TMMOB’un düzenlediği deprem çalıştayı sona erdi: Tarım toprakları tarım yapılmak içindir, bina dikmek için değil

11.11.2019 11:56 GÜNCEL

Rıfat Kırcı - Meral Danyıldız

TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu (İKK) tarafından düzenlenen Deprem çalıştayı bugün saat 10.30’da Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde gerçekleştirildi.

Çalıştay'da İstanbul’da yaşanan 5.8’lik depremin ardından kamuoyunda cevaplandırılması gereken sorulara ve büyük İstanbul depremine karşı alınabilecek önlemlere değinildi. Çalıştay'ın ikinci oturumunda, depremin olası zarar ve etkileri üzerine duruldu. Çalıştay'ın üçüncü ve son oturumunda ise gerçekleşebilecek büyük depremin ardından insanların gıda ve suya erişimleriyle ilgili sunum gerçekleştirildi.

Açılış konuşması TMMOB Başkanı Emin Koramaz adına okundu. Koramaz adına yapılan açıklamada, ‘Deprem sonrasında kullanılmak üzere vergi kuruldu. Bu vergiler önce uzatıldı, 2003 sonunda da kalıcı hale getirildi. Peki toplanan vergilere ne oldu? Deprem sonrasında kullanılmak üzere toplanma alanları oluşturuldu önce. Daha sonra artması beklenen deprem toplanma alanları rant uğruna iş merkezlerine, AVM’lere, rezidans alanlarına dönüştü. Deprem sonrasında acil kullanılması gereken hastane, okullar bile depreme dayanıklı hale getirilmedi. Üniversiteler, okullar, hastaneler, bu alanların bu halde bırakılması ilerdeki rant için özel bir çalışma alanları gibi gözüküyor. TMMOB’un depremle alakalı birçok çalışması var ancak siyasi iktidar bu çalışmaları ciddiye almıyor. Depremin olası sonuçlarından siyasi iktidar sorumludur’ ifadelerine yer verildi.

İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Dr. Tayfun Kahraman ise, 26 Eylül’de meydana gelen depremin hemen unutulduğuna dikkat çekti. Kamu binalarının dahi sağlam olmadığını aktaran Kahraman, “Göreve geldiğimizden günden beri elimizden geleni yapıyoruz. 26 Eylül’ün üzerinden bir ay geçti, yine deprem konuşurken bu salonlar dolmuyor. Nasıl yirmi yıl önce Marmara Depremi’ni unuttuysak, bu zamana kadar hiçbir şey yapmadıysak, kamu binaları da aynı şekilde güçlendirilmiyor. 99 depreminden sonra yapılan kamu binaları dahi zarar gördüler. Hiçbir yapı 5.8’de hasar almaz, demek ki bu binalar zaten hâlihazırda hasarlıydılar.

Biz, İBB olarak, şu anda tamamen afet öncelikli olarak, vatandaşların içinde yaşadıkları konutları nasıl güçlendireceğimizin derdindeyiz. Bundan sonra esas amacımız rant değil, kimsenin kazanmadığı, kentin kazandığı projeler yapabilmek. 20 yılda yapılmayanı 2 günde yapma şansınız yok. O yüzden uzun bir süreç olacak bu. Bugüne kadar kentsel dönüşüm bize hep bir koyup iki alacağız şeklinde lanse edildi ama gerçeğin böyle olmadığını biliyoruz. Böyle bir dünya yok. Bugün her şey için geç olabilir ama yarın daha geç olacak. O nedenle hep birlikte bu aşamada sizlerin de destekleriyle birlikte umarız ki bu yol haritamızda başarılı olacağız. İBB olarak buradan notlarımızı kaydedeceğiz, sonuçları uygulamaya koyacağız. Fakat sizden şunu bekliyoruz ki İBB’nin kapısı bundan sonra herkese açık” şeklinde konuştu.

FİKİRTEPE'NİN HESABINI SORACAĞIZ

Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı da Fikirtepe faciasına dikkat çekti. “Bu faciayı yapanlar kimlerse, bu projeyi hazırlayanlar kimlerse, biz onun hesabını sormadan, Kadıköy’de bir taşı kaldırıp başka bir taşın üstüne koyma şansımız yok” diyen Odabaş, bir daha Fikirtepe vakasının yaşanmasına müsaade etmeyeceğinin altını çizdi. Odabaş, sözlerini şöyle noktaladı: “Kâğıt üstünde bazı şeyler çok gerçekçi olabilir fakat yaşama indiğimiz zaman o şey ne kadar gerçek orada görebiliyoruz. Adına kentsel dönüşüm denilen bina yenilemelerin ne kadar gerçekçi olduğu, ne kadar Kadıköy’ün doğasına uygun olduğunu tartışmadan yeni projeler geliştirmenin bir yararının olduğunu da sanmıyorum.”

DEPREMİN TEYİKLEYECEĞİ TSUNAMİ RİSKİ VAR

Birinci oturumun açılışını yapan İBB Deprem ve Zemin İnceleme Müdürü Kemal Duran, İlk işlerinin deprem çalışmaları konusunda faaliyete geçmek olduğunu belirtirken, şehir plancısı Nur Kardelen Öztürk şöyle konuştu: “Afetin önlenmesi toplumu hem rahatlatır hem de afet sonrası durumda insanları hazır hale getirir. İstanbul’da ‘Afet nedir?’ dediğimizde kaçınılmaz şekilde depremi görüyoruz ve bunun tetikleyeceği tsunami, taşkın riski var.

Düzce depreminde lojistik desteğin yetersizliğini gördük. Arama kurtarma çalışmaları yetersiz ve düzensizdi. Japonya, Çin gibi ülkelerde çalışmalar 70’lerde başladı. Türkiye’de ise bu çalışmalar 99 depreminden sonra başladı. Stratejik vizyon var ama uygulamaya gelince tam çerçeveler çizilmiş değil. Olası depremde İstanbul’daki binaların 3’te 1’i hasar alacak. 30 bin can kaybı öngörülüyor. İyimser bir rakam. Toplanma alanları insanların yürüme mesafesinde olmalıdır. İstanbul’da 60-70 metrekare toplanma alanına ihtiyaç var. Bu alanlar, İnsanların olabildiğince bir arada olabileceği alanlar olmalı.”

99 DEPREMİNDEN BU YANA YALNIZCA 'BİR ARPA YOL' ALINDI

TMMOB jeofizik mühendisler odası İstanbul şube üyesi Haluk Eyidoğan, bazı üniversitelerde jeofizik mühendisliği bölümlerinin kapatılma noktasına geldiği konusunda uyarılarda bulundu.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna ise, 99 depreminden bu yana yalnızca ‘bir arpa yol’ alındığına vurgu yaparak yapılan ihmalleri sıraladı: “99 depreminde depremin toplam maliyetinin 20 milyar doları bulduğu tespit edildi. İstanbul 17 Ağustos depremini sert yaşayan kentlerden biri oldu. Depremin merkez üssüne 100 kilometrelik bir uzaklıkta olmasına rağmen 3 binden fazla yapı ağır hasar gördü. Bine yakın İstanbullu hayatını kaybetti. Ülke topraklarının yüzde 66’sı 1. ve 2. derece deprem kuşakları üzerinde. Ulusal Deprem Konseyi Raporu’nda ve Deprem Şurası’nda meslek odalarınca düzenlenen bilimsel etkinliklerde ulusal seferberlikle ülkenin yapı stokunun 15-20 yılda iyileştirilebileceği, yapıların güvenli hale getirilebileceği aşikâr. Özhaseki’nin 2017’nin temmuz ayında yaptığı bir basın toplantısında, yapı stokunun iyileştirilmesi için en az 15 yıla ihtiyaç olduğunu belirtmiş olması, ‘Bir arpa boyu yol alındı’ iddiasını destekler içerikte. İPKB’nin güçlendirdiği 1000 civarında okul var. Fakat İstanbul’da toplam 6 bin 127 okul binası bulunuyor. Fark hâlâ kapanmayacak kadar açık. Olası bir İstanbul depreminde çocuklarımızın can güvenliği tehlike altında. Vehametin diğer yüzü de hiç şüphe yok ki konutlar. Her ne kadar İstanbul için sağlıklı bir yapı envanterinden söz edilmese de, İstanbul’da ir milyon konutun güvenli olmadığı, bir başka ifade ile kaçak, ruhsatsız olduğu, mühendislik hizmeti almadan üretildiği, herhangi bir denetim mekanizmasına tabi olmadığı, sadece bizler tarafından değil hükümet yetkilileri tarafından da kabul edildi.”

DEPREMİN YIKICILIĞI ARTTIRILIYOR

Oturumun son konuşmacısı Mak. Müh. Odası İstanbul Şube YK Üyesi Seyfettin Avcı da, “Marmara depremi üzerinden 20 yıl geçti. Gelecek için bir şeyler yapılmadığı kaygısını yaşıyoruz. Hastane, okul gibi kamu binalarında önlem alınmamıştır. Milyonlarca insan kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Büyük İstanbul depremin beklendiği Marmara Bölgesi’nde doğal gaz boru hatları akaryakıt istasyonları, tüp, gaz, satış bayileri bir arada bulunmaktadır. Bu yapıların birbirine yakınlık mesafesi mevzuatlarda yer almalıdır. Bunlara yönelik hiçbir önlem alınmadığı bir gerçektir. Su yatakları ile yeşil alanlar arasındaki bağın kalkması, hızlı yapılaşma gibi çalışmalar depremin deprem yıkıcılığını artırmaktadır” dedi.

Deprem Çalıştayı’nın ikinci oturumunda depremin olası zarar ve etkileri üzerine duruldu. Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şube YK II. Başkanı Can Akın, yapılaşma yapılırken zemin çalışmalarının önemine dikkat çekti. ‘Benim oturduğum konutun zemini kaya. Onun için de oturduğum bina sağlamdır’ anlayışının yanlış olduğunun altını çizen Akın, her kayanın sağlam olmadığını belirtti. İstanbul’da farklı zemin koşulları olduğunu, bu zeminlerin kendine has davranışları olduğunu söyleyen Akın, “Zeminde en önemli faktörlerden biri yeraltı suları. Yapılaşmaya gidilirken zemin etütleri yapılmasının hayati önemi var” dedi.

'METRO TÜNELLERİ TAKİP EDİLMELİ'

Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi adına konuşan Selim Akyıldız ise olası depremde tünellerin ne durumda olacağına değindi. Metro, karayolu ve kanalizasyon gibi pek çok tünelle şehrin örülü olduğunu hatırlatan Akyıldız şöyle konuştu:

“Ulaşım alanlarını yeraltına kaydırmak hız ve zaman kaybı yaşamadan ulaşımı sağlamak için önemli. Bununla ilgili 6 proje vardı ama durduruldu. Metro tüneli inşası sırasında yaşanan göçük nedeniyle 2 işçi yaşamını yitirdi. Yakın zamandaki deprem olayında bazı şeyleri hatırlamamız gerekiyor. Metro tünellerinin yaratabileceği sakıncalar var. Geçmişte Güney Kore’de çıkan bir metro yangınında 160 kişi yaşamını yitirmişti. İstanbul tünelleri için kaya özelliklerine bakılmış. İstanbul’da tünellerin en fazla 1 ay tahkikatsız ayakta kalabileceğini göstermiştir. Deprem sırasında metrolar çekme ve sıkıştırma gibi kuvvetlerle karşılaşacak. Bu deformasyonlara yol açar. Tünel projelerinde incelenen projelerin depremselliği dikkate alınmalı. Tünel yapıldıktan sonraki süreçte tünel hareketleri sürekli takip edilmeli. Doğaya karşı bir iş yapılıyor doğanın da buna bir tepkisi olacaktır. Onları önceden bilmek tahmin etmek gerekiyor. Şu an durdurulan metro çalışmalarının takip edilip edilmediği şüpheli. Bunlar mutlaka takip edilmeli ve kayıt altına alınmalı. Yer altında özellikle su önemli bir problem. Suyu kontrol altına almamamız gerekiyor.”

'RANTSAL DEĞİL İNSAN YAŞAM ODAKLI KENTSEL DÖNÜŞÜM'

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube üyesi Dr. Eren Yıldız Geyhan ise İstanbul’un zeminsel, yapısal ve yapısal olmayan konularda tehlike barındırdığını söyledi. Depreme ait risklerin kontrol altına da alınabileceğine vurgu yapan Geyhan, şu ifadeleri kullandı: “Deprem sonrasında gerçekleşen tehlikelerden biri olan asbeste dikkat çekeceğiz. Asbest yapı malzemesi olarak da kullanılıyor. Çatı kaplamalarında çoktur. Duvar kirişlerinde varır, boru ve kazanların izolasyonunda da kullanılır. 1983 ve 2000 yılları arası 500 bin ton asbst yapı malzemelerinde kullanıldı. Asbest ciddi sağlık etkileri vardır. Kansere neden olabilen ciddi bir malzemedir. Birçok ülkede yasaktır. Dünya sağlık örgütü her yıl 107 bin kişinin asbste maruz kaldığı için kanser olduğunu belirtiyor. Asbest kaynaklı kanserler geç fark ediliyor. 2010 yılında yasaklandı ama hala 500 bin ton asbestli malzeme kullanılıyor. Asbestin kullanıldığı malzeme kırılmaya maruz kalınca asbest ortama yayılıyor. Özel koşullarda ortamdan uzaklaştırılması gerekiyor. Günümüzde birçok bina asbestli malzeme barındırıyor. Herhangi bir deprem durumunda asbest mağduriyetini şu an tahmin edemiyoruz. Çalışmaları devam ediyor. Çözüm önerisi olarak rantsal değil insan yaşam odaklı kentsel dönüşüm diyoruz.”

Kimya Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinden Prof. Dr. M. A. Neşet Kadırgan da, “Depremin yıkım maliyeti farklı kaynaklarda 10 milyar dolar deniyor. Yalnız hasar alan sanayinin üretim yapamamasından kaynaklanan zarar 20 milyar doları geçiyor. Zararın çocuğu sanayinin çalışmamasından kaynaklı” dedi.

'DEPREM ÇANTAMIZDA HAFİF VE SAKLANABİLİR GIDALARI TAŞIMALIYIZ'

TMMOB ve İKK'nin düzenlediği Deprem Çalıştayı’nın son oturumunda söz alan Gıda Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi II. Başkanı Celal Selçuk Esen her an gerçekleşebilecek büyük depremin ardından insanların gıda ve suya erişimleriyle ilgili sunumunu gerçekleştirdi. Esen, deprem çantasında nasıl gıdalar taşınması gerektiğine dair önemli bilgiler verdi. Deprem sonrası yurttaşlara gıda ve su hizmetlerinin ulaşılması konusunda gerekli çalışmaların ve hazırlıkların yapılması gerektiğini vurgulayan Esen şu ifadeleri kullandı:

“Hafif ve saklanabilir gıdaları deprem çantamızda taşımalıyız. Hazır ve pişmiş gıdalar da olmalı. Depremden sonra bazı aşamalar vardır. İlk iki saatte kurtarabildiğimiz insanlara sıcak içecek vermek önemli. Örneğin çay verilebilir. Kurtarılanlardan başka afette çalışan insanların da beslenmesi önemli bir adım. İlk iki gün ise insanlara önceden hazırlanmış depolarda stoklanmış hazır, paketli, kuru gıdaların verilebilmesidir. Bunlar kolay tüketilebilir. İki ile on gün arasında ise kamunun da hazırlıklarını daha düzenli yaptığı aşamalara geçiyoruz. İnsanların toplu şekilde yemek yiyebileceği alanlar artık bu noktada bulunabilmeli. Artık yardımlar, kamunun da daha sistemli olduğunu varsayarak insanların kendi yiyeceklerini yapabilme durumuna gelmesi lazım. Sistemlerde bazı başka önemli vurgular da var. Gıda malzemelerinin o bölgedeki insanların kullanımına uygun olması gerekiyor. İnsanların alışık olması ve kabul etmesi çok önemli. Yurtdışından gelen konserveler de içinde domuz yağı vardır sebebiyle tüketilmiyor. Bunlar dikkat edilmesi gereken noktalar.”

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi adına konuşan Prof. Rahmi Nurhan Çelik ise gökdelenlerin, boğaz köprülerinin denetlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Son depremde gökdelen ve köprülerin ne durumda olduğuyla ilgili herhangi bir çalışmanın ve fikrin olmadığını aktaran Çelik “Depremi unutarak kurduk şehirleri. Daha şeffaf kamu yönetimlerine yelken açmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

'TARIM TOPRAKLARI TARIM YAPILMAK İÇİNDİR, BİNA DİKMEK İÇİN DEĞİL'

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi YK üyesi Murat Kapıkıran ranta ve doğa talanına dikkat çekerek şöyle konuştu: “Kapitalizm tüm doğayı tahrip eden ve mülk edinen bir anlayışa sahip. Kapitalist doğa sömürüsü anlayışı da deprem gibi afetlerin yıkıcılığını beraberinde getiriyor. Tüm doğa metalaştırılmış ve insanlar da doğaya önlem almaya çalışıyor. Tarım arazilerine inşaat yapma dünyanın birçok yerinde yasak. İşin özü tarım topraklarına bina yapmamakla başlıyor. Buraya bina değil tarım yapılır. Doğa da bunu yıkıyor. Dünya genelinde 150 yılda bereketli tarım yapılan toprağın yarısı yok edilmiş. Tarımsal toprak kentleşme baskısıyla tarım yapılabilme özelliğini kaybetmiş. Bir de tüm bunların üstüne yapılaşmayı eklediğinizde artık insanın yaşayabileceği bir tarım alanı ortadan kalkıyor. Deprem faylarının olduğu bölgeler mineral ve organik bakımından çok önemli. O yüzden daha fazla kâr elde etme hırsı bu bölgelerin kullanılmasını sağlıyor. Depremle birlikte meydana gelen zemin göçmesi ekolojik yapıyı önemli biçimde etkiliyor. Tarım toprakları tarım yapılmak içindir, bina dikmek için değildir.”