TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu: İş cinayetleri politik tercihlerin sonucudur
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İşçi Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü'nde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, AKP iktidarı döneminde en az 32 bin emekçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği hatırlatılarak, “İş cinayetleri kader değildir, politik tercihlerin sonucudur” denildi.

Ebru Çelik
ebrucelik@birgun.netTMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu (İKK), İşçi Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü'nde basın açıklaması düzenledi.
Beyoğlu’nda bulunan TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen açıklamayı okuyan TMMOB İKK Sekreteri Aydan Adanır Usta, açıklamaya geçmeden dün İstanbul Çekmeköy’deki okulda, öğretmene gerçekleştirilen bıçaklı saldırıya değindi.
"Öğretmen arkadaşımızın hayatını kaybettiği haberini üzüntü ile aldık" diyen Usta, "Basit açıklamalarla konunun geçiştirilemeyeceği gayet açık. Başta Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere tüm yetkili kurum ve kişiler sorumluluklarını yerine getirmelidir. Bu ağır saldırıdan ders alınmalı ve okullarda şiddeti engellemek için gerekli adımlar ivedilikle atılmalıdır. Hayatını kaybeden eğitimci arkadaşımızın ailesine, yakınlarına ve tüm eğitim emekçilerine baş sağlığı ve sabırlar diliyoruz” ifadelerini kullandı.
Usta, TMMOB olarak İzmir Kınık’ta gasp edilen hakları için direnen Polyak Maden işçilerinin mücadelelerine destek verdiklerini söyledi.
İŞ CİNAYETLERİ KADER DEĞİLDİR
Usta, 3 Mart 1992 yılında Zonguldak Kozlu’daki kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasında 263 maden emekçisinin yaşamını yitirdiği katliamın 34’üncü yılında olduğunu hatırlatarak “Kozlu’da kaybettiğimiz emekçileri saygıyla anıyor; onların anısını iş cinayetlerine karşı yürüttüğümüz mücadelenin tarihsel sorumluluğu olarak görüyoruz. Ülkemizdeki iş cinayetlerine dikkat çekebilmek, insan hayatının, işçi sağlığının ve iş güvenliğinin önemini vurgulamak için 3 Mart tarihi TMMOB tarafından “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. Çünkü bu ülkede madenler, inşaatlar, tersaneler, fabrikalar ve şantiyeler hâlâ emekçilerin mezarı olmaya devam etmektedir. Bilimin, tekniğin ve mühendisliğin gelişimine rağmen işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri aynı ölçüde geliştirilmemekte; önlenebilir kazalar göz göre göre ölümlere dönüşmektedir” diye konuştu.
BU TABLO SİYASAL TERCİHLERİN SONUCU
AKP iktidarı döneminde en az 32 bin emekçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini belirten Usta, “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana ise en az 20 bin emekçi hayatını kaybetti. Her gün en az 6, yılda 2000 emekçi iş cinayetleri sonucu aramızdan koparıldı. Bu tablo kader değil, siyasal tercihlerin sonucudur” diyerek “Soma, Ermenek, Mecidiyeköy (Torunlar), Şirvan, Amasra, Gayrettepe, Oba Makarna, İzmir Kule Vinç, Kartalkaya, Dilovası… Bu isimler yalnızca birer yer adı değil; denetimsizliğin, kar hırsının ve kamusal sorumluluktan kaçışın simgesidir. Etkin denetim ve yaptırım uygulanmadığı sürece de benzer acılar yaşanmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Tüm uyarılara rağmen ülkedeki karanlık tablonun devam ettiğini söyleyen Usta, Türkiye’de 2 milyon 290 bin 160 işyeri bulunmasına rağmen 2025 yılında bunların yalnızca 8 bin 161’i, yani yüzde 0,35’inin iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetlendiğini kaydetti. Adanır bu oranın kamusal denetim mekanizmasının fiilen işlemediğinin en açık göstergesi olduğunu belirterek konuşmasına şöyle devam etti:
“Oysa ‘elverişli koşullarda çalışma hakkı’ İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hak, emeğin tarihsel mücadelesi sonucunda kabul görmüş; devlete çalışanların yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğü yüklemiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, insan yaşamını merkeze alan kamusal bir sorumluluktur.
İş yasalarının, çalışanların hakkını koruması gerekirken iş kanunları işverenlerin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmiştir. Esnek ve kuralsız çalışmayı, geçici iş ilişkisini, taşeronlaştırmayı, ödünç işçiliği yasal hale getiren, kıdem tazminatlarını, fazla mesai ücretlerini, sendikal hak ve yetkileri budayan, işçi sağlığı ve iş güvenliğini işveren yükümlülüğü olarak görmeyen, örgütlülük önüne engeller koyan düzenlemelerdir. İşçi sağlığı ve güvenliği alanı taşeronlaştırılmış, piyasa koşullarına terk edilmiştir.
Bu yasayla birlikte işverenin işçi sağlığı ve güvenliğini sağlama yükümlülüğü fiilen Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri (OSGB) adı altında faaliyet gösteren şirketlere devredilmiştir. Böylece işçi sağlığı ve güvenliği kamusal bir sorumluluk alanı olmaktan çıkarılmış, piyasa ilişkilerine tabi kılınmıştır. Bunun sonucunda iş cinayetleri ve meslek hastalıkları azalmamış, aksine artarak sürmüştür.”
“İşyerlerine görev yapan iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin yaklaşık %90’ı OSGB’ler aracılığıyla sağlanmaktadır. OSGB’ler ile işyerleri arasındaki ticari sözleşme ilişkisi, uzmanların mesleki bağımsızlığını zedelemektedir” diyen Usta, işyerlerinin tehlike sınıfına göre verilmesi zorunlu olan eğitimlerin gerektiği gibi yapılmadığını söyledi.
ÖRGÜTSÜZ ÇALIŞMA YAŞAMI SAVUNMASIZDIR
Usta, açıklamanın devamında şunları kaydetti: “Ülkemizde iş cinayetlerinin, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının bu denli yaygın olmasının bir diğer nedeni de emekçilerin sendikal haklarının baskı altında tutulmasıdır. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller tüm çalışanlar için kaldırılmadıkça işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yol almak mümkün olmayacaktır. Sendikasız uzman, sendikasız işçi, örgütsüz bir çalışma yaşamı ile emekçiler tüm olumsuzluklara açık ve savunmasızdır. Bu savunmasızlığa karşı adil yargılanma, örgütlenme, insani koşullarda bir çalışma yaşamı ve işyerlerinde emekçilerin ölmeyeceği, yaralanmayacağı, sakat kalmayacağı, meslek hastalığı riski taşımayacağı bir düzen istiyoruz.”
İş cinayetlerinin kader olmadığının bir kez daha hatırlatan Usta, iş cinayetleri sona erene, emekçilerin yaşam hakkı güvence altına alınana kadar mücadelenin devam edeceğinin altını çizdi.



