Google Play Store
App Store

Verdi’nin zamansız operası La Traviata, yepyeni bir tasarımla sahneleniyor. Recep Ayyılmaz’ın yönettiği yapıt; 19’uncu yüzyıl Fransız toplumunu yerip, bir kadının gösterdiği yüksek fedakârlığı anlatırken toplum baskısının çelişkilerini sahne üzerinde somutlaştırıyor.

Toplum baskısına karşı La Traviata
Fotoğraflar: Murat Dürüm

Deniz Burak BAYRAK

Bazı yapıtlar zamansızdır; o yüzden ‘klasik’ sıfatını taşır. Yazılışının, bestelenişinin, yaratılışının ve prömiyerinin üzerinden 100 yıl da geçse hikâyesi, taşıdığı anlam hep diridir, tazedir. Giuseppe Verdi’nin ‘verismo’ yani ‘operada gerçekçilik’ akımının nadide örneklerinden olan eseri La Traviata da zamana kafa tutan eşsiz başyapıtlardan.

Alexander Dumas (oğul)’nın Kamelyalı Kadın romanından esinle bir şahesere dönüştürdüğü opera şimdi İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) tarafından etkileyici bir sahneleme ile dönemin Fransız toplumsal yapısını yererken bir kadının yaşadığı ötekileştirmeyi, aşkının imkânsızlığını ve takdire yaraşır fedakârlığını yüreklerimizde duyumsatıyor. Yapıtın dokunaklı librettosunu kaleme alan ise Francesco Maria Piave.

Rejisör Recep Ayyılmaz ve Violetta Valéry’ye yaşam veren soprano Hale Soner, BirGün okurları La Traviata’nın benzersiz atmosferini kavrayabilsinler diye sorularımızı yanıtladılar. Ayyılmaz, La  Traviata’nın neredeyse her yönetmenin sahneye koymayı arzuladığı bir opera olduğunu düşünüyor. Eserin müzikal, teatral ve edebî anlamda çok zengin ve değerli oluşu onun her seferinde farklı derinlikler yakalamasını sağlamış. Hazırlanırken öne çıkarmak istediği temaya ilişkin, “Ana temayı edebiyatın roman türünden yola çıkarak düşündüm. Dumas (oğul)’nın dünya edebiyatına kazandırdığı bu kadın hikâyesinin opera ile birlikteliğinin altını çizmek, biraz didaktik olmak istedim” diyor.

İNSAN ÂDETA TOZ ZERRESİ

İstanbul’daki La Traviata temsilinin öteki temsillerden en dikkat çeken farkı sanıyoruz ki dekoru. Çağda Çitkaya’nın büyük boyutlarda hazırladığı kitap, iskambil kâğıtları, heykel ve yatak gibi unsurlar dünyanın büyüklüğü karşısında insanın bir toz zerresi gibi küçük oluşuna mı atıfta bulunuyor? Ayyılmaz şöyle yanıtlıyor: “Ne yapmak istediğimi anlamış olmanıza çok sevindim. Doğrudur; insanın aslında ne kadar çaresiz ve zavallı olduğunu, koca evrende bir ‘hiç’ olduğunu, hele uçlardaki duygulara tosladığında -tıpkı aşk, hayal kırıklığı gibi- nasıl davranışlar sergileyebileceğini, âdeta toz zerresi hâline dönüşebileceğini düşündüm.”

Violetta’nın portresi, başta çizilenle sonda aynı tonda ilerlemiyor. Gösterdiği fedakârlığın yaşattığı dönüşümü Ayyılmaz nasıl ve hangi unsurlarla yansıtmaya çalıştı? Violetta rolünün, oyun akarken farklı oyunculuklara bürünmesi gerektiğini belirten Ayyılmaz, “Açılışta çocukluk travmasından ötürü erkekleri iten popüler kurtizanın aşk başa gelince ne hâllere geldiğini etap etap aktristlik adına görmeliyiz. Tüberkülozunu da unutmayalım” diyor.

∗∗∗

İNSANLIK HER DÖNEM ORTAK DUYGULARI PAYLAŞIYOR

Violetta Valéry’yi unutulmaz ve yetkin bir performansla canlandıran soprano Hale Soner, aryaları -özellikle koloratür kısımları- seslendirişi ile Violetta’nın duygusal ve ruhsal aurasını kusursuz bir netlikle gözler önüne serdi. Violetta’yı ilk kez canlandırmayan Soner, profesyonelliğini uzun ve azimli çalışma yaşamına borçlu olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Başarının; rolü ne kadar benimsediğinizle, rolün seyirciye geçmesiyle, kendinden bir parça bulmasıyla ve eserin dramaturjik açıdan derinlikli çalışılmasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum.” Soner, “Hayata anlam veren gerçek aşktan yoksun bir kadın var. Her ne kadar farklı dil, din ve kültür sınırları içinde olsak da insanlığın her dönemde paylaştığı ortak duygu durumu aslında” diyor. Soner’in son sözleri “Bir kadın olarak, hangi şartlar dâhilinde olursa olsun herhangi bir kadına psikolojik ya da fiziksel şiddet uygulanmasının ve toplum baskısının karşısındayım” oluyor. La Traviata’yı 3 Mayıs Cumartesi günü saat 15.00’te ve 7 Mayıs Çarşamba akşamı saat 20.00’de Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda izleyebilirsiniz.