var. Bıraktığı eşsiz mirası paylaşmak, yaymak, taşımak gorevimizdir. En parlak, en ışıltılı, en görkemli Yıldız bizi hep aydınlatmaya devam edecek.

Ayşe Kökçü: Yol göstericim oldu

1975 yılında konservatuvara girdim 5 yıl boyunca öğretmenim oldu sevgili Yıldız Kenter. 43 yıldır bir gün bile bıkmadan çıktığım sahnede ne öğrendiysem ondan öğrendim. Ne mutlu ki bana bu özel ve güzel insan yol göstericim oldu. Işıklarda uyusun.

Deniz Kenter (Yeğeni): Çocukluğumun son bağı

Varlığıyla kendimi bildim bileli gurur duydum.. Gidişi benim için aynı zamanda bir devrin kapanışı gibi. Kardeşlerin sonuncusu. Çocukluğuma ait son bağım da gitti. Çok üzgünüm.

YILDIZ KENTER KİMDİR?

>>Sanatçı Kenter, 1928’de İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ayşe Yıldız olan Kenter, Olga Cynthia (Nadide) ile Ahmet Naci Bey’in çocuğu olarak dünyaya geldi. Ablası Güner, ağabeyleri Nedim ve Mahmut ile küçük kardeşi Müşfik’ten oluşan 7 kişilik bir ailede büyüyen Kenter, Ankara Devlet Konservatuvarını bitirdikten sonra, Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Usta sanatçı, 1956-1959’da çalıştığı Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldıktan sonra bir yıl Muhsin Ertuğrul ile çalıştı, daha sonra kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları topluluğunu kurdu.

>>Ankara Devlet Konservatuvarı, İstanbul Belediye Konservatuvarı ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde bölüm başkanlığı da yapan usta sanatçı, üç kez Altın Portakal ödülünün sahibi oldu.

>>Sanatçı ayrıca, Sovyetler Birliği, ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi.

>>Shakespeare, Çehov, Brecht, Arthur Miller, Sergey Kokovkin gibi uluslararası yazarların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Adalet Ağaoğlu, Muzaffer İzgü’nün oyunlarını da sahneye koyan Kenter, 1981’de “Devlet Sanatçısı” unvanı aldı.

>>Yıldız Kenter, kariyeri boyunca birçok festivalde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazanırken, 1995’te Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tiyatro sanatına katkılarından ötürü Onur Ödülü’ne layık görüldü. Sanatçı ayrıca, 1998’de Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, 1999 ve 2000’de Afife En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü aldı.